BAŞLADIM…
İşte başladım. Bende TAKA’dayım sevgili dostlar. Bundan böyle, elim yettiğince kalemim döndüğünce sizlere bu köşeden sesleneceğim. Sancak ailesinden “ciddi” teklif geldiğinde hiç tereddüt etmedim. Çünkü Yusuf Turgut’tan başlayarak tüm eski yaz
İşte başladım.
Bende TAKA’dayım sevgili dostlar.
Bundan böyle, elim yettiğince kalemim döndüğünce sizlere bu köşeden sesleneceğim.
Sancak ailesinden “ciddi” teklif geldiğinde hiç tereddüt etmedim.
Çünkü Yusuf Turgut’tan başlayarak tüm eski yazı dostlarım burada idi.
Artık haftanın üç günü, Pazartesi-Çarşamba-Cuma, sizlerle birlikte olacağız.
Tanımayanlarınız olabilir.
Basında 76-77 yılları arasında rahmetli Ömer Güner’in çırağı olarak tozlu yollarda koşturdum.
94’de Türksesi’nde rahmetli Ayhan Kıyak abimizin kalem uzatması ile köşe yazarlığına başladım, iki yıl sonra Karadeniz’e transfer oldum.
On yıl İskenderpaşa Mahallesi Muhtarlığı, Trabzon Muhtarlar Derneği Başkanlığımda da hiç kalemim susmadı.
2004’de belediye meclis üyeliğine ardından da başkan yardımcılığına seçilmemden sonra bir müddet ara verdiğim yazılarıma 2009’da belediyeden malulen (seçim malulü) emekli olunca yine aynı gazetedeki köşeme döndüm.
2010 yılında ise değerli dostum Hasan Kurt’un gazetesi Kuzey Ekspres’te başlayan serüven yaklaşık iki sene sürdü.
Gazetedeki son yazılarımı Trabzon nostaljisine ayırmıştım.
Bayağıda olumlu tepkiler almıştık.
O yazı dizisini ve benim yıllardır üzerinde durduğum iki kitap konusu hakkında rahat düşünüp hazırlık yapmak için kendime zaman ayırmaya karar vermiştim.
İki kitap ve bir yazı dizisi ile ilgili hazırlıklarım devam ediyor.
Tüm bunlar olurken okuyucularımızdan da ayrı olmayı göze alamadım.
Çünkü içinde bulunduğum kitap/yazı dizisi hazırlığı epeyce vaktimi alacaktı.
Bu konuda yardımlarını esirgemeyen tarihçi Veysel Usta “Acele işe şeytan karışır. Aman acele edip bir an önce kitap çıkarayım deme. Senin araştırman Trabzon’da hiç yapılmamış. Tüm belge bilgileri değerlendir, eksik olmasın” deyince çalışmalarımı zamana bıraktım.
Ve sizlerle bugün buluştuk.
Tam beş aydır kalem tutmamıştım.
Klavye bile ne oluyor buna diyor.
Müdürüm Yusuf Bey de bağırıyor “çabuk yolla yazılarını”…
İşte geldik bugünkü yazıların sonuna.
Sahi bugün 21 Aralık.
Maya takvimine göre tarihin son yaprağı.
Ölmezde sağ kalırsak Pazartesi yine buradayız canlar.
Sağlıcakla kalın.
galaylı gazan..........
Nazi Almanya’sında papaz Martin Niemöller’in günlüğünden: “Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim. Sonra beni almaya geldiler; benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.”
Şirince’nin Kerameti
Bir tuhaf milletiz vesselam. Geçenlerde Ataman Abi (Ahmet Celal) “gel bizim köye gidelim oralara bişey olmaz” dedi. Güya Maya inanışına göre, şuanda ortalıkta görülmeyen hayali Marduk gezegeni dünyaya çarpacak ve kopacak kıyametten dünyada iki yer etkilenmeyecekmiş. Biri Şirince köyü, diğeri Fransa’daki Bugarach köyü. Hz. İsa bu iki köyde olanları kurtaracakmış...! Şirince, İzmir’in türlü türlü meyve şarapları ile ünlü bir Rum köyü. Hani Godfather’daki Vito Corleone’nin annesinin öldürüldüğü Sicilya kasabasını andıran ufacık yer. Hadi diyelim kıyamet koptu ve dünyada 6.999.995.000 kişi öldü (nüfusu 7 milyar alınız). Naapacaksınız ulan geri kalan 5 bin kişi? Bir kere Recep Tayyip yok, Volkan Abi yok, Atom Karınca yok… Çekilmez valla o dünya. Buyurun size kendimden bir Maya atasözü: “İçme Şirincenin suyundan/ Ürkütürsün Mayaları/ Kıyametten kaçılır mı/ Ulan Allahın manyakları”… Ataman abinin köyüne, Gümüşhane, Yağlıdere’ye mi gitseydik ya…
Yaprakları Süpürmeyin…
Ayıptır söylemesi sabahları yürürüm. Öyle az buz değil. Tamı tamına 5 kilometre. Her sabah yaprakları süpüren bir yığın belediye park bahçeler personeli ve onların kısım kısım topladıklarını silip süpüren motorize araca rastlarım. Büyük bir ses eşliğinde en ufak bir yaprağa kadar süpürür o araç. Yıllar önce spor karşılaşması için Fransa’nın Lille kentine gitmiştik. Otobüsümüz bize kent turu yaptırıyor. Otomobillerin gidişatının gerisindeki tüm kaldırımlar yapraklarla dolu. Ne süpüren var, ne de rahatsız olan. Kafam attı. Öndeyim, tercümanımız Ragıp’a (Pirselimoğlu) söylendim. “Buranın belediyesi hiç çalışmıyor! Yerler çok pis.” Söylediklerimi şoföre tercüme eden Ragıp bana dönüyor: “Başkanım, şoför diyor ki, her Fransız sonbaharı yaşamak ister…” Biz niye sonbaharı doya doya yaşamıyoruz ki?
Atom’un Kara/Parası…
Geçtiğimiz günlerde bizim Atom Karınca gürlemiş: Denizi kara, karayı para edecem… (mealen). Ey benim güzel Atomum, onu yıllar önce Rize Belediye Başkanı Ekrem Orhon’da (1963-1973) söylemişti. Ama her sel bastığında Rize halkı olarak ruhuna El Fatiha okunuyor (toplu olarak). Güzelim denizden nedir alıp veremediğiniz anlamıyorum. Bak bir daha söyleyeyim. Denizlerin öcü hiç bitmez. Elbet bir gün ondan aldığınız yeri tekrar geri alır. Sahi hiç düşündünüz mü? Türkiye’nin yüzölçümü bu kadar dolgu heveslilerine rağmen niye yüzyıllardır 814.578 km2..? Ahhhh… Ah. Sakalımız yok ki sözümüz dinlensin. Toprak Dede’de bağırıyor her sene Kıbrıs kadar toprak heyelana gidiyor diye. Dede bir de dolduranları görebilsen…
Kamil Sönmez
Kamil Sönmez’i ebediyete uğurluyoruz. Sizi bilmem ama ben Kamil Hocanın siyah beyaz TV’lerden, TRT’nin programlarından, hastasıyım. Bizim Süreyya Davulcuoğlu ile birlikte favorilerimizdendi… Işıklar içinde olsun.
Atatürk İsmine Allerjisi Olanlar!
Helal olsun demekten başka çaresi yok! Ama bizim suskun arkadaşlara ne demeli bilmiyorum. Allem ettiler kalem ettiler koca Rize stadyumunu yıktılar yerine süper bir stat inşa ettiler. Yıkılan stadın ismi neydi? Rize Atatürk Stadyumu. Yenisi ne oldu? Recep Tayyip Erdoğan Stadyumu… Bizim derin Atatürkçülerden aylardır ses var mı? Duyamadım…
Bizim Ahmet’in Derdi!
Geçenlerde bizim Ahmet yolumu kesti. “Ahan Muhtar’ım Nüfus cüzdanım” dedi. “Hayırdır Ahmet?” diye sordum. Ahmet “Bak burada ne yazıyor? Ahmet Kör. Benim adımı da verebilirsin Muhtarım. Yaz beni, de ki: ‘Bizim Ahmet diyor ki, Şenol hoca mahdumlarını toparlayıp ne zaman -Onursal Hoca- unvanıyla köşesine çekilecek?”… Valla ahan bende yazdım. Elçiye zeval olmazmış…
Kayıp
Öyle sihirbazdın ki,
Beni bile kaybettin... Cemal Süreya
İyi Geçinmek
İyi geçinmek,
İki kişinin kusursuz olmasıyla değil,
Birbirlerinin kusurlarını hoş görmesiyle olur... Oğuz Atay
Kar Tanesi
Düşen bir çığda,
Hiçbir kar tanesi,
Kendisini olup bitenden sorumlu tutmaz… Oscar Wilde
Katil
Çektirme,
Öldür beni,
Öldürmezsen katil sayılırsın… Franz Kafka - Milena'ya Mektuplar
Bunlar da ilginizi çekebilir