Kazım Koyuncu Vefatının 21. Yılında Anılıyor
Müzisyen, söz yazarı, oyuncu ve aktivist kimliğiyle tanınan Koyuncu, kısa yaşamına yalnızca unutulmaz şarkılar değil, güçlü bir duruş ve geniş bir kültürel miras da sığdırdı. Artvin’in Hopa ilçesine bağlı Yeşilköy’de dünyaya gelen sanatçı, Karadeniz ezgilerini rock müzikle buluşturarak kendine has bir tarz oluşturdu. “Dido”, “Viya!”, “Hayde” ve “Gülbeyaz” dizisi için hazırladığı müziklerle hafızalara kazınan Kazım Koyuncu, cesur sözleri, çevre duyarlılığı ve hayata bakışıyla bugün de unutulmayan isimler arasında yer alıyor.
Kazım Koyuncu’nun çocukluğu Hopa’da geçti
Kazım Koyuncu, resmi kayıtlara göre 10 Mayıs 1972 doğumlu olsa da 7 Kasım 1971’de Artvin’in Hopa ilçesine bağlı Yeşilköy’de dünyaya geldi. Cavit ve Hüsniye Koyuncu çiftinin 6 çocuğundan beşincisi olan Koyuncu, Karadeniz’in doğası, dili, kültürü ve masalları arasında büyüdü. Çocukluk yıllarında babaannesinden dinlediği masallar, onun hayal dünyasını besledi. “Kemençeci Yaşar” olarak bilinen Yaşar Turna’dan duyduğu türküler ise Karadeniz müziğiyle erken yaşta bağ kurmasını sağladı. Babasının kitap okuyan bir insan olmasının kendisi üzerinde etkili olduğunu söyleyen Koyuncu, daha küçük yaşlarda söze, müziğe ve düşünceye yakın bir hayatın içinde yetişti.
Babasının aldığı mandolin müzik yolunu açtı
Kazım Koyuncu’nun müzikle ciddi anlamda tanışması, ortaokul yıllarında babasının aldığı mandolinle başladı. 1989 yılında köyünden ayrılarak İstanbul Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde eğitim görmeye başlayan sanatçı, üniversite yıllarında müzik çalışmalarına ağırlık verdi. 1992 yılında Ali Enver ile birlikte “Dinmeyen” grubunu kurarak profesyonel müzik yaşamına adım attı. Daha sonra eğitimini yarıda bırakarak tamamen müziğe yönelen Koyuncu, tiyatro oyunlarına müzik hazırladı ve Karadeniz müziğini rock tınılarıyla buluşturan özgün bir tarz geliştirdi. Bu yaklaşım, onun müzik dünyasında farklı bir yerde konumlanmasını sağladı.
Zuğaşi Berepe ile Karadeniz müziğine yeni soluk getirdi
Kazım Koyuncu, arkadaşlarıyla kurduğu Zuğaşi Berepe grubuyla Karadeniz müziğinin sınırlarını genişleten önemli çalışmalara imza attı. Grup, 1995 yılında “Va Mişkunan” adlı ilk albümünü, 1999 yılında ise “İgzas” adlı ikinci albümünü yayımladı. Aynı dönemde Dinmeyen grubuyla üretimlerini sürdüren Koyuncu, 1996 yılında “Sisler Duvarı” albümünü hazırladı. Onun müziğinde yalnızca ezgiler değil, Karadeniz’in çok dilli ve çok kültürlü yapısı da güçlü şekilde hissedildi. Türkçenin yanı sıra Hemşince, Lazca ve Gürcüce eserlere yer vermesi, Koyuncu’nun bölgenin kültürel çeşitliliğini müziğine taşıyan özel bir sanatçı olarak anılmasını sağladı.
Dido ve Gülbeyaz geniş kitlelere ulaşmasını sağladı
Kazım Koyuncu’nun ilk solo albümü “Viya!”, 2001 yılında müzikseverlerle buluştu. Albümde yer alan “Dido” adlı şarkı, kısa sürede dinleyicilerin hafızasında özel bir yer edindi. Karadeniz müziğinin sert, hüzünlü ve coşkulu yapısını kendine özgü yorumuyla birleştiren sanatçı, bu albümle geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. 2002 yılında yayınlanan “Gülbeyaz” dizisinin müziklerini hazırlaması ise Koyuncu’nun tanınırlığını daha da artırdı. Konser programları yoğunlaşan sanatçı, 2004 yılında ikinci solo albümü “Hayde”yi çıkardı. Böylece Kazım Koyuncu, Karadeniz müziğini yalnızca bölgesel değil, Türkiye genelinde güçlü bir duygu dili haline getirdi.
Ha kanser ha konser sözü hafızalara kazındı
Kazım Koyuncu’ya 2004 yılında akciğer kanseri teşhisi konuldu. Doktorların dinlenmesi yönündeki tavsiyelerine rağmen sahneden kopmayan sanatçı, konser vermeyi sürdürdü. Son konserini 4 Şubat 2005’te Taksim’deki Yeni Melek Gösteri Merkezi’nde veren Koyuncu’nun o gün söylediği “Ha kanser ha konser” sözü, sevenlerinin hafızasında derin bir iz bıraktı. Bu söz, onun müziğe ve hayata olan bağlılığının simgelerinden biri haline geldi. Kazım Koyuncu, tedavi gördüğü hastanede 25 Haziran 2005’te, henüz 33 yaşındayken hayatını kaybetti. Cenazesi, doğduğu Yeşilköy’deki köy mezarlığında toprağa verildi.
Şair Ceketli Çocuk sözleriyle de iz bıraktı
Kazım Koyuncu, geniş kitleler tarafından “Şair Ceketli Çocuk” lakabıyla tanındı. Bu lakabın hikayesini anlatırken çocukluk yıllarında şiirle ilgilendiğini ve İstanbul’a gelirken bir “şair ceketi” yaptırmak istediğini dile getirmişti. Koyuncu, sadece şarkılarıyla değil, düşünceleriyle de hafızalarda yer etti. Gençlerin hayallerine ve cesaretine büyük önem veren sanatçı, hayatı ileriye taşıyan şeyin hayaller olduğunu, bu hayalleri gerçekleştiren gücün ise cesaretle mümkün olduğunu vurguladı. Doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen tavrı, onu yalnızca bir müzisyen değil, aynı zamanda güçlü bir karakter ve toplumsal duyarlılık sahibi bir isim haline getirdi.
Trabzonspor sevgisi ve hayata bakışı unutulmadı
Kazım Koyuncu’nun Trabzonspor’a bakışı da onun dünyaya karşı duruşunu yansıtan önemli başlıklardan biri oldu. Sanatçı için Trabzonspor’u tutmak yalnızca yöresel bir aidiyet değil, güçlü olana karşı koyan, statükoyu sarsan ve mazlumun yanında duran hayali bir kahramana duyulan sevgiydi. Koyuncu’nun sözlerinde doğaya, yollara, çocuklara, annelere, babalara, şarkılara ve dünyaya karşı derin bir duyarlılık vardı. Savaşlara, katliamlara, yoksulluğa, kültürünü kaybeden toplumlara ve çevre felaketlerine karşı duyduğu tepki, onun sanatçı kimliğinin ayrılmaz parçasıydı. “Her şeye rağmen yeryüzünde şarkılar söyledik” düşüncesi, onun yaşam felsefesini özetleyen en güçlü ifadelerden biri olarak hafızalarda kaldı.
Müziği ve mücadelesi yaşamaya devam ediyor
Kazım Koyuncu, müziğinin yanı sıra çevre ve toplumsal konulardaki duyarlılığıyla da tanındı. Karadeniz’in doğasına, kültürüne ve insanına sahip çıkan tavrı, onu sevenleri için farklı bir yere taşıdı. Ölümünün ardından düzenlenen konserler, anma etkinlikleri ve yazılan eserlerle Koyuncu’nun hatırası yaşatılmaya devam ediyor. Paluri Arzu Kal Demirçi’nin kaleme aldığı “Şair Ceketli Çocuk: Kazım” adlı kitap da sanatçının yaşamına, dostluklarına ve bıraktığı izlere ışık tutan önemli çalışmalardan biri oldu. Bugün Kazım Koyuncu, yalnızca geçmişte kalmış bir sanatçı olarak değil, şarkıları ve sözleriyle yeni kuşaklara ilham veren bir isim olarak anılıyor.