Atılım Üniversitesi’nden Türk bilim insanı pandemilerdeki "Hazırlık Paradoksu"nu çözen yeni yöntem geliştirerek Dünya literatürüne girdi.
Atılım Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Tevfik Bulut'un, ülkelerin salgınlara karşı hazırlık kapasitelerini ölçmek ve literatürdeki "Hazırlık Paradoksu"nu çözmek amacıyla geliştirdiği matematiksel model, biyogüvenlik alanında dünyanın önde gelen otoritelerinden özel davet alarak uluslararası literatüre girdi.
Bilim dünyasında mevcut bir veriyi analiz etmenin ötesine geçerek, o verinin nasıl analiz edileceğini belirleyen yeni ölçüm araçları geliştirmek akademik üretimin en zorlu aşamalarından biri kabul ediliyor. Genellikle büyük araştırma grupları tarafından yürütülen bu yöntem geliştirme süreci, Atılım Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Tevfik Bulut tarafından bireysel bir çalışmayla hayata geçirildi.
Üst düzey akademik çalışmaları nedeniyle 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun Ek 46. maddesi uyarınca Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından "Nitelikli Araştırmacı" statüsüyle desteklenen Dr. Bulut, küresel sağlık güvenliği alanındaki önemli bir ölçüm sorununa çözüm getirdi.
"Hazırlık Paradoksu"na dinamik çözüm: Biyorisk Odaklı Dalga Boyu Modelleri
COVID-19 pandemisi döneminde, kağıt üzerinde en hazırlıklı ve ekonomik açıdan gelişmiş görünen ülkelerin pratikte ağır kayıplar yaşaması, literatürde "Hazırlık Paradoksu" olarak tanımlanmıştı. Bu küresel kör noktayı aydınlatmak üzere yola çıkan Dr. Bulut, Biyorisk Odaklı Dalga Boyu modellerini geliştirdi.
Bu yeni yöntem, Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) ülkelerin salgın hazırlığını ölçmek için temel aldığı Uluslararası Sağlık Tüzüğü (IHR) kapsamındaki SPAR (Taraf Devletler Öz Değerlendirme Yıllık Raporlaması) sisteminin ötesine geçiyor. Ülkelerin tamamen kendi beyanlarına dayalı olan mevcut SPAR aracı, hazırlık durumunu 15 temel kapasite ve 35 sabit gösterge üzerinden statik bir kontrol listesi (yıllık anket) aracılığıyla ölçüyor.
Dr. Bulut'un geliştirdiği model ise bu hantal ve statik yapıyı kırarak; ülkelerin sağlık kapasitelerini kağıt üzerindeki anket beyanları üzerinden değil, kriz anındaki reaksiyon hızları ve esneklikleri üzerinden analiz eden dinamik bir algoritma sunuyor.
DSÖ Avrupa Bölgesi'nde 4 Yıllık Bilimsel Projeksiyon
Dr. Bulut’un DSÖ Avrupa Bölgesi'nde yer alan 34 ülkeyi kapsayan dev çalışması, 2020 ile 2024 yılları arasını tekrarlanan kesitsel analiz yöntemiyle mercek altına aldı. Oxford Üniversitesi, DSÖ ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı veri setlerini entegre eden araştırma, literatürdeki Hazırlık Paradoksu'nun altında yatan mekanizmaları ilk kez bu kadar net haritalandırdı.
Geleneksel sağlık güvenliği endekslerinin, pandemik hazırlığı kağıt üzerinde sabit bir kapasite listesi olarak değerlendirdiğini belirten çalışma, "hazırlık" kavramının krizin evrimine göre sürekli değişen dinamik bir süreç olduğunu kanıtladı. Araştırmanın yıllara göre ortaya koyduğu ezber bozan bulgular şu başlıklar altında toplandı:
2020: İlk Şok ve "Tespit Paradoksu"nun Deşifresi
Pandeminin ilk patlak verdiği 2020 yılında, laboratuvar altyapısı ve sürveyans (takip) gibi temel biyorisk kapasiteleri güçlü olan ülkelerde vaka sayılarının paradoksal biçimde daha yüksek çıktığı görüldü. Dr. Bulut'un modeli, bunun bir başarısızlık olmadığını; aksine, güçlü laboratuvar ağına sahip gelişmiş ülkelerin virüsü çok daha iyi tespit edip raporlamasından kaynaklanan "metodolojik bir hassasiyet" olduğunu ortaya koydu. Krizin bu en belirsiz ve akut fazında yaşanan ilk şoku emmek ve sahadaki epidemiyolojik gerçeği yansıtmak konusunda en doğru aracın yine bu teknik biyogüvenlik kapasiteleri olduğu bilimsel olarak tescillendi.
2021-2022: Akut Krizden "Sosyo-Ekonomik Yıpratma Savaşı"na Geçiş
Çalışmanın en çarpıcı kırılma noktası 2021 ve 2022 yıllarında yaşandı. 2021 yılında küresel aşı dağılımındaki eşitsizlik ve yüksek bulaşıcılığa sahip yeni varyantların (Delta, Omicron) devreye girmesi, pandeminin dinamiklerini tamamen değiştirdi. Araştırma, bu dönemde sahada yaşanan karmaşanın yarattığı "istatistiksel gürültü" nedeniyle, ülkelerin sadece teknik hazırlık kapasitelerine dayanan koruyucu gücünün bilimsel olarak anlamını yitirdiğini ve tüm modellerin çöktüğünü kanıtladı. 2022 yılına gelindiğinde ise pandemi, sadece tıbbi bir acil durum olmaktan çıkıp tam anlamıyla uzun süreli bir "sosyo-ekonomik yıpratma savaşına" dönüştü.
Kağıt Üzerindeki Başarının Sahada Çöküşü ve "Sistemik Dayanıklılık"
Bu yıpratma savaşının en sert geçtiği dönemlerde, kağıt üzerindeki statik hastane veya laboratuvar verileri sahadaki operasyonel başarıyı garantilemeye yetmedi. Bu aşamada başarıyı belirleyen ana unsur; İnsani Gelişme Endeksi ile ölçülen ülkelerin genel sosyo-ekonomik ve "sistemik dayanıklılığı" oldu. Geliştirilen model, mevcut uluslararası endekslerin en büyük kör noktasını da deşifre etti: Kriz uzadıkça ulusların başarısını belirleyen faktör laboratuvar envanterleri değil; siyasi liderlik, kurumlara duyulan güven, toplumsal uyum ve ekonomik sağlamlık gibi mevcut teknik endekslerin ölçemediği hayati değişkenler oldu.
2023-2024: Endemik Faz ve "Yeni Normal"in Karmaşık Dinamikleri
Pandeminin kontrol altına alınarak daha yönetilebilir bir aşamaya geçtiği 2023 geçiş döneminde, virüsle uzun vadeli mücadelede varyant takibi, bölgesel koordinasyon ve risk iletişimi gibi temel halk sağlığı işlevlerinin yeniden önem kazandığı tespit edildi. Ancak 2024'teki endemik faza (yeni normal) gelindiğinde dinamikler bir kez daha değişti ve teknik biyogüvenlik metrikleri sahadaki gerçeklikle bağını tamamen kopardı. Çalışma, pandeminin beşinci yılında ulusların performansının kriz öncesi hazırlık listeleri tarafından değil; toplum seviyesindeki hibrit bağışıklık, uzamış COVID sendromunun yarattığı ekonomik ve sosyal yük, sağlık sistemlerindeki yapısal yorgunluk ve kurumların edindiği kriz tecrübesi gibi son derece karmaşık dinamikler tarafından şekillendirildiğini ortaya koydu. Tüm bu karmaşık süreçte, İnsani Gelişme Endeksi ile ölçülen ülkelerin yapısal avantajları ve sistemik dayanıklılığı, geride kalan tek kalıcı koruyucu faktör olarak etkisini sürdürmeye devam etti.
Viroloji ve biyogüvenlik otoritelerinden özel davet
Dr. Bulut’un geliştirdiği BFW modelleri, akademik veri tabanı Scopus verilerine göre Güvenlik Araştırmaları kategorisinde dünyadaki 109 dergi arasında 6. sıraya yerleşerek en üst yüzde 94'lük başarı dilimine giren Journal of Biosafety and Biosecurity dergisinin radarına girdi.
Sıradan bir makale başvuru süreci yerine, derginin Baş Editörleri devreye girerek Dr. Bulut’a özel bir davet mektubu iletti. Çin Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi Ulusal Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü'nden Prof. Jianguo Xu ve Çin Bilimler Akademisi Vuhan Viroloji Enstitüsü'nden Prof. Zhiming Yuan, araştırmacıya gönderdikleri davette alana yaptığı üstün katkıyı uzun süredir takip ettiklerini belirttiler. Öncelikli hakem değerlendirmesinden geçen eser, uluslararası literatüre derginin yayın kurulunun daveti üzerine "Özellikli Makale" statüsüyle kazandırıldı.
Daha önce İngiltere Kraliyet Halk Sağlığı Derneğinin resmi yayın organı Public Health dergisinde pandeminin küresel büyüklüğünü hesaplayan bir yöntem yayımlayan ve aynı dergide hakemlik görevine getirilen Dr. Bulut, YÖK'ün Nitelikli Araştırmacı vizyonu doğrultusunda Atılım Üniversitesi İngilizce Hemşirelik Lisans ve Türkçe Yüksek Lisans programlarında dersler vererek geliştirdiği yöntemleri genç akademisyen adaylarına aktarıyor.
Yeni Model Dünyaya Ne Vaat Ediyor?
Dr. Bulut’un geliştirdiği bu yöntem, sadece geçmiş bir pandeminin istatistiksel analizini yapmakla kalmıyor; gelecekte ortaya çıkabilecek yeni küresel salgınlara karşı dünya devletlerine ve politika yapıcılara yepyeni bir "savunma mimarisi" vaat ediyor.
Çalışmanın küresel sağlık sistemine sunduğu temel reçeteler şunlar:
· Yanıltıcı Güven Hissine Son: Geliştirilen model, ülkelerin sadece mevcut teknik donanımlarına bakarak "biz güvendeyiz" yanılgısına düşmesini engelliyor. Gerçek bir stres testi işlevi gören bu algoritma, kağıt üzerindeki kapasitelerin hangi noktada çökeceğini önceden haber veren bir "erken uyarı sistemi" sunuyor.
· Uluslararası Endekslerin Yeniden Tasarımı: Çalışma, Dünya Sağlık Örgütü gibi küresel kurumların gelecekte ülkelerin hazırlık karnelerini hazırlarken kullanacağı yeni matematiksel altyapıyı sunuyor. SPAR gibi kriz öncesi statik beyanlara dayanan tek boyutlu kontrol listeleri yerine, krizin dinamiklerine göre esneyebilen çok boyutlu yeni nesil biyogüvenlik parametrelerinin temeli atılmış oluyor.
· Ekonomik Kaynakların Doğru Yönetimi (Çift Yönlü Yatırım): Modelin en büyük vaadi, devlet bütçelerinin nasıl harcanması gerektiğine dair sunduğu formül. Dr. Bulut, krizlere karşı "Çift Yönlü Yatırım" stratejisini öneriyor: Devletler krizin ilk şokunu atlatmak için biyogüvenlik ve laboratuvar altyapılarına yatırım yaparken; eş zamanlı olarak krizin uzama ihtimaline karşı ülkenin ekonomik sağlamlığına, eğitim düzeyine ve sistemik dayanıklılığına da aynı oranda bütçe ayırmak zorunda.
Dr. Bulut, modelin politika yapıcılara sunduğu bu yeni küresel kuralı şu sözlerle özetledi: "Araştırma, hazırlığın varılacak bir hedef değil, sürekli adaptasyon gerektiren dinamik bir süreç olduğunu göstermiştir. Gelecekteki stratejiler, sabit kapasite listelerini tamamlamaktan ziyade, kriz anında esneyebilen dirençli sistemler inşa etmeye odaklanmalıdır."
"Bilim, karanlığı aydınlatacak ışığı icat etmektir."
Çalışmasının temel hedeflerini değerlendiren Dr. Tevfik Bulut, bilimin ölçülemez denilen alanları ölçülebilir kılan yeni yöntemler inşa etmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti: "İlk çalışmamda pandeminin yıkıcı gücünü görünür kılmıştım. Bu yeni modelle ise ülkelerin bu güce karşı direnç kapasitesini matematiksel bir kesinliğe kavuşturdum. Ancak bu bireysel üretim süreci, arkasında güçlü bir kurumsal vizyon olmadan sürdürülemezdi. YÖK’ün başlattığı Nitelikli Araştırmacı programının üniversitemizde en verimli şekilde uygulanmasını sağlayan Rektörümüz Sayın Prof. Dr. Serkan Eryılmaz'a ve bizleri uluslararası standartlarda üretmeye sürekli teşvik eden Dekanımız Sayın Prof. Dr. Nurhan Bayraktar'a şükranlarımı sunuyorum. Sağlanan bu vizyoner iklim, Türk akademisinin küresel sorunlara metodolojik çözümler üretme kapasitesini artırmaya devam edecektir."