Hani bazen, cahil insanlara kızıyor “ yahu bunlar ne kadar da itaatkar, köle gibi davranmaya ne meraklılar ” diyerek eleştiriyorsunuz ya...

Hayır, eleştirmeyin!

En azından bu aralar eleştirmeyin.

Zira, emin olun cahil dediğiniz insanlar bile aydın, ileri görüşlü, özgürlükçü, bilim insanı sandıklarımızın açıklamalarıyla şoke olmuş durumdalar!

Mesela, kadın proğramı izleyicilerinin yakınen tanıdığı Bilim İnsanı Prof. Dr. Psikiyatrist Arif Verimli’nin “ Aşı olmayacakların noter işleri, tapu işleri yapılmasın. Vergi yapılandırılmasından yararlanmasın, herhangi bir derneğe üye olmasınlar, pasaportları askıya alınsın, vize verilmesin, aşı olduğunu kanıtlamayan nikah yaptıramasın.” Sözleri karşısında birçoğumuz dondu kaldı!

Avukat Cengiz Hortoğlu “ Aşı olmayan ölüme sebebiyetten yargılanabilir! Kamu kurumuna girmemeli, hatta boşanma durumunda çocukların velayeti elinden alınmalı.”

Prof. Dr. Bingür Sönmez “ Ben aşı yaptırmam diyen bir vatan hainidir!

Onlara kız bile vermeyeceğiz. Resmî dairelere giremeyecekler. Okullara gidemeyecekler. Devlet dairelerine giremeyecekler. Otobüslere binemeyecekler. Toplu taşıma araçlarına binemeyecekler.”

Bu açıklamalarda benim dikkatimi çeken, bilim adamı diye bildiğimiz despotizm faşizanları  şahısların aşıya olan hayranlıklarından ziyade kurdukları cümleler. Dikkat ederseniz -özgürlük düşüncesini- savunacağını sandığımız bu insanlar aşı dayatması altında, farklı kulvarlardan bahsediyorlar.

Biri aşı yoksa nikah yok diyor, biri vatan hainisiniz diyor, biri, çocukların velayetinden dem vuruyor, biri aşısız koca adayına kız yok diyor...

Ne yapacağız yani kızları istemeye geldiklerinde kedi-köpek sahiplerine sorduğumuz gibi “ oğlunuzun iç-dış parazit aşısı var mı “ diye mi soracağız?

İşin şakası bir yana, kademe kademe düşünülmüş, her biri farklı bir alanı temsil eden, çok geniş bir yelpazeden bakılarak özenle seçilmiş bu cümleleri dikkatlice okuduğunuzda detayı daha iyi fark edeceksiniz.

Anlayacağınız, bilim insanları cephesinde garip şeyler oluyor...

Dün “ Bağışıklığı Güçlendiren  Şifalı Bitkiler “ diyerek kitaplar yazan, yayınlayan, saatlerce televizyon proğramlarında şifalı bitkileri, yiyecekleri anlatan doktorların, bu gün “Sağlığımızı  adaçayına, ebegümecine, lavanta suyuna, sarımsağa soğana, kelle paça çorbasına emanet edemeyiz.” Türünden açıklamalar yapması sizce de tuhaf değil mi?

Kısacası; ne oldu da değiştiniz sayın doktorlar?

Günlerdir yapılan, milletin iradesini yok sayan bu açıklamalar sonrası DSÖ’nün (Dünya Sağlık Örgütü) “ Gelecekte daha da şiddetli bir salgına karşı hazırlanmalıyız. ”sözlerinin ne anlama geldiğini umarım anlamışsınızdır.

Tüm bu telaş, baskı ve kaos arasında bu gün, bir teyzemizin pazar yerine HES Kodu yok diye girememesi, polis tarafından o noktaya alınmaması bize yavaş yavaş dayatılan Digital Köleliğin en güzel örneği oldu aslında.

Küresel güçlerin “ Nüfus azaltılma planı “ dahilinde mRNA aşı sonrası, özgürlüklerimiz elimizden alınarak birer robota döndürülme aşamamızı ( ben uydurmuyorum, vakıflarıyla en büyük aşı ve nüfus azaltma destekçisi Bill Gates söylüyor) görmemiz açısından şahane bir örnekleme olan bu sahneleri hafife alır, eğer sesinizi çıkartmaz, yükseltmez ve Sosyal Medya Platformlarında tepki vermezseniz çok değil beş yıl sonra telefon ajandalarınıza kişileri adlarıyla değil, HES Kodları ile kaydedeceksiniz.

Susar ve izlerseniz Yeni Dünya Düzeninde size dayatılan dünya, böyle bir yer...

Benden söylemesi...

Bu arada takvime baktım da,  ayın 30’u olmuş. Yani, bir gün sonra YILBAŞI...

Eskiden olsa yeni yıldan bir sürü beklentim olurdu.

Artık herhangi bir beklentim yok!

Canımızı kurtarsak yeter.

Huzurla gel 2021...

Çünkü dünyanın buna gerçekten çok ihtiyacı var...