Serenderler; geleneksel Türk halk mimarisinin en karakteristik yapıları arasında yer alıyor. Usta-çırak ilişkisi içinde yetişen maharetli eller tarafından inşa edilen bu yapılar, çoğu zaman yapı sahibinin de emeğiyle hayat buluyor. Coğrafya ve iklim koşullarına göre belirlenen malzeme seçimi, bölgenin doğal dokusuyla bütünlük sağlarken; yapıların formu, köy halkının ekonomik uğraşları, inanç değerleri ve geniş aile yapısı doğrultusunda şekilleniyor. Bahçeler içinde konumlanan serenderler, komşuluk ilişkilerinin de mimariye yansıdığı nadide örnekler olarak öne çıkıyor.
FARKLI BİR GELENEĞİN İZLERİ

Karadeniz’de genellikle tümüyle ahşaptan inşa edilen yapılar, kendine özgü bir yapım tekniğini ve güçlü bir mimari geleneği yansıtıyor. Gösterişten uzak, sade ama işlevsel kırsal mimari anlayışı; Doğu Karadeniz’in sadece doğal değil, kültürel zenginliğini de gözler önüne seriyor. Gümüşhane’nin kuzeyinde yapılan araştırmalar, yerleşim ve mimarlık açısından bölgesel farklılıkların belirginleştiğini ortaya koyuyor.
MİMARI AÇIDAN AYRIŞIYOR
Yücebelen köyünde yer alan ve geçmişte evlerin yanında ya da önünde bulunan ambarlar; tahıl, un, mısır gibi gıda maddelerinin saklandığı, çatı katlarında ise özellikle mısırın kurutulduğu yapılar olarak dikkat çekiyor. Aynı zamanda gıdaları kuru bir ortamda muhafaza eden ve kemirgenlerden koruyan bu yapılar, Karadeniz’in farklı bölgelerinde Nayla, Sarender ya da Serender adıyla bilinen örneklerden mimari açıdan ayrışıyor.




