İnsanı anlamak zor. Bir taraftan dua ederken, melekten üstün olur, diğer taraftan yaptığı işlerle hayvandan da aşağı düşebilir… Öyle ye 9 yaşında bir çocuğun ırzına geçip, onu parçalayarak öldürdükten sonra çöpe atmak, hayvanın bile yapmayacağı bir şey. O zaman, insan bir yönüyle melekten de üstün, bir yönüyle de hayvandan da aşağı duruma gelebilir. Beden ve ruhtan oluşan insan, eşrefi mahlukattır. Beden bütün yaratıkların ortak özelliğidir. Ruh denilen “mana” ise, sadece insanda mevcut. Ruhu tatmin edilmiş, olgunlaştırılmış insan, insan-ı kâmil olma yolunda mesafe kat etmiştir. İnsanın kemale ermesi, onun ruhsal yönünün kemale ermesi ile mümkün. İnsanın ahlak ve erdem sahibi olabilmesi, onun ruhsal yönünün kemale ermesi ile mümkün. Ama gelin görün ki, bizim eğitim sistemimizin yetiştirdiği insanlar, hepimiz insanı hep sadece görünen yüzü ile değerlendiririz. İnsanı ya güzelliği ve gençliği ile öne çıkarır değerlendiririz, ya da elde ettiği makam, mevki, rütbe, vb. ile… İnsanın kişiliğinin ikinci planda değerlendirildiği durumlarda, insanın insan gibi davranmasına gerek olmaz. Çünkü onun davranışlarının kriteri dış görüntüsünden ibaret haline gelmiştir. Okullarda da insan yetiştirirken, insanın daha çok dış görünüşü ve salt akademik durumu ile amel etmiyor muyuz?
Halk şairi insanın ne olduğunu çok güzel özetlemiş:
“Bu âdem dedikleri el ayakla baş değil,
Âdem manaya derler, surat ile kaş değil!”
Günümüz dünyasını saran maddeperestlik, insanlığı esir almıştır. Bu durum, bir paradigmanın doğal sonucudur. İnsanı maddeye indirgeyen bu kapitalist anlayış, insanları değerlendirirken, kendini göstermektedir. Karşımızdakini hep maddi görüntüsü ve içinde bulunduğu makam ve mevkii ile değerlendirmek, onları gerçek kişilikleri ile anlamamak anlamına geldiğini, bu son yaşadıklarımızdan sonra daha iyi anlayabildik mi?  Askeriyenin en üst kademesine gelmiş birinin aklını kullanamaması, kendini mevki bakımdan daha aşağıda olan birinin emrine vermesi, bu insanın aklının kiraya verildiğinin göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Böyle birinin dış görüntüsü, bize bu kişinin saygın(!) biri olduğunu hatırlatıyor. Ama ortaya koyduğu bu akıl dışı davranış, onun mana bakımdan gelişmediğinin işaretlerini veriyor. İçinde yer aldığı bu uluslararası örgütün eğitim sistemi, insanların akıllarını kiraya vermelerini, düşünmemelerini telkin ediyor. Oysa Allah, sürekli, insana hitaben “Aklınızı kullanmaz mısınız?”, “Düşünmez misiniz?” diye soruyor. İnsan olmanın en önemli kriterlerinden biri, aklını kullanmak ve düşünmektir. İnsanları değerlendirirken makam ve mevkiini düşünmek yerine, söz konusu kişinin “akıllı” olup olmadığını düşünmek daha akıllıca bir tutum olacaktır.
Şöyle bir şey aklımıza gelebilir: “Nasıl oluyor da koskoca bir Vali, Komutan, vb… akıllı davranmaz?” Evet, bu kişilerin önce insan olduklarını düşünürsek, bu işlerin nasıl olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Çünkü insan, eksiktir, zaafları vardır. Onun için insanların sadece maddi yapısını yansıtan dış görünüşleri ile değerlendirilmemesi gerekir. Mevlana’nın dediği gibi, “Dışardan insan görünürler, içyüzdeyse, lanetlenmiş şeytandır onlar…”
Son zamanda yaşadığımız bu toplumsal travmayı akıllıca bir şekilde okumanın gereği ortadadır. Aklımızın almakta zorlandığı bu durumu, anlamak için “aklımızı” kullanmamız şart… Aklı kullanmadan insanı ve davranışlarını anlamak mümkün değil…
İnsanların maddi görüntüleri değil, insani ve manevi boyutlarını anlamak ve bunlar üzerinde değerlendirme yapmak, aklın gereğidir…
Allah, akıl nimetinden kimseyi mahrum etmesin… Aklını emanet eden akılsızlara da hidayet nasip etsin…