Geçmiş yıllarda karaciğer hastalıklarının temel sorumlusu olarak görülen hepatit virüsleri, aşılama ve modern tıp sayesinde gerilerken, yerini yaşam tarzı kaynaklı yağlanmaya bıraktı. Prof. Dr. Onur Yaprak, 2000’li yılların başında toplumun yalnızca %10’unda görülen karaciğer yağlanmasının günümüzde %40 seviyelerine çıktığını vurguluyor. Bu dört katlık artış, modern dünyanın getirdiği paketli gıda tüketimi ve fiziksel aktivite azlığının bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Eğer bu ivme devam ederse, karaciğer nakli ihtiyacının ve kronik yetmezliklerin zirve yapması kaçınılmaz görünüyor.
Metabolik Sendrom ve Siroz Arasındaki Kritik Bağ
Karaciğer yağlanması sadece organın yağ tutması değil, tüm vücudu ilgilendiren metabolik bir sorunun parçasıdır. Obezite, diyabet, yüksek tansiyon ve bel çevresindeki genişleme, karaciğerin iflasına giden süreci hızlandırıyor. Prof. Dr. Yaprak, yağlanma teşhisi konulan kişilerin %25-30’unda iltihaplanma yani NASH geliştiğini ifade ediyor. Bu tablonun ilerlemesi durumunda ise hastaların %10’unda geri dönüşü olmayan siroz evresine geçiliyor. Özellikle bel çevresi erkeklerde 100 cm, kadınlarda ise 85 cm’nin üzerinde olan bireylerin, diyabetle birlikte bu riski %70’e kadar taşıdığı belirtiliyor.
Yaşam Tarzı Değişikliğiyle Karaciğeri Yenilemek Mümkün
Karaciğer, kendini yenileme kapasitesi en yüksek organlardan biri olduğu için erken müdahale mucizeler yaratabiliyor. Tedavinin merkezinde ilaçlardan ziyade köklü yaşam tarzı değişiklikleri yer alıyor. Prof. Dr. Onur Yaprak, Akdeniz tipi beslenmenin, işlenmiş karbonhidratlardan ve fruktoz şurubundan uzak durmanın önemine dikkat çekiyor. Haftalık 150 dakikalık tempolu yürüyüşler ve kas güçlendirici egzersizler, karaciğerdeki fazla yağın yakılmasında anahtar rol oynuyor. 14-16 saatlik aralıklı oruç yönteminin de uygun hastalarda metabolizmayı dengeleyerek iyileşme sürecini desteklediği ifade ediliyor.





