Pek de bilmediğimiz bir ses uyumuyla düştü ülke gündemine. Hani hep alışmışız ya ünlü, ünsüz ciddi ses uyumlarına, bu yüzden pek bir şirin geldi gözümüze, tekerlemeler bile uydurduk adına. İŞİD, MİŞİD, ŞİŞT, PİŞŞŞTTT! Gibisinden yazıp duruyoruz günlerdir

Pek de bilmediğimiz bir ses uyumuyla düştü ülke gündemine. Hani hep alışmışız ya ünlü, ünsüz ciddi ses uyumlarına, bu yüzden pek bir şirin geldi gözümüze, tekerlemeler bile uydurduk adına. İŞİD, MİŞİD, ŞİŞT, PİŞŞŞTTT! Gibisinden yazıp duruyoruz günlerdir hem yazılı, hem de sosyal medyada. Artık ne olduklarını sağır sultanın bile duyduğu bu terör örgütünün tutumuna karşılık ben biraz geriye dönmek istiyorum. Tarih 10 Nisan 2003’ü gösterdiğinde, herkes “ Esas savaş Bağdat’ta olacak” diye beklenti içersine girmişti. Fakat beklenilen olmamış Bağdat savaşılmadan teslim edilmişti. 33 yıllık diktatörlüğü boyunca esip gürleyen Saddam Hüseyin bile ne olduğunu anlayamadan Bağdat, Babil’den sonra gördüğü en büyük ihanete uğrayarak tıpış tıpış teslim edildi Amerikan askerlerine. Ne olmuştu da “ teslimiyet “ bu kadar kolay ve hızlı düşmüştü ötelerden gelen kucaklara? Amerika’nın ve İsrail’in gerçekleştirmek istedikleri Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında hedef ülkeler arasında en önemli stratejik noktaydı Irak. Hayalleri süsleyen Babil Krallığı ve inşa edilmesi düşlenen Süleyman Tapınağının merkezi olan Irak, yıllardır planlanan oyunun en önemli halkasıydı. Buralarda sistemli ve bilinçli bir şekilde bozulan-bozdurulan hiyerarşinin sonucunda hedef’e gün be gün yaklaşılmaktaydı. Uzun yıllardır Kuzey Irak Kürtleriyle yakın temas içinde olan İsrail işi şansa bırakmak niyetinde değildi. Irak hızlı bir şekilde parçalanmalıydı. Bunun için en bilindik yolu seçen MOSSAD ve CIA, Süleymaniye civarında yerleşik olarak yaşayan Kürt asıllı Şeyh Abdülkerim Kesnizani ‘yi dişlerine göre bulduklarından, birlikte çalışmaya başladılar. Anlamı “ Ben hiçbir şey bilmiyorum ” olan KESNİZANİ tarikatının lideri Şeyh Abdülkerim, din öğretilerinden ziyade siyasete meraklıydı. Müridlerine Kuran ve İslam eğitimi yerine adını belirtmeden Kabala öğretilerini anlatan şeyh MOSSAD ve CİA tarafından tam da aranılan adaydı aslında. Bir süre sonra ölen şeyh’in yerine bu defa oğlu Şeyh Muhammed geçmişti. Ortalarda pek görünmeyen, medyatik olmayan, kitap yazan, yazdığı bu kitapla Kabala öğretilerini İslam mistisizmi adı altında imanlı müridlerin zihinlerine ve kalplerine fark ettirmeden zarif bir şekilde enjekte eden Şeyhin ismi bir süre sonra Irak’ta efsane haline gelmiş-getirilmişti. Aynı zamanda müridleride çığ gibi artan Kesnizani tarikatına MOSSAD’ın hahamlıktan tövbekâr hocaları da ders vermekteydi. Dönüşüm gerçekleşerek ve bir Kürt tarikatı olan bu tarikat Türkmenler ve Araplar arasında da kendisine müridler edinmeye başladı. Saddam’ı içten yıkmak, Irak’ı kolayca teslim almak için organize edilmiş Kesnizani Tarikatı çok zaman geçmeden Saddam’ın etrafını da bir örümcek ağı gibi sarmış, başta Saddam’ın karısı Sacide, Saddam’ın kardeşleri Vatban ve Barzan, oğul Uday, ve diktatör’ün çok güvendiği generallerin hepsi, İstihbarat Başkanı El Samarayi, Genelkurmay Başkanı El Ravi, Hava Kuvvetleri Komutanı Hamid Şaban ve Saddam’dan sonra BAAS’ın en kudretli ismi İbrahim İzzet El Duri’yi de tarikatın müridleri arasında yerlerini almışlardı. Saddam’ın bütün kanunsuz işlerini organize eden Duri, Saddam’a bağlılıkta kusur etmeyen tarikatla yakın ilişki içine girmişti. Şeyh Muhammed ve Oğlu Nehru yakın ilişki içine girdiği müridlerden, Saddam’ın en mahrem yeri olan yatak odası dâhil her türlü bilgiyi alıyor ve MOSSAD’a ispiyonluyordu. Tarikatın içine iyice giren ve sınırsız para kaynağı olan MOSSAD, şeyh adına gayet rahat bir şekilde operasyon yapar haline gelmişti. Önlerinde daha önce Birinci Dünya Savaşı Harbi öncesinde İngilizlerin uyguladığı ve başarılı olduğu Vahabilik uygulaması vardı. Kuzeyde Türkmenlerin büyük çoğunluğu hariç sivil Araplar, Güneyde Şii Müslümanlar Kürtler ile Irak devlet mekanizmasını elinde bulunduranlar bu tarikat sayesinde MOSSAD ve CIA tarafından devşirilerek bir psikolojik harbin kurbanı olmuşlardır. Saddam Irak’ın işgalinden birkaç ay önce çembere alındığı bu durumu fark etmiş ve karısı dâhil bütün yakınlarını bu tarikattan uzaklaştırmak istese de artık çok geç kalmıştı. Akabinde Amerikan, İngiliz birlikleri Irak’a saldırmış ve ne çevresi ne de askerleri hiçbir direnç gösteremeden Amerikan askerlerine teslim olunmuştu. Kesnizani Tarikatı tarafından devşirilen Irak askerlerine direnmemeleri söylenmişti. Direnmeyen askerler generaller yerine Şeyh Muhammed’in emrine uymuşlardı. Bu arada İzzet El Duri de pastanın en güzel yeri olan Bağdat’ı kendi elleriyle Amerikan askerlerine teslim edivermişti. Peki, o günden sonra ne oldu? Kesnizani tarikatı, El Kaidenin çatısı altında Irak Devletinin ve siyasetin tam ortasında faaliyetlerine halen devam etmekte. Tıpkı kendisi gibi Amerikan Menşeli pastadan, çıkan IŞİD gibi.  Amerika istemezse dalın bile kıpırdamayacağı o altın fışkıran topraklarda 6-7 bin kişiden oluşan bir terör örgütünün elini kolunu sallaya sallaya ilerlemesi aslında mümkün değildir. Hele bir terör örgütüne “ Zönk!” diye bir devlet kurdurtmaları ise asla mümkün değildir!  Amerika o pastayı “ Buyurun ben yemiyorum, siz yiyin” diyerek asla yedirtmez adama! Yedirir gibi yapar ama yedirtmez! Biz bu filmi daha önce Osmanlıda da gördük. Bu iş artık Milletler çatışmasından çıkartılarak İslam içi Selefi- Sünni çatışmasına dönüştürülmek için uygulanan bir yöntemdir. Ve başarılı olunmasına çok az kalmıştır. Ve biz bu amacın bir diğer cephesi olan Türk- Kürt çatışmasından daha başka bir tehlike ile karşı karşıya kalmış durumdayız. IŞİD! Açılımı Irak ve Şam İslam Devleti.  Şöyle söyleyeyim, bana göre şu anki Suriye bir senaryodur. Bu benim kişisel analizimdir… Dışarıdan yıkamadığınızı içeriden çökertmeye çalışırsınız. IŞİD’in açılımı ne anlama gelmektedir? Şam Devleti! Şam neresi? Suriye’nin başkenti. E hal böyle olunca, Elini kolunu sallaya sallaya taaaaaa bizim sokağımıza, binamıza kadar gelen ve ne oldukları belli olmayan Suriyeliler artık ciddi anlamda tehlike unsuru oluşturmaktadır. Sınır kıpır kıpır… Zaten içeride milli duygularımızı fişteklemeye çalışan bir kesim var. Bizim derdimiz bize yeterken, Allah göstermesin ama ateş bize sıçradığı anda, dışarıdan gelen bir çatışma tehlikesi halinde içimizde yaşayan tam 2 milyon Suriyelinin kimden taraf olabileceğini hiç düşündünüz mü? Gelen Suriye halkı, Amerika ve İsrail tarafından kışkırtılan Suriye’nin bize sataşması halinde kime karşı koyacaklar? Kimden yana olacaklar? Tamam, merhamet gösteriyoruz, insanca davranmaya çalışıyoruz, üzülüyoruz, acıyoruz ama bir taraftan da 2 milyon insanın içine karışmış kim olduğu, amacının ne olduğu bilinmeyenler! Ve içimizde yaşayan tam 2 milyon insan!