Trabzon insanı diktir.
Dağları gibi diktir.
Ve dirençlidir.
Ve icabında bitin yüzünden yorgan yakan cinstendir ahalisi.
Zordur velhasıl.
Dağı/taşı,
Havası, denizi gibi zordur,
Trabzonlu...

O yüzden,
Kenti,
Bölgeyi ve ülkeyi şekillendirmek,
Modern projeleri gerçekleştirmek,
Sadece gülen yüzle,
Tebessümle.
Rekor el sıkmalarla imkansızdır.
*
Onun içindir ki,
Doğrusunda  ısrarlı,
İşinin erbabı,
Bir marka isim lazım.
*
Uzatmaya gerek yok.
İşte o isim elbette ki,
Erdoğan Bayraktar'dır.
*
Onu verdiği hizmetlerin dışında tanımam/bilmem.
Bir gazeteci/siyasi diyalogumuzdan başka da bir hukukumuz yoktur.
Olamaz da.
*
Ama o Erdoğan Bayraktar ki,
Yarım kalmış bir aşk ve macera filmi gibidir bizler için.
İşte biz, 
Bu yüzden;
Bu filmin  devamını istiyoruz...

Bu kent,
Türkiye'yi imar eden hemşerisini,
Yine siyasette,
Yine zirvede istiyor.
*
Çünkü o cesur yürektir.
Çünkü o,
"Ben bir işçiyim!"
Diyen hizmet insanıdır.
Görev adamıdır.
Şantiyecidir.
Lüks mekanların,
Kibirli jönü olmaktan nefret  eden bir vazife adamıdır.
*
Çünkü o,
Doğru bildiğinden şaşmayan,
Hatır gönül dinlemeyen,
Bildiğimiz Erdoğan Bayraktar'dır.
*
Yeri gelir,
Bir stadyum dolusu insana saydırır.
Yeri gelir,
Bir sitenin görevlisiyle takışır.
Ama o Trabzonludur.
Ona da bu harbilik yakışır.

Onun için Erdoğan Bayraktar siyasete geri gelmeli.
*
Maalesef,
Bu günlerde Türkiye çapında dönüşüm projeleri ağır çekim vaziyetindedir.
Para mı yok?
Yoksa gayret mi yok?
Onun için Erdoğan Bayraktar gelmelidir.
*
Yüz binlerce konut yapmış,
Dünyada eşi benzeri olmayan bu insan,
Maalesef bu gün kıyıda/kenarda beklemektedir.
Onun içindir ki,
Biz hemşerimizi yeniden bu siyasi arenada  görmek
İs ti yo ruz.
*
Uzun zamandır Ak Partiye oy vermiyorum.
Ama dönecekse Erdoğan Bayraktar,
Şimdiden açıklıyorum.
Oyum kendim için değil,
Ülkemin ve
Kentimin menfaati için,
Bayraktar'a olacaktır.
 
NAİM HASTA!
 
Özallı yıllardaydık.
Bulgaristan diktatör devlet başkanı Jivkov'un  Türklere uyguladığı zalim asimilasyonlar neticesinde Türkiye'ye göçler başlamış,
Merhum Özal bu aşamada 300 bin Türk'ü ülkemize kabul ederken,
"70 milyon olursak size göstereceğiz" diyordu...
Bu arada Bulgaristan Halter Milli Takımından dünya şampiyonu Türk İstihbaratlarının çalışmasıyla Türkiye'ye getirtiyor ve derhal TC vatandaşı yapılıyordu.
*
Aradan bir süre geçti,
Naim Dünya olimpiyatlarına katılamıyor.
Bulgaristan sporcunun yetişmesinden ötürü bir bedel istiyordu.
Özal o bedeli, 10 milyon dolara olarak Bulgaristan'a ödeyerek onun olimpiyatlara kalkılmasının önündeki engeli kaldırtmış.
Naim böylece rekor üstüne rekorlar kırıyor ve dünyanın en büyük haltercisi oluyordu...
*
O kendinden emin vaziyette halterin önüne gelir,
Ellerini hallerin kaldırma demirine koyar.
Sonra konsantre olurken,
Alt dudağını ileri iterek nefesini alnına doğru üfleyerek saçlarını bir kaç kez hareketlendirmesinin ardından birden o devasa ağırlığı dünyanın gözü önünde aslanlar gibi alkış ve haykırışlarla havaya kaldırırdı.
*
Fakat o Şimdi hasta.
Çok ciddi karaciğer yetmezliği yaşamakta.
Bir ara "bitkisel hayata girdi" denildiğinde milletçe canımız fena halde yandı.
*
Bu yakışıklı.
Bu küçük dev adama,
Bu cep herküline Allahtan acil şifalar diliyorum.
 
NEŞET ERTAŞ GÖLETİ
 
Cesedini toprağa
Adını göle verdiler.
Sorarsan bu cahillere
Seni çok fazla sevdiler.
*
Söz ustası Neşet Ertaş.
Saz ustası Neşat Ertaş.
Attılar adını göle,
Sevmek bu mudur be kardaş.
 
ÇOCUKLARI KORUYUN!
 
Önceki gün bizim Süleyman,
Canhıraş bir şekilde gazeteye gelmiş bana dert yanıyor.
"Ne olur, bir şeyler yazın!
Okullar açılalı 2 gün oldu.
Okulların önü torbacılardan geçilmiyor...
*
Kızıma arkadaşları,
"Sen sigara içmiyorsun, o zaman bizimle gezme" diyor.
"Şimdi ben ne yapayım?
Kızımı nasıl korumaya alayım.
Eğitim öğretim için gönderdiğimiz okullarda çocuklarımızı kaybediyoruz.
Yok mudur bunun çaresi?
Yalvarıyorum..."
*
Evet, şimdi bu dertli veli haksız mı?
Şimdi en kısa zamanda devletin polisi bu pislikleri okulların önünden def etsin.
Yoksa bu veliler de Cübbeli'nin dediği gibi "İyi ki okula gitmedim" 
Sözlerine "haklıymışsın" mı desin.
 
GÜLÜN KOKUSU YOK
 
Adama adını sormuşlar,
 "Mülayim" demiş.
"Sert olsan ne yazar" demişler.
*
Evet bizim eski Cumhurbaşkanlarımızdan Abdullah Gül,  
Yeni siyasi dönemde fena halde Sertleşecekmiş.
Ama hiç aklımın yeri değil.
*
Zira o Reisi görünce,
Dizleri sallanır.
Kalbi çarpar.
Ağzı kurur.
Sesi kesilir.
Nefesi daralır.
Onun için Abdullah Gül, Tayyip Beye karşı bulanık sulara girmeye cesaret edemez.
İtirazı olan varsa,
İşte Halep,
İşte Arşın.
 
BİZİ DE YAZIN NE OLUR
 
Önceki gün belediye işçileriyle karşılaştım.
Yanıma gelip, selam verdiler.
Hal/hatır sorduk.
Dertliydiler...
*
"Nasılsınız?" dedim.
"Sağ olun, iyiyiz" demediler.
 
"Açız,
Geçinemiyoruz.
Aldığımız Bin 400 lira maaş.
İnanın dilenecek hallerdeyiz.
Ne olur yaz bizi,
Yaz bizi de, başkanımız okusun.
Dilenecek haldeyiz.
Biz de diğer işçiler gibi emeğimizin takdirini istiyoruz"
Dediler.
E, bizden yazması.
 
Haydi Atom!
Özellikle otopark görevlilerinin hali budur.
Haberiniz olsun.
 
FIKRA
 
Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki güzelliklere bakıyormuş.
"Evrim ne güzellikler yaratıyor!" diye düşünüp mest oluyormuş.
Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya başlamış.
Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına baktığında ayının daha yaklaşmış olduğunu fark ediyormuş.
Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı yerdeki dala takılmış.
Ayı adamın üzerine atlamış,
Pençesini kaldırmış,
Tam vurmaya hazırlanırken adam "Tanrım!!!" diye bağırmış.
Bir anda zaman durmuş,  
Ayı donmuş,
Ormandaki nehir bile akmaz olmuş.
Bir anda orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık huzmesi adamın üzerine parlamış.
Çok derinden gelen ilahi bir ses adama:
"Yıllarca bana inanmadın,
Yaratılışı   kozmik bir kazaya bağladın,
Sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun?
Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?" demiş.
Adam utanç içinde
"Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık,
Ama belki ayıyı dindar yapabilirsiniz" demiş.
Ses: "Peki" diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş.
Nehir tekrar akmaya başlamış.
Her şey eski haline dönmüş.
Ayı pençesini indirmiş,
iki pençesini de göğe doğru çevirmiş, ve konuşmaya başlamış.
"Tanrım, şükürler olsun verdiğin nimetlere..."