Yıpratıcı ve yorucu bir seçim atmosferinin ardından YSK’nın İstanbul Büyükşehir belediye seçimini yenilemesi ve buna yönelik tepkileri iyi analiz etmek gerekiyor.
 
Türk Milleti olarak adeta geleneksel hale getirdiğimiz olumsuz bir fikriyatımız var; geçmişten ders çıkarmıyoruz, çabuk unutuyoruz.
 
Dün bir okurum sitem etti, İstanbul seçiminde neden ortadasın dedi.
 
Bende şunu söyledim, ‘O kadar taraf olan var ki, nerede ise Türkiye ortadan ikiye bölünmüş. Objektif, sayduyu çağrısı yapabilenlere de ihtiyaç var.’
 
Millet olarak ağır hakaretleri içeren tartışmaları bir kenara iterek tek vücut olmamızı gerektiren bir durumdayız. Bir muhalif duruş sergilenecekse, demokratik olgunlukta, empati kurarak, kin duygularını geçmişe vardırmadan yapmak gerekir.
 
Zaten muhalefetin görevi nedir, STK’ların, kanaat önderlerinin görevi nedir, bu değil midir?
 
Evet iktidarın, YSK’nın da eleştirilecek pek çok yönleri var ve eleştiriyoruz.
 
İktidara şunu söyledik, ‘Sen hükümetsiz, CHP İstanbul’u yönetir, başarılı olamazsa yine gelirsin’
 
Ama onlarda diyor ki, ‘Hile var, belgesi var, YSK kararı var.’
 
Türkiye kamplaşarak, aynı fikriyatın etrafında kümelenenlerin fikir ayrılığı yaşadığı çevrelere duvar örmesinden hiçbir şey kazanmadı.
 
Şunu görelim, altını çizelim:
 
Bazı çevreler ısrarla Türkiye’nin kavga zemininden kopmasını istemiyor.
 
Hiçbir grubu, partiyi ve cemiyeti odak ve hedef haline getirmek için bunları yazmıyorum.
 
Bir realiteye işaret etmek istiyorum.
 
YSK öyle veya böyle bir karar aldı.
 
Ama inanıyorum ki en iyi hakem halktır.
 
Halk en nihayetinde, tasvip edip etmediğini iradesiyle ortaya koyacaktır.
Pazartesi kararının ardından TÜSİAD; ‘Seçim ortamına geri dönmek kaygı vericidir’ açıklaması yaptı. Avrupa hemen topa girdi, Türkiye’de hukukun işletilmediğini savundu.
 
İş dünyasına yönelik aynı tonda cevap veren Cumhurbaşkanı Erdoğan da İstanbul’da 39 ilçede sahaya ineceğini ifade etti. Tayyip Bey, İstanbul’da kurmaylarıyla yaptığı toplantıda ‘fabrika ayarlarına dönme’ noktasında bazı hususların altını çizmiş.
 
Tayyip beye de birisi bırak seçim sürecini Binali Yıldırım yürütsün diyebilmeli.
 
23 Haziran’a götürecek süreç emin olun daha uzlaştırıcı bir kampanya üzerinden yürüyecek.
 
HDP seçmenine sırt dönmekten ziyade Kürt seçmenlerin kazanılması için Türk-Kürt kardeşliği üzerine yeni bir politik ağız geliştirilecek.
 
Sahada partileşme, yeni saflar belirleme noktasında çalışmaların olduğunu ayrıca yazalım,
 
Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Ekonomi eski bakanı Ali Babacan birlikte hareket etmeseler de bir oluşum içerisindeler.
 
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de YSK kararını eleştirerek bunu 367 garabeti ile özdeşleştirdi.
 
Bazı kültür-sanat çevreleri ise, Ekrem İmamoğlu’nun ‘herkes konuşacak’ söyleminden hareketle sosyal medyaya yoğunlaştı.
 
Bir taraf İmamoğlu’na destek verirken, İmamoğlu’nun kampanyasına destek vermedi diye hedef gösterir gibi, fotoğraf ve isim yazarak ‘onlar işte şunlar şunlar’ demek de başında yazdığım kamplaşma ve kavgadan beslenme noktasında hoş paylaşımlar değildir.
 
Şunu tekrar vurgulamak gerek; ister devlet yönetiminde olsun ister muhalefette, iş dünyasında, bürokraside, STK’larda, basında veya farklı mecralarda dozunu ayarlayamadığımız, bilerek ya da bilmeyerek yaptığımız her keskin söylemin faturası çok ağır oluyor.
 
Bu ne zamana dek sürecek, torunlarımız da aynı manzaralarla mı karşılaşacak diye çok merak ediyorum!