Kirazın dünyaya yayıldığı topraklar, Türkiye’nin en değerli fındık bahçeleri, sislerin arasına saklanan yaylalar, mitolojik hikâyeler ve UNESCO korumasındaki kültürel miraslar… Giresun, Karadeniz’in tüm karakterini tek bir şehirde buluşturan nadir duraklardan biri.
Karadeniz kıyılarında bazen bir şehirden fazlasıyla karşılaşırsınız. Giresun da onlardan biri. İlk bakışta sakin ve mütevazı bir kıyı kenti gibi görünse de, birkaç adım sonra sizi antik çağlara uzanan hikâyeler, yemyeşil yaylalar, efsanelerle çevrili adalar ve kuşaktan kuşağa aktarılan gelenekler karşılıyor. Kirazın anavatanı, fındığın başkenti olarak anılan Giresun; doğası, kültürü ve mutfağıyla Karadeniz’in ruhunu en iyi yansıtan şehirlerden biri.
Giresun’un hikâyesi aslında çok eski zamanlara dayanıyor. Antik çağlarda “Kerasus” adıyla anılan bu toprakların isminin kökeni konusunda farklı görüşler bulunuyor. Bir görüşe göre bölgenin bereketli kiraz bahçeleri nedeniyle bu isim verilmiş. Nitekim kirazın anavatanının Giresun olduğu kabul ediliyor. Bir başka görüş ise şehrin denize doğru uzanan yarımadasının boynuz şeklini andırması nedeniyle bu adın kullanıldığını öne sürüyor.
Tarih boyunca Perslerden Romalılara, Bizans’tan Osmanlı’ya kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapan şehir, bugün de bu zengin geçmişin izlerini taşımaya devam ediyor.
Şehre vardığımda ilk durağım, kentin simgesi haline gelen Giresun Kalesi oldu. Şehrin hemen üzerinde yükselen kale, yalnızca bir seyir noktası değil, aynı zamanda tarih boyunca Karadeniz kıyılarını koruyan önemli bir savunma merkezi. Rivayete göre Pontus Kralı I. Farnakes tarafından güçlendirilen kale, yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerin kullanımında kalmış.
Kalenin surları arasında dolaşırken bir yanda Karadeniz’in sonsuz maviliği, diğer yanda fındık bahçeleriyle kaplı tepeler gözlerimin önüne serildi. Kale içinde bulunan Topal Osman Ağa’nın anıt mezarı, tarihi mağaralar ve eski sur kalıntıları ziyaretçilere adeta açık hava müzesi hissi veriyor.
Giresun’un en dikkat çekici özelliklerinden biri, tarih ve do¬ğanın birbirinden ayrılmaz bir bütün oluşturması. Şehir mer¬kezinden uzaklaştıkça Karade¬niz’in eşsiz doğası kendisini daha güçlü hissettiriyor. Özellikle De¬reli ilçesi çevresindeki doğal gü¬zellikler son yıllarda bölgenin en önemli çekim noktaları arasında yer alıyor.
Kuzalan Tabiat Parkı’na ulaş¬tığımda kendimi adeta bir masa¬lın içinde hissettim. Türkiye’nin saklı güzelliklerinden biri olarak gösterilen bu parkın içinde yer alan Mavi Göl, ilk görüşte insanı etkiliyor. Yer altından gelen so¬dalı suların oluşturduğu göl, özel¬likle yaz aylarında turkuaz ile zümrüt arasında değişen olağa¬nüstü renk tonlarına bürünüyor.
Mavi Göl’den birkaç kilomet¬re ileride yer alan Göksu Traver¬tenleri ise ziyaretçilerini bam¬başka bir manzarayla karşılıyor. Pamukkale’yi andıran ancak Ka¬radeniz ormanlarının arasında yükselen travertenler, doğanın sabırla şekillendirdiği beyaz te¬raslarıyla dikkat çekiyor. Aynı güzergâhta bulunan Kuzalan Şe¬lalesi ise serin havası ve coşku¬lu akışıyla bölgenin en etkileyici duraklarından biri.
Giresun’un yüksek kesimleri¬ne çıktıkça Karadeniz yaylaları¬nın büyüleyici dünyasıyla karşı¬laşıyorsunuz. Bunların başında gelen Kulakkaya Yaylası, deniz seviyesinden yaklaşık 1.500 met¬re yüksekte bulunuyor.
Tarihi İpek Yolu güzergâhla¬rından biri üzerinde yer alan yay¬la, geçmişte kervanların konakla¬ma noktalarından biri olmuş. Gü¬nümüzde ise serin havası, ahşap yayla evleri, yemyeşil çayırları ve sislerin arasından yükselen dağ manzaralarıyla huzur arayanla¬rın uğrak noktası.
Sabah saatlerinde yaylayı ör¬ten sis tabakasının yavaş yavaş çekilmesiyle ortaya çıkan man¬zara, Karadeniz’in neden doğa tutkunlarının vazgeçilmez ad¬reslerinden biri olduğunu açıkça gösteriyor.
Giresun yalnızca doğal güzel¬likleriyle değil, kültürel değerle¬riyle de öne çıkan bir şehir. Özel¬likle Çanakçı, Görele, Eynesil ve Tirebolu ilçelerinde yaşatılan ıs¬lık dili, dünyanın en ilginç ileti¬şim yöntemlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Dağlık arazilerde yaşayan in¬sanların kilometrelerce uzaklık¬taki komşularıyla haberleşebil¬mek için geliştirdiği bu yöntem, bugün UNESCO tarafından Acil Koruma Gerektiren Somut Ol¬mayan Kültürel Miras Listesi’n¬de yer alıyor. Bir köy meydanın¬da insanların ıslıklarla birbiri¬ne seslenişini dinlemek, modern dünyanın unutturduğu bir kültü¬rel mirasa tanıklık etmek anlamı¬na geliyor.
Karadeniz müziği denildiğin¬de ise Giresun’un ayrı bir yeri var. Özellikle Görele ilçesi, kemençe ustalarıyla tanınıyor. Düğünler¬de, yayla şenliklerinde ve festi-vallerde yankılanan kemençe se¬si, bölgenin yaşam enerjisini ve coşkusunu yansıtıyor.
Giresun mutfağı da şehrin ka¬rakterini yansıtan önemli unsur¬lardan biri. Karalahana çorbası, hamsi böreği, fasulye diblesi, pezik mücveri, mendek çorbası ve mısır ekmeği yöresel mutfağın öne çıkan lezzetleri arasında yer alıyor.
Özellikle karalahananın onlar¬ca farklı tarifte kullanılması, Ka¬radeniz mutfağının yaratıcılığını ortaya koyuyor. Bunun yanında Giresun’un dünyaca ünlü tombul fındığı yalnızca ekonominin de¬ğil, şehrin kimliğinin de ayrılmaz bir parçası. Ufuk boyunca uzanan fındık bahçeleri, özellikle hasat döneminde kartpostalları arat¬mayan görüntüler oluşturuyor.
Karadeniz’in tek yaşanabilir adası olan Giresun Adası, şehrin en ilgi çekici noktalarından biri. Ada yalnızca doğal güzelliğiyle değil, mitolojik hikâyeleriyle de dikkat çekiyor.
Antik Yunan mitolojisinde Amazon kadınlarının yaşadığı yerlerden biri olduğuna inanılan ada, aynı zamanda Altın Post ef¬sanesiyle ilişkilendiriliyor. Gü¬nümüzde ise arkeolojik kalıntıla¬rı ve doğal dokusuyla ziyaretçile¬rini geçmişle bugün arasında bir yolculuğa çıkarıyor.