Trabzon futbolunun genç teknik adamlarından Necip Emre Yılmaz, futbolculuktan antrenörlüğe uzanan kariyer yolculuğunu, Trabzon'un futbol kültürünü, altyapının önemini ve Türk futbolunun geleceğine ilişkin görüşlerini anlattı. Trabzonspor Teknik Direktörü Fatih Tekke'nin bordo-mavili kulübün ruhunu en iyi yansıtan isimlerden biri olduğunu belirten Yılmaz, Türk futbolunun ortak bir oyun kimliği oluşturması gerektiğini ifade ederken, yapay zekânın ise futbolun ruhunu hiçbir zaman anlatamayacağını söyledi.

Maçka'da doğdum. Trabzonlu olduğumuz için futbola ilgimiz çocuk yaşlarda başladı. Trabzon'da doğuyorsanız futbol adeta DNA'nıza işleniyor. Futbola Maçkaspor altyapısında başladım ve ardından A Takım'a yükseldim. O dönem dünyada Mourinho'nun yükselişi vardı. Porto ve Chelsea'deki başarıları, saha kenarındaki duruşu beni çok etkiledi. Futbol oynarken aynı zamanda altyapıdaki oyuncularla da ilgileniyordum.

Kaleciydim ve fiziksel özelliklerim nedeniyle üst seviyede futbol oynamanın zor olacağını düşündüm. Antrenörlüğe ilgim de vardı. "Erken başlarsam ileride istediğim seviyeye ulaşabilirim" diye düşünerek 21 yaşında futbolu bırakıp bu yola adım attım. Bugün geriye dönüp baktığımda bunun bana önemli bir tecrübe kazandırdığını görüyorum. 36 yaşındayım ve yaklaşık 16 yıldır antrenörlük yapıyorum. Bu nedenle erken başlamanın kariyerime önemli katkı sağladığına inanıyorum."

Trabzon'da futbol sadece bir spor değil, yaşam biçimidir. Nasıl Antep denildiğinde akla baklava geliyorsa, Trabzon denildiğinde de futbol gelir. Bu şehirde futbol sevgisi doğuştan geliyor. Elbette çalışmak ve kendinizi geliştirmek gerekiyor ama Trabzon'un futbol kültürü insanın karakterine küçük yaşlardan itibaren işliyor.

Trabzonspor'un tarihi bunun en önemli cevabıdır. Ahmet Suat Özyazıcı ile başlayan, Özkan Sümer, Şenol Güneş ve sonrasında birçok değerli teknik adamla devam eden güçlü bir futbol kültürü var. Biz bu isimleri örnek alarak büyüdük. Onların bilgi ve tecrübeleri yeni nesillere aktarıldı. Bu yüzden Trabzon sadece futbolcu değil, teknik adam yetiştiren bir şehir olmayı başardı.

Geçmişte sokakta daha fazla futbol oynanıyordu. Bu da oyuncuların bireysel yeteneklerini geliştirmesine önemli katkı sağlıyordu. Günümüzde ise sistem ve organizasyon ön planda. Takım oyunu gelişti ancak bireysel yetenek anlamında eski dönemlerin biraz gerisinde olduğumuzu düşünüyorum. Öte yandan futbol sürekli değişiyor. Artık sadece yetenek yetmiyor; çok çalışan, analiz yapan ve değişen oyuna uyum sağlayan futbolcular öne çıkıyor. Messi ve Ronaldo gibi isimler de bunun en güzel örnekleri. Onları farklı kılan sadece yetenekleri değil, kendilerini sürekli geliştirmeleri.

Genç oyunculara yeterince şans verildiğini düşünmüyorum. Ancak "Şans verilmez, alınır" düşüncesine de katılıyorum. Gerçekten yetenekli olan oyuncu o fırsatı bir şekilde yakalar. Yine de kulüplerin bu süreci doğru planlaması gerekiyor. Bugün alt liglerde uygulanan genç oyuncu kontenjanı önemli ama asıl belirleyici olan yetenek ve gelişimdir. Tabi genç oyuncular da kendilerini sadece futbolla sınırlamamalılar. Sosyal yönden gelişmeleri, kitap okumaları, yabancı dil öğrenmeleri ve iletişim becerilerini artırmaları çok önemli. Günümüzde sadece iyi futbol oynamak yetmiyor. Futbol dışındaki gelişim de sahadaki performansa doğrudan katkı sağlıyor. Kendini her alanda geliştiren oyuncular, kariyerlerinde de daha sağlam adımlar atıyor.

Son yıllarda genç teknik adamlara daha fazla fırsat verildiğini görüyoruz ancak bunun daha da artması gerektiğine inanıyorum. Genç antrenörler Türk futbolunun geleceğini şekillendirecek isimler. Elbette tecrübeli teknik adamlardan faydalanmak gerekiyor ancak yeni nesle de sabır gösterilmeli. Başarı için zamana ihtiyaç vardır.

Veri analizi artık modern futbolun vazgeçilmezlerinden biri. Hem kendi takımınızı hem de rakibinizi daha iyi analiz etme imkânı sağlıyor. Yapay zekâ da planlama ve analiz süreçlerinde önemli katkılar sunabilir. Ancak futbolun bir ruhu var. Yapay zekâ birçok bilgiyi verebilir ama yaşanmışlığı ve duyguyu anlatamaz. Futbolun ruhunu hiçbir yapay zekâ anlatamaz.

3 kelimeyle anlatılacak bir şey değil tabiki. Ancak sadece 3 kelimeyle anlatmak zorunda olsaydım; sistem, sadakat, şiddet, derdim. Sistem, saha içi ve saha dışındaki tüm organizasyonun, planlamanın ve çalışma kültürünün temelidir. Her oyuncunun rolünü bildiği, her detayın önceden düşünüldüğü ve sürdürülebilir bir oyun modelinin inşa edildiği organizasyonu ifade eder. Sadakat, oyuncuların takım arkadaşlarına, oyun modeline, taktik prensiplere ve ortak hedefe olan bağlılığıdır. Başarı, bireysel tercihlerden çok ortak plana sadık kalabilen takımların eseridir. Şiddet ise, oyunun ve antrenmanın yoğunluğunu ifade eder. Presin, geçişlerin, koşuların, reaksiyonların ve çalışma temposunun en üst seviyede uygulanmasını hedefler. Buradaki şiddet, rakibe değil; oyuna gösterilen enerji, kararlılık, duygu yoğunluğu ve tempodur. Sistem oyunu kurar, sadakat oyunu yaşatır, şiddet oyuna hayat verir.

Türk futbolunun bir ekolü olmasını isterdim. Nasıl Alman ya da Brezilya futbolundan söz ediliyorsa, Türk futbolunun da kendine özgü bir oyun kimliği olmalı. Bunun oluşması sadece bir teknik adamın ya da federasyonun yapacağı bir iş değil. Altyapıdan başlayıp tüm futbol paydaşlarının ortak hareket etmesi gereken uzun soluklu bir dönüşüm gerekiyor.

Yorumlar