Trabzon'un Şalpazarı ilçesinde yüzyıllardır yaşatılan Ağasar kültürünün en güçlü taşıyıcıları arasında kadınlar yer alıyor. Gün henüz ağarmadan evlerinde ocakları yakan, sofraları hazırlayan, hayvanlarının bakımını yapan, tarlada ve bahçede çalışan Ağasar kadınları, geleneksel yaşamın sürdürülmesinde önemli rol üstleniyor.
Trabzon’un Şalpazarı ilçesinde, Ağasar yöresinin köklü kültürü ve geleneksel yaşam biçimi, zamanın değişen koşullarına rağmen varlığını sürdürüyor. Gün henüz ağarmadan yanan ocaklar, bacalardan yükselen dumanlar, mutfaklarda hazırlanan yöresel lezzetler ve dört mevsime yayılan bitmek bilmeyen işler… Bu hayatın merkezinde ise ailesi, evi, toprağı ve kültürü için emek veren Ağasar kadınları bulunuyor. Onların hikâyesi, yalnızca günlük işlerin değil; sabrın, dayanışmanın, fedakârlığın ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir yaşam kültürünün de hikâyesi.
Trabzon’un Şalpazarı ilçesiyle özdeşleşen Ağasar kültürü, kendine özgü gelenekleri, yöresel kıyafetleri, mutfak kültürü ve insan ilişkileriyle Karadeniz’in önemli kültürel miraslarından biri olarak öne çıkıyor. Bu mirasın günlük hayatta yaşatılmasında ise kadınların emeği büyük bir yer tutuyor. Ağasar’da geleneksel yaşamın sürdüğü evlerde sabah, çoğu zaman güneş doğmadan başlıyor.
Ev halkı henüz uykudayken ocağın başına geçen kadınlar, yeni günün hazırlıklarına koyuluyor. Odun ateşinin yakılmasıyla bacalardan yükselen duman, evlerde hayatın başladığını haber veriyor. O duman, dışarıdan bakıldığında sıradan bir görüntü gibi görünse de yöre insanı için çok daha fazlasını ifade ediyor. Isınan bir evin, hazırlanacak bir sofranın, yapılacak işlerin ve yeniden başlayacak bir yaşam mücadelesinin işareti oluyor. Kimi evlerde kahvaltı hazırlıkları sürerken kimi evlerde hayvanların yemlenmesi, ahırların temizlenmesi ve gün boyunca yapılacak işlerin planlanmasıyla sabah mesaisi başlıyor. Günün ilk ışıklarıyla birlikte evlerin içindeki hareketlilik, bahçelere, tarlalara ve ahırlara taşınıyor.
Ağasar’ın geleneksel yaşamında sofralar, yalnızca karın doyurulan bir alan değil, aynı zamanda aile bağlarının güçlendiği ve kültürün yaşatıldığı önemli bir buluşma noktası olarak öne çıkıyor. Sıcak ekmek, tereyağı, çökelek ve yörede hazırlanan diğer doğal ürünlerle kurulan kahvaltı sofraları, güne başlamanın en güzel anlarından birini oluşturuyor. Ancak sofraya gelen her ürünün arkasında çoğu zaman uzun bir emek zinciri bulunuyor. Sütün sağılmasından yoğurdun yapılmasına, tereyağının hazırlanmasından çökeleğin elde edilmesine kadar uzanan süreç, kadınların günlük yaşamındaki önemli uğraşlar arasında yer alıyor. Evde hazırlanan birçok yiyecek, yalnızca günlük ihtiyaçları karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda geçmişten bugüne taşınan mutfak kültürünü de yaşatıyor. Kimi zaman tandırda veya ocakta pişirilen ekmek, kimi zaman kış aylarında tüketilmek üzere hazırlanan yiyecekler, geleneksel yaşamın vazgeçilmez parçaları arasında bulunuyor. Her hazırlık, bilgi ve tecrübenin bir sonraki kuşağa aktarılmasına da vesile oluyor. Ağasar mutfağında yaşatılan bu alışkanlıklar, kadınların üretimdeki rolünü açıkça ortaya koyarken yöresel kültürün gündelik yaşam içinde nasıl korunduğunu da gösteriyor.Yayık başında tereyağı hazırlayan, süt ürünlerini değerlendiren, hayvanların bakımını üstlenen kadınlar; mevsimine göre tarlada ve bahçede de çalışıyor. Ekim, dikim, ot temizliği, ürün toplama ve kışlık hazırlıkları, yılın farklı dönemlerinde yoğunlaşan işlerin başında geliyor. Bir yanda evin düzeni, diğer yanda toprağın ve hayvanların ihtiyaçları… İşlerin çoğu zaman birbirini takip ettiği bu yaşamda dinlenmeye ayrılan zaman sınırlı kalabiliyor. Özellikle geleneksel üretimin sürdüğü ailelerde kadınların emeği, ev ekonomisinin devamlılığı açısından büyük önem taşıyor. Bahçeden elde edilen ürünlerin değerlendirilmesi, süt ve süt ürünlerinin hazırlanması, yiyeceklerin saklanması ve ihtiyaçların önceden düşünülmesi, aile yaşamının sürdürülebilirliğine katkı sağlıyor. Üstelik bu işlerin önemli bir bölümü, dışarıdan bakıldığında görünmeyen bir emek gerektiriyor. Bir yemeğin hazırlanması, kışlıkların tamamlanması ya da hayvanların bakımının yapılması, çoğu zaman uzun saatler boyunca devam eden bir çalışmanın sonucu olarak ortaya çıkıyor.
Ağasar’da hayat, mevsimlerin değişmesiyle birlikte farklı bir ritme bürünüyor. Her mevsim yeni işler, yeni sorumluluklar ve yeni hazırlıklar getiriyor. Kış aylarında soğuk hava koşulları, evin sıcak tutulmasını, hayvanların bakımını ve kış boyunca kullanılacak yiyeceklerin dikkatle değerlendirilmesini gerektiriyor. Karın ve yağmurun etkili olduğu günlerde ev içindeki işler daha fazla öne çıkarken hayvancılıkla uğraşan ailelerin sorumlulukları da devam ediyor. Bahar geldiğinde ise doğayla birlikte hareketlilik artıyor. Toprağın işlenmesi, bahçelerin hazırlanması ve yeni üretim döneminin başlamasıyla kadınların mesaisi yeniden şekilleniyor. Yaz ayları, tarla ve bahçe işlerinin yoğunlaştığı, hayvancılıkla uğraşan aileler için de hareketli geçen bir dönem oluyor. Yayla yaşamının sürdürüldüğü ailelerde hazırlıklar, yolculuklar ve günlük işler birbirini izliyor. Doğanın sunduğu imkânlardan yararlanmak isteyen yöre insanı, yaz boyunca üretmeye ve hazırlık yapmaya devam ediyor. Sonbahar geldiğinde ise hasat edilen ürünlerin değerlendirilmesi, kışlık yiyeceklerin hazırlanması ve soğuk günlere yönelik tedbirlerin alınması ön plana çıkıyor. Kurutulan, saklanan veya farklı yöntemlerle muhafaza edilen ürünler, kış mevsiminin hazırlıkları arasında yer alıyor. Böylece Ağasar’da bir mevsimde başlayan emek, diğer mevsimde başka bir biçime dönüşerek yıl boyunca devam ediyor. Ağasar’da bacası tüten her ev, bir yaşamın hikâyesini anlatıyor. O hikâyenin satır aralarında ise toprağına, ailesine ve kültürüne bağlı kadınların sabrı, alın teri ve sessiz gücü yer alıyor. Çünkü Ağasar’ın bacalarından yükselen duman, yalnızca ocağın yandığını değil, bir kültürün hâlâ yaşadığını da anlatıyor.