Malum bir sergi açılışı esnasında TC Vatandaşı Mevlüt Altundaş adındaki polis,
Ülkemizin Ankara Büyük elçisini arkadan silahıyla ateş ederek öldürmüştü.
Bu konuyla ilgili olarak,
Rusya'nın eski Ankara Büyük Elçisi  Andrey Karlov'un eşi Marina Karlov,
"Eşimi öldüren Mevlüt Altıntaş  eşimi tanısaydı bunu yapmazdı.
Kimseye kin gütmüyorum.
Soyadı güzelmiş.
Annesine üzülüyorum" dedi.

İşte insanın asaleti budur.
Eşini öldüren bir katilde dahi bir artı değer arıyor ve "soyadı güzeldi" diyor.
"Annesine üzülüyorum" diyor.
Ben de size ve Rus halkına ve insanlık adına çok üzgünüm.
İki dost millet adına,
Başımız sağ olsun Marina Karlov...

SORUN SADECE ŞİDDET DEĞİL

Bir ulusal kanalda çarşamba akşamları yayınlanan " Sen Anlat Karadeniz" dizisinde bu seferde çekim hataları konuşuluyor...
*
Başladığı günden bu yana çok konuşulan özellikle dizideki şiddet sahneleri ağır eleştirilere maruz kalan "Sen Anlat Karadeniz,"
 Yine de reytinglere iyi bir giriş yaptı ve zirveyi gördü.
Bu azımsanacak bir başarı değil.
Çok eleştirilmesine rağmen çok fazla merak edilen ve izlenen "Sen Anlat Karadeniz" dizisinde bakın nasıl çelişkiler oluyor:
*
Dizide Asiye'nin kayınvalidesi olan hanım Nefes'i görüyor ve peşlerinden gidiyor.
Kayınvalidesi Asiye'nin peşinden değil,
Asiye'ye, "Öykü" diye sesleniyor.
Çünkü karakteri canlandıran oyuncunun adı Öykü Gürman.
Yani kısaca kayınvalidesi Asiye'ye gerçek adıyla yani Öykü olarak sesleniyor.
*
Nefes yere düştüğü bu sahneyi hatırlarsanız;
Üzerindeki beyaz elbisesinin özellikle arka kısmı çamurlanır...
Ancak.
Bir sonraki sahnede Nefes'in üzeri tertemiz oluyor.
*
Sen nasıl bu kadar çabuk kurudun Tahir?
Dizide Tahir'in Nefes'i denizden çıkardığı o sahnede zor çekim şartlarından sonra oyuncular sırılsıklam olmuş bir şekilde denizden çıkıyorlar.
Bir sonraki sahnede ise,
Tahir'in elbiselerinin  kendi kendine hemen kuruduğuna tanık oluyoruz.
*
Yine bu arada,
Asiye denizde baygın kalıyor.
Onu bulan sevgilisi ise ona su altında solunum yaptırmaya çalışıyor.

ROBOT'A NASİHATİMDİR

Robot Ulaştırma bakanını kızdırdı.
Çünkü Bakan Beye,
"Yavaş konuş anlamıyorum!"
Uyarısında bulunuyor...

Yahu sen başı sonu bir robotsun.
İtaat edilmek üzere imal edildin.
Kalkmış koskocaman  Bakan Beye laf yetiştiriyorsun.
Hiç mi etrafına bakmıyorsun?
Var mı senin gibi ukalası?
Leb demeden leblebiyi anlayacağın yerde,
"Yavaş konuş, anlamıyorum!" diyorsun.
Olacak şey değil.
Sus be robot sus!
Yoksa kendini hurdalıkta bulacaksın.

AKLIMA GELDİ

Malum,
Trabzon/Fenerbahçe arasında şike mevzuları yoğun bir şekilde tartışılırken.
Fenerbahçe'nin küme düşürülmesi söz konusu iken,
Sayın Cumhurbaşkanı UEFA Başkanı Michel Platini'ye,
"Kurumlar değil, varsa kusurlu şahıslar cezalanmalıdır" demişti.
*
Bence de ‘doğru’ demişti.
Ve böylece de Fenerbahçe kurtulmuştu.
Ama Şimdi Türk Tabipler Birliği,
Türk Ordusunun Afrin'e müdahalesi sonrası yaptığı bence de talihsiz bir beyandan ötürü İsminin önünden 'Türk' kelimesinin çıkartılmasını istemesi kurumsal bir cezadır.
Hatırlatmak istedim.
*
Ayrıca ilgili kurumun yöneticileri bu hususta verdikleri beyanlarından ötürü hukuken de beraat etmişlerdir.

KANSER OLUYORUZ!

Karadeniz kanser oluyor.
Kanser soluyor.
Binlerce kanser hastası...
Akciğer,
Gırtlak,
Mide,
Böbrek,
Mesane.
Tiroit...
Kanser olduk.
Kanser oluyoruz.
Sorunu hastanelerle çözmeye değil,
Neden kanser oluyoruz?
Bunu araştırmak gerekir.
Bunu bilmemiz gerekir.
Neden?
*
Yapılan araştırmalara göre
Akciğer hastalarının yüzde 96'sı sigara tiryakisi.
Demek ki, sigara yaşam canavarı.
Kanserin tetikçisi.
*
Ya hava kirliliği.
Kentin üzerine bir kabus gibi çöken kömür dumanları...
Üstelik bu şehre ne umutlarla yolunu beklediğimiz doğal gaz geldiği halde.
Bu kent insanları kansere yenildiği halde.
Neden bu kirliliğe çare bulunmaz.
 *
Sayın Cumhurbaşkanının çok önemsediğim projelerinden biridir,
Kapalı alanlarda sigara yasağı.
*
Ama sigaranın binlerce kez tehlikelisini, kömürün kirlettiği havayı,
Kadın,
Çocuk ,
Kedi,
Köpek,
Hep birlikte soluyor ve kanser oluyoruz.
Ayrıca,
Önceki gün öğrendim.
Hiç süt yüzü görmeyen tereyağları...
Hiç süt yüzü görmeyen peynirler üretiyoruz.
Sanmayın ki bu bilimsel ilerlemedir.
Bu ahlaki felakettir.
*
İşte eğitim tek başına bir işe yaramıyor.
Ahlaksız eğitimdir bunları yaptıran.
*
Ne olur bizi  bu zalimlere daha fazla ezdirmeyin.
Canımızdan bezdirmeyin.
Bir çare lütfen!

HACETTEPE ŞİFADIR

Macit Yavruoğlu Amcaoğlu olur.
Yaklaşık 20 gün önce şok bir korku yaşadı ve bizlere de yaşattı.
Burada,
Yani Trabzon'da yaptırdığı tahlilleri de olarak soluğu Ankara Hacettepe Hastanesinde aldı.
İşte sonrasını şöyle anlatıyor:
"Ağabey,
Düşünebiliyor musun?
30 yıl önceki doktorum Prof. Ali Ergen,
Beni görür görmez tanıdı.
"O Macit!
Hayırdır, hoş geldin" dedi.
Bir hastasını değil de,
Adeta yakın akrabasını görmüş gibi beni bağrına bastı.
*
Sonra yine anmadan geçemeyeceğim,
Hacettepe Üniversitesi Rektörü Haluk Özen Bey de,
Göğüs Cerrahı Profesör Erkan Dikmen Hocam da anlatılmaz insanlardandır...
*
İçten davranışlarını.
İnsana umut veren gülen yüzünü.
Görür görmez iyileştiğinizi hissediyorsunuz.

Evet, Ölüm Allah'ın emri,
Ama bu insanların o samimi gayretlerine rağmen geliyorsa,
Hoş geldi sefa geldi.
Onların nezdinde tüm Hacettepe Tıp Fakültesi personeline ve şehrimde onlar gibi gönlünü hastasına açan doktorlarımıza ve tüm sağlık personeline de teşekkürler ediyorum" dedi.
İşte bizi Macit'in değerlendirmeleri böyle.
Ben de bu vesileyle tün hastalarımıza şifalar,
Doktorlarımıza başarılar diliyorum.

FIKRA

Mevlevi,
Bektaşi,
Softa yemekten sonra ikram edilen bir tepsi baklava için rüyaya yatarlar.
En hayırlı düşü gören baklavayı alacak.
Öneri kabul edilir.
Yatar, uyurlar.
Sabah olunca Sofu:
"Ne düş gördünüz anlatın bakalım?" der.
Mevlevi sikkesini başına geçirerek:
 "Hayırdır inşallah göklere çıktım" der.
Hoca da:
"Ben ise düşümde cennete gittim," der.
Bektaşi:
"Erenler, ben de gece birinizin göklere uçtuğunu,
Diğerinizin de cennette gezdiğini görünce,
'Artık bunlar fani dünyaya dönmezler' diyerek kalkıp baklavayı  götürdüm!.." der.