Çünkü onlar toprağa verildikleri gün değil, eksiklikleri hissedildikçe yeniden hatırlanırlar.
Bir evlat için baba yalnızca bir insan değildir. Dünyanın karmaşasında yönünü bulduğun pusula, yorulduğunda sırtını yasladığın duvar, düştüğünde seni ayağa kaldıran görünmez bir eldir. Bu yüzden bir baba öldüğünde yalnızca bir insan gitmez; bir ses, bir güven ve bir hayat biçimi de onunla birlikte sessizce çekilir.
Fransız yazar Albert Camus'nün dediği gibi:
"Kışın en derin yerinde anladım ki, içimde sönmek bilmeyen bir yaz saklıymış."
Hayatın en ayaz günlerinde bile içimi ısıtan o yaz, bana bıraktığın karakterdir, baba. Senin yokluğunda rüzgâra açık kalacağımı sanmıştım. Oysa sen dışarıdan çekilirken içime yerleştin; zihnime, omurgama ve attığım her adıma kök saldın.
Fernando Pessoa'nın dediği gibi:
"Kalbe yerleşenler zamandan muaftır."

Çocukken arkama bakmadan yürüyebildiğim o güvenli mesafeymiş meğer sen. Sen gittin, ben durdum.
Ama sonra senin adımlarınla yeniden yürümeyi öğrendim.
Bugün içimde taşıdığım hasret, boyun eğen bir eksiklik değil; bana bıraktığın vakarın, karakterin ve sevginin sessiz yankısıdır.
Yıllar bana şunu öğretti:
“Ölüm bir insanı hayattan alabilir; ama hatıralardan, karakterlerden ve sevgiden alamaz.”
Bugün aynaya baktığımda bazı ifadelerde seni görüyorum. Bir karar verirken sesini duyuyorum. Haksızlığa karşı dururken duruşunu hissediyorum. Ve anlıyorum ki bazı insanlar ölmez.
Bir evladın ahlakında, bir cümlenin içinde, bir duanın sonunda yaşamaya devam ederler.
Sen gittin ama bana bıraktığın ışık hâlâ yolumu aydınlatıyor.
Ruhun şad olsun güzel babam, (Ali Güney)
Songül Güney Zehiroğlu




