Manisa’nın Turgutlu ilçesinde 22 Eylül’de meydana gelen silahlı saldırı, Türkiye’de okul saldırıları ve gençler arasındaki şiddet tartışmasını yeniden gündemin ilk sıralarına taşıdı. İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınında, öğrencilerin okula gittiği sırada meydana gelen saldırıda 2’si ağır 11 öğrenci yaralandı. Şüpheli gözaltına alınırken olayla ilgili adli ve idari soruşturma başlatıldı.

Yaşanan olay, TBMM’de aylar önce başlayan okul saldırıları araştırmalarında yapılan uyarıları da yeniden akıllara getirdi. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki olayların ardından kurulan Meclis Araştırma Komisyonu; okul güvenliğinden aile yapısına, dijital risklerden psikososyal desteğe kadar çok sayıda başlığı ele aldı. Komisyonun dinlediği isimlerden biri de HEGEM Vakfı Başkanı Adem Solak oldu.

Manisa’daki okul saldırısı Meclis’teki uyarıları hatırlattı

Manisa’daki saldırının ardından gözler, benzer olayların önlenmesi amacıyla TBMM’de yürütülen çalışmalara çevrildi. Meclis Araştırma Komisyonu, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul olaylarının ardından çocukların karşı karşıya kaldığı riskleri bütün yönleriyle araştırmak amacıyla kurulmuştu.

Komisyon çalışmalarında yalnızca okul kapılarındaki güvenlik önlemleri değil; aile, eğitim sistemi, dijital ortam, akran zorbalığı, psikososyal destek ve gençleri şiddete sürükleyebilecek sosyal nedenler de ele alındı. TBMM kayıtlarında komisyonun 30 Temmuz 2026 tarihli toplantısında Şiddetle Mücadele Vakfı Başkanı Adem Solak’ın şiddetin nedenleri ve çözüm önerileri üzerine sunum yaptığı görülüyor.

Komisyon Başkanı Yusuf Beyazıt da çalışmalar sırasında okul saldırılarının yalnızca münferit güvenlik vakaları olarak değerlendirilemeyeceğine işaret etmişti.

HEGEM’in dikkat çektiği tablo: Gençlerde öfke alarmı

HEGEM Vakfı tarafından Meclis Araştırma Komisyonu’na sunulan değerlendirmelerde en dikkat çekici başlıklardan birini gençlerin öfke düzeyine ilişkin araştırmalar oluşturdu.

Vakfın aktardığı araştırma sonuçlarına göre gençlerin ortalama yüzde 84’ünün kendisini kızgın ve öfkeli hissettiği belirtilirken, bu tablonun yalnızca okul dönemine ait geçici bir davranış biçimi olarak görülmemesi gerektiği savunuldu. HEGEM, gençlik döneminde çözülemeyen öfke, çatışma ve şiddet eğilimlerinin ilerleyen yıllarda aile içi şiddetten trafik kavgalarına, akrabalar arasındaki çatışmalardan farklı suç türlerine kadar geniş bir alanda etkisini gösterebileceği görüşünü dile getiriyor.

Raporda aktarılan araştırmalarda liseye devam eden kız öğrencilerin yüzde 38’inin, erkek öğrencilerin ise yüzde 36’sının intihara ilişkin duygular yaşadığı yönündeki bulgular da özellikle öne çıkarılıyor.

“Öfke patlaması böyle devam ederse perişan oluruz” uyarısı

HEGEM’in yaklaşımında asıl dikkat çekilen nokta, şiddetin yalnızca olay gerçekleştikten sonra devreye giren cezai tedbirlerle önlenemeyeceği görüşü.

Vakfın değerlendirmelerinde, saldırgan davranış gösteren bazı gençlerin geçmişlerinde farklı biçimlerde mağduriyet, dışlanma, çatışma veya şiddet deneyimleri bulunabileceğine dikkat çekiliyor. Bu nedenle risklerin okul, aile ve sosyal çevrede çok daha erken aşamada tespit edilmesi gerektiği savunuluyor.

TBMM’deki komisyon görüşmelerinde de benzer şekilde, geçmişte saldırı gerçekleştiren bazı çocukların çevrelerinde “sessiz, sakin, disiplin sorunu olmayan” kişiler olarak tanımlanmış olmasının risklerin her zaman kolay fark edilemediğini gösterdiği değerlendirmesi yapıldı.

Bu tablo, yalnızca güvenlik görevlisi sayısını artırmanın veya cezaları ağırlaştırmanın yanında önleyici sosyal politikaların da tartışılması gerektiği görüşünü güçlendiriyor.

ABD örneği üzerinden okul saldırıları için kritik benzetme

HEGEM tarafından komisyona sunulan değerlendirmelerde Türkiye’de ortaya çıkan bazı okul saldırıları ile ABD’de geçmiş yıllarda başlayan kitlesel okul saldırıları arasında sosyolojik açıdan benzerlik kuruluyor.

Vakfın raporunda, ABD’de şiddet vakalarının ilk dönemlerinde de ağırlıklı olarak idari, güvenlik ve hukuki tedbirlerin gündeme geldiği; ancak sorunun sosyal ve psikolojik boyutlarının yeterince ele alınmamasının şiddetin tamamen ortadan kaldırılmasını engellediği görüşü savunuluyor.

Türkiye açısından yapılan uyarının merkezinde ise saldırıların yalnızca fail ile mağdur arasındaki kişisel husumet üzerinden değerlendirilmemesi gerektiği bulunuyor. Ankara, Eskişehir ve Balıkesir’de geçmiş dönemde yaşanan, faillerle aralarında kişisel husumet bulunmayan kişilerin hedef alındığı saldırılar da bu çerçevede örnek gösteriliyor.

HEGEM’e göre kritik soru, saldırı gerçekleştikten sonra hangi cezanın uygulanacağından önce gençleri bu noktaya getiren sürecin nasıl erken fark edileceği.

TBMM Komisyonu güvenlikten önce önleyici sistemi tartıştı

Meclis Araştırma Komisyonu’nun çalışmalarında da okul saldırılarının yalnızca polisiye tedbirlerle ele alınmaması gerektiği yönündeki görüşler öne çıktı.

Komisyon Başkanı Yusuf Beyazıt, 22 Temmuz’daki toplantıda cezaların artırılması ve okul kapılarında güvenlik önlemlerinin sıkılaştırılmasının tek başına yeterli olmayacağını; şiddete giden sürecin bütün yönleriyle incelenmesi gerektiğini ifade etti.

Komisyonun son toplantılarında okul güvenliğinin güçlendirilmesi, kurumlar arası koordinasyon, erken müdahale, rehberlik hizmetleri ve psikososyal destek mekanizmaları üzerinde duruldu. 6 Ağustos 2026’daki toplantıda ise hazırlanacak raporda yer alabilecek öneriler değerlendirildi.

Bakan Çiftçi: 'Yaralanan 3 çocuk ameliyatta, 8 yaralının 3'ü yoğun bakımda'
Bakan Çiftçi: 'Yaralanan 3 çocuk ameliyatta, 8 yaralının 3'ü yoğun bakımda'
İçeriği Görüntüle

Komisyon daha önce üç aylık çalışma süresinin ardından bir aylık ek süre alınmasını da kararlaştırmıştı.

HEGEM’den çözüm önerisi: Sosyal arabuluculuk modeli

HEGEM Vakfı Başkanı Adem Solak’a göre sorun çözümsüz değil. Ancak müdahale modelinin yalnızca olay gerçekleştikten sonra devreye giren idari ve hukuki mekanizmalardan oluşmaması gerekiyor.

Solak, şiddetin sosyolojik gerçeklikler dikkate alınarak çok disiplinli ve çok sektörlü biçimde ele alınması gerektiğini savunuyor. Bu kapsamda gençlik, aile, eğitim ve şiddet konusunda sürekli bilimsel araştırmalar yapılması; illerin coğrafi, kurumsal ve tematik sosyal risk haritalarının oluşturulması öneriliyor.

HEGEM’in öne çıkardığı modeller arasında ise “sosyal arabuluculuk” önemli yer tutuyor. Model, öğrenciler arasında ortaya çıkan sorunların yalnızca disiplin ve cezalandırma üzerinden değil; çatışma çözme, müzakere ve arabuluculuk mekanizmalarıyla ele alınmasını öngörüyor.

Vakfın sosyal arabuluculuk modeline ilişkin çalışmalarının 2026 yılında da sürdüğü görülüyor.

Cezalandırmadan önce riskin kaynağına ulaşılması öneriliyor

HEGEM’in önerisinin temelinde, sorun ortaya çıktıktan sonra ceza vermek yerine çatışmanın büyümeden tespit edilmesi bulunuyor.

Bu kapsamda okullarda öğrenciler arasındaki anlaşmazlıkları, dışlanmayı, akran zorbalığını, öfke kontrolü sorunlarını ve sosyal yalnızlığı daha erken fark edebilecek mekanizmaların kurulması öneriliyor. Öğretmenlerin, rehberlik servislerinin, ailelerin ve sosyal hizmet birimlerinin aynı risk takip sistemi içinde hareket etmesi de öneriler arasında.

TBMM Komisyonu çalışmalarında öğrencilerin de özellikle akran zorbalığı konusuna dikkat çektiği kayıtlara geçti. Komisyon görüşmelerinde risklerin fark edilmesine rağmen kurumlar arasındaki iletişim kopukluklarının sorun yaratabileceği de tartışıldı.

Manisa’daki son saldırı ise okul çevresinde güvenliğin yanında, gençlerde şiddet riskinin hangi aşamada fark edilebileceği sorusunu yeniden Türkiye’nin gündemine taşıdı.

Manisa saldırısından sonra gözler hazırlanacak raporda

TBMM Okul Saldırılarının Nedenlerini Araştırma Komisyonu ağustos ayında saha ve dinleme çalışmalarının ardından rapor aşamasına geçtiğini açıklamıştı. Komisyonun üzerinde durduğu başlıklar arasında güvenlik tedbirlerinin yanı sıra erken uyarı mekanizmaları, rehberlik, psikososyal destek, kurumlar arası koordinasyon, aile desteği ve çocukları dijital risklerden koruyacak modeller bulunuyor.

Manisa’da 11 öğrencinin yaralandığı son saldırının ardından, bu önerilerin uygulamaya nasıl aktarılacağı daha da kritik hale geldi.

HEGEM’in yaklaşımı ise dikkat çekici bir noktada toplanıyor: Okul saldırılarında yalnızca sonuca müdahale etmek yerine şiddeti doğuran sosyal riskleri önceden tespit etmek, çatışmaları büyümeden çözmek ve okul-aile-kamu iş birliğini sürekli hale getirmek.

Kaynak: HABER MERKEZİ