Uzatılan konu çektikçe çoğalıyor, inceliyor
Çekme helva nasıl yapılır, pişmaniye nasıl yapılır diye biraz baktım. Unu, şekeri, yağı bir araya getiriyorsunuz. Sonra başlıyorsunuz çekmeye… Çektikçe çoğalıyor, inceliyor, uzuyor. En sonunda herkes bir ucundan tutuyor. Nedense Trabzonspor’un özellikle başarı dönemlerinde yaşadıklarımızı hatırlattı bana. Bir transfer yapılıyor, bir başarı geliyor, şehir heyecanlanıyor; ardından siyasetten yerel yöneticilere kadar herkes o başarının bir ucundan kendi payına bir şey çekmeye başlıyor. Üstelik bunun iktidarı, muhalefeti de yok.
Ciddi bir iletişim problemi
Trabzonspor üzerinden siyasi argüman üretmek, rakibine cevap vermek, belediyecilik yarıştırmak ya da siyasi pozisyon güçlendirmek şehir içinde hoş karşılanabilir. Hatta alkış da getirebilir. Ama burada ciddi bir iletişim problemi olduğunu düşünüyorum. Yerel siyasetçi açıklamasını Trabzon’a yapıyor olabilir; fakat konu Trabzonspor olduğunda o açıklama artık yerel değildir. Türkiye’ye konuşuyorsunuz. Trabzon’da “kulübüne sahip çıkan siyasetçi” olarak okunan bir söz, ülkenin başka bir yerinde “siyasetle iç içe bir futbol kulübü” olarak okunabilir.
Bu ülke İstanbul’dan ibaret değil
İletişim yalnızca ne söylediğiniz değil, söylediğiniz sözün nerede ve nasıl algılandığını da hesaba katmaktır. Trabzonspor gibi ülke çapında milyonların takip ettiği bir marka hakkında yalnızca şehir içindeki alkışı düşünerek iletişim kurmak, Trabzonspor’un büyüklüğünü iletişim açısından küçültmektir. ASIL MESELEYE GELELİM! Bir de yıllardır özellikle İstanbul takımlarının bazı taraftarları ve İstanbul merkezli spor kamuoyunda tekrarlanan “Trabzonspor devletten yardım alıyor” söylemi var. Önce şunu kabul edelim: Bu ülke İstanbul’dan ibaret değil.
“Hep bana, hep bana” anlayışının tezahürü
Türk futbolu da İstanbul’a sığmayacak kadar büyük bir ülkenin futboludur. Türk spor tarihi boyunca İstanbul kulüplerinin kamudan, yerel yönetimlerden ve çeşitli kamu imkânlarından gördüğü destekler bilinirken, konu Trabzonspor olduğunda devlet desteğinin başlı başına bir şaibe gibi sunulması iki yüzlülüktür. Bunun, en basit ifadeyle, “hep bana, hep bana” anlayışının bir tezahürü olduğunu düşünüyorum. Trabzonspor’un DÜNYANIN EN BÜYÜK ŞEHİR TAKIMI olması; Anadolu’dan çıkarak Türk futbolunun düzenini değiştirmesi, ülke futboluna yetiştirdiği futbolcular ve teknik direktörler, Türkiye’nin tanıtımına kattığı marka değeri ve temsil ettiği bölgenin ekonomik şartları birlikte düşünüldüğünde ben tam tersini savunuyorum.
Siyasi sahiplenme başka konu
Marmara Bölgesi ile Doğu Karadeniz Bölgesi aynı ekonomik, demografik ve ticari imkânlara sahip değil. Bu gerçek ve Trabzonspor’un Türk sporuna kattığı değer göz önüne alındığında Trabzonspor, bana göre EN FAZLA DEVLET DESTEĞİ alması gereken spor kurumlarından biridir. Ama devlet desteği başka, siyasi sahiplenme başka. Devlet Trabzonspor’a destek versin. Yerel yönetimler destek versin. Şehrin kurumları kulübünün arkasında dursun. Fakat hiçbir siyasi parti, belediye başkanı ya da kamu yöneticisi bu desteği veya Trabzonspor’un başarısını kendi siyasi hanesine yazmasın.
Helvayla aramızdaki fark
Bu arada “Sen de yıllardır Trabzonspor hakkında konuşuyor, yazıyor, çiziyorsun” diyen olabilir. Haklıdır. 20 yıldır kulüp üyesiyim, tribünden geldim. Yıllardır Trabzonspor üzerine görüşlerimi yazıyorum; kulübün forma ve futbolcu tanıtımlarında, çeşitli projelerinde sesimle ve oyunculuğumla da yer aldım. Her şeyi göze alarak ulusal medya dahil her mecrada kaybetmeme rağmen takımımızı her süreçte savundum. Yani ben de Trabzonspor’u yıllardır çekiştiriyorum. Ama helvayla aramızdaki fark şu: Ben kendime pay çıkarmak için değil, Trabzonspor’un payına zarar gelmesin diye çekiştiriyorum. Çünkü bütün sıfatlardan önce taraftarım.
Trabzonspor kimsenin babasının malı değil
Benim itirazım desteğe değil, Trabzonspor üzerinden siyasi argüman üretilmesine. İktidarı da yapmasın, muhalefeti de. Çünkü siyasetçiler değişir. Belediye başkanları değişir. Yönetimler değişir. Trabzonspor kalır. Helvayı da pişmaniyeyi de çekin ama Trabzonspor’u çekiştirmeyin. Trabzonspor kimsenin babasının malı değil. Ülke futbolu bir şehrin, bir bölgenin tekelinde değil.




