Zira çöp meselesi, bu şehri en fazla meşgul eden, belediye yönetimlerini en fazla mahcup eden ve en zor çözülen sorunlardan bir tanesi olmuştur. Bugün dahi gündemden düştüğü, güncelliğini kaybettiği söylenemez.

Yaşı 25 den büyük olan herkes hatırlar; Trabzon’da toplanan çöpler 2007 senesine kadar şehir merkezi denilecek bir yerde denize dökülür, çöp kokusu şehrin sokaklarından duyulur, Moloz çöplüğünden kalkan fındık büyüklüğündeki sinekler şehre saldırırdı. Normal şartlarda balıkla beslenen martılar, çöplük kuşuna dönmüştü. Neden böyle oldu? Denize çöp dökmek kimin aklına geldi? Bu süreç nasıl başladı? Gelin, yine Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin tozlu arşivlerine girelim ve çöpün bu şehirdeki hikâyesinin peşine düşelim.
CUMHURİYETİN İLK YILLARINDA ÇÖP SORUNU
Cumhuriyetin ilk yıllarında çöpler nasıl toplanır, nasıl bertaraf edilirdi? Doksan senelik Belediye arşivinde bu soruların cevabını ilk olarak 1939-1940 Faaliyet Raporunda buluyoruz. Rapora göre 1940 yılında Trabzon şehri temizlik işleri 6 amale başı, 72 amele (işçi), bir kamyon, dört atlı arabadan oluşan bir kadro ile temizlenmiş, sonra her mıntıkadan toplanan çöpler istasyonlarda biriktirildikten sonra kamyon ve at arabaları ile taşınarak Değirmendere de imha olunmuştur.
Bu arada Trabzon’da “tanzifat hayvanları” denilen atlı çöp arabalarının 1968 yılına kadar şehirde kullanıldığını belirtelim.

Değirmendere’de çöpler nasıl imha olunmuştur? O yıllarda Trabzon’da bir çöp tesisi mi vardı? 1937 senesinde Belediye Başkanı Dr. Cemal Turfan zamanında Meclis’te bir “çöp fırını” yapılacağı söylenmiş, Valiliğin, atıkların uygun bir şekilde imhası için 1938 yılı bütçesine ödenek konulması için Belediye’ye gönderdiği yazı doğrultusunda bir yakma fırını yapılabilmesi için bütçe görüşmelerine işaret edilmiştir. Ancak Meclis tutanaklarında bu konu ile ilgili başka bir zapta rastlanılamamıştır. Zira 1937 senesi Türkiye de çöp yakma fırınları için çok erken bir tarihtir.
O yüzden başlıktaki sorunun cevabını 1940 tarihli Encümen Kararında buluyoruz. Karar incelendiğinde, toplanan çöplerin Değirmendere’de dereye döküldüğü anlaşılıyor. İmha dedikleri bu! Trabzon’da toplanan çöplerin 2007 yılına kadar denize döküldüğünü bildiğimiz için 1940 yılında çöplerin dereye dökülmesini maalesef yadırgayamıyoruz.
TARLALARA DÖKÜLDÜ
1940 tarihli Encümen kararını okuduğumda ben de şaşırmıştım. Zira bir vatandaş; “Şehirdahilinde biriken çöplerin dereye dökülmeyerek, gösterilecek sıhhi şartlar altında kendisine satılmasını” teklif ediyor. Belediye’nin canına minnet, bedava dereye döktüğü çöpü birisi satın almak istiyor. İyi de “çöpü ne yapacak?” diye merak ediyoruz.

Encümen kararında konu şöyle izah ediliyor; “Tarlalarına otomobil yolu açmak ve açılacak çukura çöpler döküldükten sonra ardından kapanmak şartı ile ihale tarihinden 1941senesi Mayıs gayesine kadar, toplanacak çöplerin belirlenen şartlar altında pazarlıkla satılmasına ve ilanına karar verilmiştir.” Yani vatandaş tarlasına yol yapmak için çöpü dolgu malzemesi olarak kullanmak istiyor. Çöpten yol dolgusu olur mu? Fakir memleketin fakir insanı böyle bir çözüm bulmuş!
Bir de 1941 tarihli bir tutanakta Meclis Üyesi Zekeriya Kefeli’nin şöyle bir tespiti var; “Şehrin kenar mahallerini teşkil eden Ayasofya, Tekfurçayır ve Kindinar Mahalleleri her ne kadar şehir hudududahilinde ise de burada ikamet eden hemşeriler fakir oldukları gibi, hanelerinin çöplerini de kendi tarlalarına dökmektedirler.”
Çöplerin tarlalara dökülmesi garipsenmesin. Zira o yılların çöpü ile bu günün çöpü, muhteva olarak aynı şey değildir. Eskiler bilir, tek kullanımlık plastik çöp poşeti henüz icat edilmemiş, plastik kap ve ambalajlar yaygınlaşmamıştı. Yoğurtçömlek içinde satılır, sonra kabı iade edilirdi. Şişe içerisinde satılan çoğu şeyin iadesi olur, pazara gidenler filelerle alışverişe çıkar, çöpün içerisinde sebze, meyve ve balık artıklarından başka bir şeye rastlanmaz, çöpün muhtevasında doğada bozunmayan şeyler yaygın bulunmazdı. Böyle olduğu için köylerde çöpler toplanmaz, evcil hayvanlara yem yapılıp gerisi tarlalara gübre olması için dökülürdü.
DEĞİRMENDERE’DEKİ BATAKLIKLAR
1944 tarihli başka bir Meclis kararında ise, o yıllarda çöplerin nasıl bertaraf edildiğine dair önemli bir detay mevcuttur:

“Değirmendere de Belediyemizce kapatılan bataklıkların kurutulması için çöplerin mühim tesiri olmuş ve bu suretle mahzur ortadan kaldırılmıştır. Çöpler bataklıklara döküldükten sonra sene nihayetine kadar, gübre olarak kullanılmak üzere bir talibine satılmıştır.”
O yıllarda Değirmendere’de bataklıklar mı vardı? 1943 senesinde, Değirmendere köprüsünün sağında ve solunda, bir insan boyunu aşan ve sazlıkların kapattığı bataklıkların şehir için büyük bir sorun teşkil ettiğini ve sıtma mücadelesi kapsamında bu bataklıkların kapatılmasının önerildiği ancak bu bataklıkların kurutulmasının büyük bir paraya ihtiyaç duyduğunu tespit ediyoruz. Demek ki Trabzon Belediyesi, çöplerle bu alanda dolgu yaparak hem bataklığı kurutmuş hemde çöplerden bu surette kurtulmuş oluyordu.
Çöplerin uzun yıllar bu şekilde taliplilerine satıldığını devam eden yıllardaki Meclis görüşmelerinden tespit ediyoruz. Çünkü yukarıda bahsedildiği üzere o yıllarda kâğıttan yapılan ve doğada bozunan kese kâğıtları, depozitolu cam ve çömlek kaplar, pazar alışverişlerinde kullanılan pazar çantası ve fileler nedeniyle çöpün muhtevasının önemli ölçüde organik atık olması, çöpün gübre olarak kullanılmasının en önemli sebebiydi.
Hâlbuki bugünçöpün ayrıştırılmadan bu şekilde gübre haline getirilmesine imkân yoktur. Çünkü tüketim alışkanlıklarının değişmesi ile artık çöplerin muhtevasında organik madde miktarı azalmış, cam, metal, plastik ve kimyasal ve tehlikeli atık miktarı çoğalmıştır.
Çöplerin satışı ne oldu?
Çöpler vatandaşa satıldı satılmasına ama sorunlar da çıkmadı değil. Nitekim 1947 tarihinde,çöplerin şartnameleri gereğince üzerleri kapatılıp imha edilmedikleri ve bu haliyle bırakılarak kokuya sebep olmaları nedeniyle umumun sağlığını ihlal eden bu halin devamı mahzurlu görülmüş ve çöp satışından vazgeçilerek, daha önce olduğu gibi Değirmendere’ye dökülmek sureti ile imha edilmesine karar verilmiştir.

Ancak daha sonraki yıllarda da bu satışın devam ettiğini görüyoruz. Mesela 1951 yılında çöpler, şehir dışındaki kuyulara ücreti karşılığında dökülmüştür. Yine aynı yıl çöplerin Değirmendere’nin doğu tarafındaki müsait arazilere açtırılan çukurlara dökülüp gübre haline getirildiği ve bu gübrelerin arazi sahiplerine satıldığını tespit ediyoruz. Yine 1953 yılında çöplerin Değirmendere’deki arazisine yoldan uzak bir mesafede göstereceği alana dökülmek ve yazın kokuya mani olmamak üzere üzerlerini toprakla örtmek şartı ile bir vatandaşa satıldığını belirliyoruz.
FATİH EROL





