Üniversitelerin üç fonksiyonu var: Öğretim, araştırma ve yayın. Üniversiteler bu fonksiyonlarını öğretim üyeleri marifetiyle gerçekleştirir. Akademisyenler, üniversite hocaları bilimsel bilgi üreterek, toplumun çevreyi anlamasına ve geleceği ile ilgili planlar yapmasına katkıda bulunur. Akademik kariyerin en üstüne çıkmış bilim adamlarının bilimsel tutum ve davranışı sergilemeleri, bilim üretmelerinden daha önemlidir. Akademisyenlerin her söylediğini dikkate almayı edepten kabul eden toplum, akademisyenlerden de aynı edebi bekleme hakkına sahiptir. Akademisyenliğin üst sınırına çıkmış olanlar, yapacak başka bir işi yokmuş gibi sıradan insanların bile yapmayacakları hataları yaparak camiaya zarar vermektedirler. Zaman zaman üniversitelerden aykırı(!) düşüncelerin ortaya çıkması eğer toplum yararına ise kabul edilebilir. Ama toplumun genel ahlâkına, inancına aykırı bir düşünceyi televizyonlarda tartışmak, hiçbir bilimsel ahlâkla açıklanamaz. Üniversite hocaları ülkenin genel problemleri ile ilgili bir düşünceyi ortaya koymayı hiç aklına getirmezken, bazı fuzuli çıkışlarla toplumun karşısına çıkıp üniversite camiasının saygınlığına halel getirdiklerinin bile farkında değiller.

Bir üniversite profesörü, z kuşağını eleştirirken, üniversitedeki derslere katılımın düşük olduğunu söyledi. Sofuoğlu konuşmasının devamında üniversiteler için “Sayın Cumhurbaşkanımız da vurguladı. Neredeyse fuhuş evleri” ifadelerini kullandı. Anlamadım. Derslere katılımın düşüklüğü ile fuhşu nasıl ilişkilendirebiliyor bu adam? 35 seneden beri ben üniversitede hocalık yapıyorum. Derse katılımın öğretim üyesinin kalitesine bağlı olduğunu biliyorum. Derse katılım azsa, elinden hiçbir şey gelmiyorsa yoklama almada titiz davran. Derse katılımı sağlayamayan öğretim üyesi kendini sorgulamalıdır. Üniversitelerle fuhşu yan yana getirmek için profesör olmaya gerek yok. Profesör olmak topluma iftira etme hakkını kimseye vermez; profesörlere ve akademisyenlere… Profesör olmakla iftira etme hakkı mı elde edilir? Ortada bir iftira var!.. Bu adam kendi camiasına iftira ederek nasıl bir bilim adamlığı profili çizmeye çalışıyor? Bu iftirayı bilimsel düşünce bağlamında mı değerlendireceğiz? Böyle bir şey olamaz. Şimdi bu profesörün konuşmasını düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirip hoşgörülü mü olmamızı bekliyorlar? Hoşgörülü olmamak ve bu saçma iftiraya karşı çıkmak, acaba engizisyon benzetmesine girer mi? Nereye girerse girsin, bu konuşmanın hiçbir bilimsel yönü yoktur; olsa olsa üniversiteleri zan altında bırakan bir konuşmadır. Üstelik bu konuşma, yukarıda açıklanan üniversite fonksiyonlarından hiçbirine girmez. İnsanın konuşması ya bu dünyada ya da öbür dünyada işe yaraması gerekir. Bu konuşma ne bu dünyada ne öbür dünyada işe yarayan bir konuşmadır; yazık…

Üniversiteler toplumun hayatını kolaylaştıracak bilgi üreterek toplumun kalkınmasına ve mutluluğuna yardım etmesi gereken en güzide kurumlarımızın başında gelir. Üniversiteden yükselen bu dayanaksız günlük dedikodular, halkın mutluluğuna değil mutsuzluğuna ve halkın üniversiteye düşman olmasına yarar. Bilim adamı her duyduğu haberi kabul etmeyip haberin doğruluğunu test ettikten sonra yapması gerekeni yapar. Bu akademisyenin konuşmasının hiçbir yerinde bilim adamlığı tutum ve davranışı yoktur.