FORBES’in “Türkiye’nin En İyi İşverenleri” tespitine, 250 çalışanına sundukları ile 29’uncu sıradan Ali Osman Ulusoy Şirketler Grubu’nun girişine “hayret etmedim” dersem, yalan olmaz!

Büyükbaba Bahattin Ulusoy’dan sonrasına özellikle Ali Osman Ulusoy ile bire bir şahitlik edip, sonrasında Hülya Ulusoy ve ardından da Ahsen Aydın dönemini de takip eden birisi olarak, sürdürülebilir bir istikrarlılığın getirdiklerine hayret etmek zaten eşyanın tabiatın aykırı olurdu.

Sadece kendi iş dünyasında değil, söz konusu Trabzon merkezli Türkiye olduğunda hayatın her alanında varlığını hissettiren Ali Osman Ulusoy’u da “Trabzon ile Dünyayı Buluşturan Adam” başlığı atarak bu birlikteliğin eseri olarak kitaplaştırmıştık. Onun için ortada istikrarlı bir başarıdan söz edebiliyoruz.

Ancak; bu başarıda anne Hülya Ulusoy’u yanı başından eksik etmeyen 4’üncu kuşaktan Ahsen Aydın’ın çabası büyüktür.

Ali Osman Ulusoy 2

Hiç şüphesiz kardeşi Gülşah’tan da büyük destek gören Ahsen Hanım’ın başarısında, kalkınma hareketini bir bütün olarak kabul edip, sadece şirketinin kapalı kapıları ardında kalmayarak sosyal ve kültürel alanlara da zaman ayırmasının etkisi büyüktür.

Ahsen Aydın’ın, Kadın Girişimciler Kurulu, UCİM ve özellikle de Kadınla Başlar Derneği çatısı altındaki paylaşımcı tercihleri gelişimin tek pencereden bakma ile olamayacağını ortaya koymada müstesna bir örnektir.

Bu vesile ile Ali Osman Amca’yı rahmetle anarken, dördüncü kuşaktan Ahsen Aydın’a da başarılar dileyelim.

LOKANLATARDA TABELA HABİRE SİLİNİYOR!

Hem de lokantada olunca, “Siliniyor” dememizi, “Bedava oluyor” olarak anlamayın! Aksına fiyat habire artıyor.

Trabzon’un “Nam-ı Değer” diye bilinen Pazarkapı semtinde bir zamanlar 2 liraya içtiğimiz çorbanın karşısındaki fiyatı 70 TL’ye çıkardığı için eskisini silip, yenisini yazan işletme sahibine, “Yine mi arttırdın?” diye sitem ettim.

İşletmeci de; “Ne yapayım? Dün 10 liraya aldığım malzemeyi bugün 15’e verdiler. Akşam da zaten akaryakıta yine zam yaptılar” dedi.

Ben de; “Sen de haklısın” deyip, “İnşallah yarın 80 yazmazsın” diye seslenip çıktım.

Arkamdan, “Olmayacak gibi değil” diye de seslenmedi değil.

Ardına da ekledi: “Bendeki fiyatlar dip. Aynısı bir, hatta 2-3 katı ile satılıyor. Sen bilirsin! Ama yarın yine gelen. 190’a nohut var. Hem de sadece bizde!”

HAYATI ERTELEMEYİN…

Sosyal medyada Psikolog Ayşe Cebeci’nin çok fazla anlam içeren, kısa ve öz bir insan hayatı tarifine denk geldim.

Aynen aktarıyorum:

“Bir insan hayata veda eder. Buzlukta yaptığı köfteler, kirlenmesin diye üstünü örttüğü koltuklar, sadece misafirler için sakladığı tabaklar, geleceği düşünerek yaptığı birikimler ve uğruna hayatını harcadığı insanlar kalır.

Ölümünden bir süre sonra koltuk örtüleri kaldırılır. Köfteler en güzel tabaklarda yenir. Birikimleri paylaşılır. Hayat kaldığı yerden devam eder. Yaşarken yaşayın. Kendinizi ertelemeyin. Çünkü hayat bir gün kullanırım diye sakladıklarınızdan daha kısa olabilir.”

FINDIĞI TOPLAMAK, TOPLATTIRMAK!

Gazetedeki “Fındıkta kazanan işçi, kaybeden üretici” diye atılmış başlığı okuyunca, ister istemez, “Üretici mi, köylümü?” diye bir kez daha kendi kendime sormadım değil!

Öyle ya, üretici kimdir? Köylü kimdir?

Bunların tarifini yapmak lazım ki, soruya cevap bulabilelim!

Ağustos ayı, yani fındık hasadı yaklaşırken, her zaman olduğu gibi, “Toplama da işçi ücretleri” konuşuluyor.

Bu yıl 3-4 bin lire günlükten söz edenler bile var.

Peki!

Öncelikle şunu bilmek lazım.

Fındıkta gerçek manada üretici iseniz, yapabiliyor iseniz daldan toplama işi ailece yapılması lazım.

Hele hele Trabzon gibi, yüzde 90’ı, 500-600 kilo fındığın üretildiği ailelerde bunun tamamen aile efradı tarafından yapılmamasını kabul etmek hiç de doğru değil.

Demek istediğim o dur ki, “2-3 kişilik bir ailenin bile 5-6 günde toplayabileceği bir bahçeye 3-4 bin lira günlük ile işçi sokanları üretici saymamak lazım.”

Ne mi sayacağız?

“Yan gelip yatan köylü” diyelim olsun bitsin!

Yok öyle yatarak geçinmek!

Üretici isen hakkını vereceksin. Çalışacaksın.

Fındığın yanını da toplamadan toplamaya gitmeyeceksin.

Üstüne üstlük bir de başkalarına toplatıp, yapmadığın harcamaları da ekleyerek “Fındığın maliye bu demiyeceksin!”

DÜNDEN BUGÜNE

Bundan tam 20 yıl önce 9 Haziran 2006’da kanunu çiğnemeden satırlara sığdırmaya çalışmışız.

*

Kanunları çiğnemek!

Söz konusu kanun olunca, “çiğnemek ve çiğnenmek” kelimelerinden en çok kullanılan hangisidir?

Ülkeye göre değişir.

Yani, “Nereden? Hangi ülkeden baktığına bağlı…”

Türkiye’den bakınca, çokluk anlamında, “kanunları çiğnemek” in sayısal bir üstünlük sağlayacağını herkes rahatlıkla söyleyebilir.

Hakkı tecelli ettirecek olan kanunları çiğneyenlerin, kanunlar tarafından bu dünya da ya da ahirette çiğneneceği gerçeğini unutmamak lazım.

Adalet adına kanunlar tarafından çiğnenmek dünya da nasıl olur? Bir örnek.

Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin eski baş hakimlerinden John Marshall, bir gün kitaplığındaki merdivene tırmanır.

Baş hakim o yıllarda epey yaşlı ve oldukça da halsizdi. Aradığı kitap da en üst rafta ve diğerleri arasına sıkışmıştı. Kitabı çeker-ve çekmesiyle birlikte raftaki bütün kitapların başına düşmesiyle kendini yerde bulması bir olur.

Patırdıyı işiten hizmetçisi telaş içinde koşar ve efendisini yerde odanın her tarafına dağılmış kitaplar arasında ağrıyan yerlerini kahkahalarla ovalarken bulur!

Baş hakim Marshall, hayret ve şaşkınlık için yüzüne bakan kadına; “Nihayet böyle olacağı belliydi” der. “Yıllarca kanunları çiğnedim, şimdi de kanunlar benden öç aldı-beni çiğnedi.”

Nejat Muallimoğlu’nun Politikada Nükte kitabından.

TEMEL’E SORMADAN YASA ÇIKARMAK!

Bugün başına “Eski” ibaresi koyarak yerine getirdiği birçok görevi belirtmeye çalıştığımız Trabzon Milletvekili Faruk Özak’ın Ankara’da yapılan Trabzon Etkinlikleri’nin birinde zikrettiği, Satır Arası kitabımıza da aldığımız, “anlayana” dedirtecek kadar günün manasına uygun, fıkra gibi bir gerçek:

Zonguldak Milletvekili Köksal Toptan’ın Meclis Başkanlığı, Cemil Çicek’in de Adalet Bakanlığı yaptığı dönemde TBMM’de bir yasa görüşmesi yapılıyor.

Cemil Çiçek ve yetkili bürokratlar komisyon tarafında, Faruk Özak da Bakanlar Kurulu bölümünde oturuyorlar.

Faruk Özak’ın “Temel”li fıkraları çok iyi anlattığını bilen Cemil Çiçek bir ara kendisine sesleniyor:

-“Faruk Bey, Temel’den ne haber?”

Sayın Özak’ın cevabı:

-“Temel kendisine sormadan, temel yasalar çıkarttığınız için sizden şikayetçi!”