Bir hatırlatma ile başlayalım. Bugün Atapark olarak adlandırdığımız park, Trabzon’un en büyük mezarlıklarından İmaret Mezarlığının kaldırılması ile 1938 senesinde oluşturulmuştur. Bu eski Türk ve Müslüman Mezarlığıbinlerce Trabzonlunun yanında nice önemli şahsiyetinin kabirlerini bağrında taşımakla birlikte,Yavuz Sultan Selim’in annesi Gülbahar Hatun’un, Trabzon Valileri Kadri Bey’in, Yusuf ve Asım Paşaların, birde Ferik Hamdi Paşa’nın türbelerine ev sahipliği yaptığı bilinmektedir. Ancak parkın düzenlenmesi sırasında sadece Gülbahar Hatun’un türbesi korunmuş diğer türbeler ise yıkılmıştır. Mimari olarak çok dikkat çekici olan bu türbelerin neden yıkıldığını anlama çabası bu yazının konusunu oluşturmaktadır.

VALİ KADRİ BEY TÜRBESİ

(Trabzon Valisi Kadri Bey)

Cumhuriyetten önce en uzun süre Trabzon Valiliği yapan isimlerden birisi ve kendisinden en çok söz edilen vali belki de Kadri Paşadır. Zira 11 yıl kadar Trabzon’da valilik yapmış, şehirde 1895 senesinde başlayan Ermeni ayaklanmasını bastırmış, memlekette asayişi bozan çetelerle ve kaçakçılarla etkin bir şekilde mücadele etmiştir. Kadri Paşa, Trabzon'da meydana gelen problemleri çözmek için büyük çaba göstermiş ve kendine özgü uygulamalar yapmıştır. Yaptığı hukuk dışı uygulamalar neticesinde kimileri onu “adil müstebit (zorba)” olarak nitelemiş ve kendisi hakkında payitahtta birçok şikâyet dilekçesi yollanmıştır.

21 Nisan 1892 tarihinden itibaren yani2 Abdülhamit’in padişahlığı dönemi içerisinde Trabzon Valiliği yapan Kadri Bey döneminde Trabzon, Batum’dan İnebolu’ya kadar süren büyük ve siyasal olarak da çok karışık bir şehirdi. Bundan dolayı Kadri Bey asayişi sağlamak için kendi yöntemlerini uygulamıştır.

EŞKİYAYA ŞEKERLİ KAHVE!

Mesela fenalıkta bulunmuş bir serseri yanına getirildiği zaman onu kısaca sorguya çeker ve hemen bir sade veya şekerli kahve ikram edilmesini emrederdi. Sade kahve, tabanlara sopa ile atılan bir dayak olup, bu dayağı yiyen üç dört gün ayağını yere basamazdı. Şekerli kahve ise daha önemli bir dayaktı. Bunu yiyen on veya on iki gün hastanede yatardı. Kadri Bey’in uygulamalarındaki tecrübe ile sabittir ki onun ikramı olan kahveyi içen ve ilk uyarıya maruz kalanlar bir daha kabahatlerini tekrar etmiyorlardı.

Kadri Bey, 23 Ocak 1903 tarihinde Trabzon’da Tekke Mahallesi’ndeki evinde “sekte-i kalpten” yani kalp krizinden vefat etmiştir. Payitaht ’tan gelen habere göre Trabzon’daki önemli hizmetlerinden ötürü Kadri Bey için bir türbe yapılması istenmiştir. Hatta türbenin masrafı padişah II. Abdülhamit tarafından karşılanmıştır.

Kadri Bey’in cenaze merasimine askeri ve sivil halkla birlikte müslim ve gayrimüslim çok sayıda vatandaş katılmış, Trabzon’da emsaline az tesadüf edilen görkemli bir cenaze merasimi düzenlenmiş, naaşı şimdiki Atapark’ın bulunduğu İmaret Mezarlığına defnedilmiştir. Daha sonra Sultan İkinci Abdülhamit tarafından gönderilen 450 altın lira ile Kadri Paşa’nın mezarı üzerine türbe yaptırılmıştır. Bu türbe takriben yol kenarındaki tarihi çeşmenin arkasında kalmaktadır.

(Atapark’da Kadri Bey ya da Kadri Paşa Türbesi)

İşte bu türbe, Atapark’ın inşası esnasında 3.Umum Müfettişi Tahsin Uzer’in talimatıyla yıkılmıştır. Tahsin Uzer aslında dönemin kudretli ve Trabzon eşrafı içerisinde sevilen bir şahıstır. Nitekim Trabzon Belediye Meclisi Tahsin Uzer’i fahri hemşeri ilan etmiştir.

TÜRBELER NEDEN YIKILDI?

Rivayetler muhtelif. KimileriAtapark’ın yapılışının tek nedenini, Kadri Bey’in türbesinin yıkılmak istenmesine bağlar. İyi ama neden..? Diyorlar ki “efendim Kadri Bey ile Tahsin Uzer arasında eski bir zamana dayalı şahsi bir husumet vardı.” Hadi diyelim konu bu kadar basit. Lakin buAtapark’da Gülbahar Hatun dışındaki diğer türbelerin yıkılmasını açıklamıyor. Ancak İmaret Mezarlığının Atapark’a dönüştürülmesi sırasında yapılan bazı yazışmalar sanki konuyu aydınlatır gibi duruyor.

(Atapark’da yıkılan bir başka türbe; Yusuf ve Asım Paşalara ait türbe)

M.Akif Bal’ın aktardığına göre; Eski Rus sefiri olan Galip Kemali Söylemezoğlu,kaldırılması kararlaştırılan İmaret Mezarlığı’ndaki mezarlarla ilgili olarak 3. Umum müfettişi Tahsin Uzer’e 15 Eylül 1937 tarihinde bir mektup yazar.  Mektubuna “Pek muhterem ve aziz kardeşim” hitabında bulunduğuna göre Söylemezoğlu, Tahsin Uzer’le tanışmaktadır. Mektubunda İmaret Mezarlığında metfun bulunan babasının mezarının akıbetini sormakta ve “ölüsüne hürmet etmesini bilmeyen bir milletten dirisine de hayır gelmez” demektedir. Tahsin Uzer bu cümleden alınmış olmalı ki mektuba çok sert bir cevap verir.

Der ki; “Sayın Bayım,diriler arasında yatan bir ölünün başka yere kaldırıldığından endişe ederek yazdığınız mektubu aldım. Bu yazılarınızı bizzat Trabzonluların düşüncesine aykırı bulduğumdan onların telâkki ve inkişaf emellerine bu yüzden hail olmamak için büyük vatana hayat veren büyükler büyüğüne [Atatürk’e] de takdim ettim. Mezarlık henüz kaldırılmamıştır. Fakat(Trabzon Lisesinde okuyan öğrencileri kastederek) o mezarlığın dibinde beş yüz mektep evlâdının gül gibi çehrelerini gam ve kasvet veren insan enkazı ile sarartmak ve bu yavrucakları daha bu bahar yaşlarında ölü düşüncelerine karıştırmak istemiyoruz. Onun için icmai ümmetle, yani memleket kararı ile bu İmaret Mezarlığını kaldıracağız.

…Her sabah gözlerini bir hayata, Türk milletinin nurlu istikbalini hazırlamak için canlılığa açmasını istediğimiz vatan evlâtlarının ölülerle baş başa yaşamasına tahammülümüz olmayacak bir devirdeyiz. İleri milletler arasında olduğumuz için onlar gibi biz de ölülere hürmet etmesini pekâlâ biliriz. Şehrin kenarında, yaşayanlardan, yaşamak isteyenlerden uzakta, etrafı sarılı güzel bir mezarlık yaptık (Sülüklü Mezarlığını kast ediyor). İçerisini de çiçekle, ağaçla bezeyeceğiz. Evinin bahçesine mezar taşı dikmenin ve ona her gün bakarak ağlamanın ölüye hürmet eseri olduğunu iddia edecek kadar kara ve dar düşünmeyiz. Atatürk dünyası gülen ve ağlamasını sevmeyen bir hayat dünyasıdır.”

Bir de Tahsin Uzer mektubunda kimi kast ettiği anlaşılmayan bir cümle kurar  “Şahsî, hasis menfaati uğrunda birçok aile yuvası yıkan, haksız yere asil Türk kardeş ve evlât kanı akıtan bir adamın mezarı üzerinde senelerce duran taşları kaldırdık” der.

FERİK HAMDİ PAŞA TÜRBESİ

Şimdi yıkılan diğer bir türbeye bakalım. Zira bu türbe mimari açısından neredeyse eşi ve benzeri olmayan bir yapıdır. Türbede metfun bulunan Ferik Hamdi Paşa, Trabzon’da askeri birlik komutanıdır. 15 Mart 1907 günü cuma namazının ardından cami çıkışında bir dilenci kılığında kendisine yaklaşan bugün üsteğmen diyebileceğimiz bir askeri personel tarafından öldürülür. Divani Harpte yargılanan katil cinayeti paşaya duyduğu şahsi kin ve düşmanlığından ötürü işlediğini söyler.  Ferik Hamdi Paşanın mezarı üzerine yine Abdülhamit tarafından bir türbe yaptırılır.

(Ferik Hamdi Paşa Türbesi)

O günkü gazete arşivlerini taradığımızda bu türbenin daha yıkılmadan o günün aydınları tarafından yıkımın teşvik edildiğini görüyoruz. Nitekim 1936 Tarihli YeniyolGazetesinde ismini saklayan “P” isimli yazar, bu türbenin Yunanistan’daki mabetler kadar güzel olduğunu belirtir. Ancak sonra şöyle devam eder;

“Şehriyari (Abdülhamit’in) yaverinin türbesi mabet değildir. O türbe bizim için kirli bir mazinin canlı bir levhasıdır. Onu orada saklamak hıyanet işlemektir artık. Merbut olanlar sökülünce taşlarını alsınlar. Sana o yıldızlı türbeyi sen yık diyen yok ki Neron olmaktan korkuyorsun. Onu yıkan, sırıtan bir istibdat heyulasını gözlerimizin önünden silmiş olur” der.

Mezarlığın kaldırılması konusunda ise Tahsin Uzer’le benzer cümleler kurar;“Ölülerle dirileri burun buruna birleştirmemek, birleşmişse ayırmak medeni ulusların yaptığını yapmaktır. Bu şehir halkının parka, eğlence ve dinlenme yerine ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı gidermek isteyince ölülerle dirilerin hukuku mutlaka çarpışacak. Biz dirilerin hukukunu tercih ettik ölülere” der.

BİZ ÖLÜLERLE BİRLİKTE YAŞARIZ

Trabzon’da yıkılan türbeler ve bunlarla ilgili iki yazı örneğinde kısa bir değerlendirme yapmak gerekirse; Osmanlı ve Cumhuriyet şehirleri aynı millete ait olmakla birlikte, iki farklı medeniyetin beslediği şehirleridir. Aslında Osmanlı şehirleri diğer İslam şehirlerinden de farklıdır. Zira diğer İslam memleketlerinde mezarlıklar genellikle yerleşim alanının ve surların dışında şehir kapılarına yakın yerlerde oluşturulmuşken Osmanlı şehirlerinde ise ölülerle diriler adeta iç içedir, yan yanadır.Birbirlerinden rahatsızlık duymazlar. Yahya Kemal’in dediği gibi “Biz ölülerle birlikte yaşarız.”

Bu gerçeği 1967 senesinde Trabzon Belediyesi meclis tutanaklarında, meclis üyesi Mahmut Kurtuldu şöyle ifade eder; “Arkadaşlar, Müslüman alemi, Türk alemi ölüleriyle koyun koyuna yaşar.”

(Trabzon Belediyesi Meclis Üyesi Av. Mahmut Kurtuldu)

Bu yüzden şehir içindeki neredeyse bütün büyük camilerin etrafı irili ufaklı mezarlılarla donatılmıştır. Ölüm hayatın bir parçası ve hatırda tutulması gereken bir ahiret kapısıdır. Bu yüzden şehir içinden kaldırılan mezarlıkları ve sonradan Atapark’a çevrilen İmaret Mezarlığındaki Osmanlı Paşalarına ait türbelerin yıkılmasını,Cumhuriyetle birlikte değişen yaşam ve şehircilik felsefesinde aramak gerektiğini düşünüyoruz.

 Bununla birlikte paşa ve vali türbelerinin yıkılmasında, Cumhuriyetin ilk çeyreğinde Trabzon’daki yönetici elit tabakanın,Osmanlının son dönem yöneticilerine ve onların kimi uygulamalarına olan antipatilerinin bir etkisinin olmadığını kim iddia edebilir, diyerek bitiriyoruz.

Muhabir: TE Bilisim