10 Ocak tarihi söz konusu, kimisinin “Bayram”, kimisinin de “Gün” eklemesi yaptığı “Çalışan Gazeteci” ibaresi ortalığı kaplıyor. Demeçler patlatılıyor, yemekler düzenleniyor, hediyeler ikram ediliyor!

Ama her ne hikmetse bunlar artık ben diyeyim “Gazeteci”, siz söyleyin “Basın”, onlar desin “Medya” temsilcisi olan meslek örgütleri tarafından değil de, iletişimi kendiler için aracı görenler tarafından yapılıyor.

Çünkü kamu adına icra edilmesi ve bunun için de her bakımdan güçlü kılınması gereken bir mesleğin son 55 yıldaki halinin giderek kötüleştiğini mesleğe kıyısından köşesinden bulaşanlar bile biliyor.

Onun için de, 10 Ocak 1961’de 212 sayılı kanun ile düzenlenen hak ve hukuk ile elde edilenler basın için bayram idi.

Ama bu hak ve hukuklar birer birer 1971’den itibaren ayıklanmaya başlanınca adı “Çalışan Gazeteciler Günü”ne çevrildi.

Sonra da, demokratik haklar ile ekonomik özgürlükler birer birer, ardı ardına “Gümbürtüye giderek” bugünlere gelindi.

Nasıl mı gelindi?

Son yarım asır da sadece siyasi değil, ekonomik erk sahiplerinin basın üzerindeki egemenliği arttıkça arttı. Gazeteciler sadece yasalarda değil, ekonomik haklarda da kayıp üzerine kayıp yaşadılar.

Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın yasa ve ekonomik kayıplarla ilgili açıklamasında dediği yere varıldı: “Gazeteci yoksullaşırsa demokrasi de yoksullaşır.”

Ezcümle; gelinen noktada söylenebilecek tek söz şudur: “Böyle bayram olmaz olsun”

ARSİN VEFA DERNEĞİ…

O ki 10 Ocak’dan dem vurmaya başladık, oradan devam edip, bizi hatırlayanların bayramı yad ettirdiklerini ifade etmekten geri durmayalım.

İnsani özellik olan vefa duygusunu kenara koymayalım.

Koymayınca da ilçe bazında memleketim Arsin’de dernekleşen VEFA PLATFORMU’nun gösterdiği kadirşinaslığa teşekkür etmeden geçmek olmaz.

Çalışan Gazeteciler Günü’nü vesile ederek Zafer Mollahüseyinoğlu’nun başkanlığında, Arsin-Zeytindalı’nda düzenledikleri organizasyon ile doğum yeri Arsin olan ve en az 25 yılı geride bırakmış meslektaşlarımla bizleri konuk etmelerine teşekkür ediyoruz.

Ortada “Vefa” adına bir yola çıkış olduğunu gördüğümüz için de, “Aman bizi sizlerden eksik etmeyin. İçeriye alın, elimize taşın altına biz de koyalım” dedik, diyoruz.

İLKLERİN TAKIMI ARSİNSPOR…

Rahmetli Nihat Gürsoy ile birlikte fındık ayında köy köy dolaşarak hibe olarak çuvala dolduğumuz fındıklarla 1973 yılında kurulan Arsinspor’un ilk kadrosunda yer alan ben diyeyim “topçu”, siz söyleyin “Futbolcu” olmanın hazzını, hissiyatını yaşattığı için şimdi Bölgesel Amatör Lig de mücadele eden kulübün başkanı Fatih Haldızoğlu’na minnettarım.

Hele hele bundan 53 yıl önce sırtıma geçirdiğim formanın tıpa tıp benzerini, Belediye Başkanı Hamza Bilgin aracılığı ile “Artık sizi de maçlarımızda görmek istiyoruz” dercesine hediye etmesi de yok mu?

“Söz” dedik. 25 Ocak’da açılışı yapılacak yeni stattaki ilk maçta birlikte olacağız.

10 OLAN DOĞUM GÜNÜM…

Anam, 10 Ağustos 1956’da “Ölüler bile dirilir” diye tarif ettiği fındık ayının sımsıcak bir gününde dünyaya getirmiş.

Ama Anam ile küçük küçük ama hoş dolu zıtlaşmaları olan Babam, O’na inat beni 10 Ocak 1957’de nüfus kütüğüne kayıt eylemiş.

Yani, mesleğim olacak gazetecilik gününde…

Hoş ben de babamın tercihini, yükseköğretimde ilk sıradan gazeteciliği tercih ederek de kenara koymamışım.

Bir başka tarif ile “Doktor olmamı isteyen Anama değil de, babamın tercih ettiği tarihe uyarak meslek tercihi yapmışım.”

Yarım asırdır da, zırnık kadar pişmanlık duymadan, seve seve çalışmış, işimi gazeteci-yazar olarak yapmaya gayret etmişim. Merdiven dayadığım 70 ile devam ediyorum.

BİR DÜZİNE ÇORBA…

Bugün mikro milliyetçilik için izin verin, Arsin’den devam edeyim!

Belki böylelikle geçmişin ihmalkârlığında borcumun bir kısmını ödemiş olurum!

Ama bu kez Arsin’e girmeden önce, hemen Meslek Yüksek Okulu’nun yanında, SİFLA dediğimiz ilçenin girişindeki çorbacıya uğrayacak, midemizin pasını silelim…

YALI ÇORBACISI tabelasının altında içeri girince ocağın üstündeki 12 çeşit kazanı görürsünüz.

“Ne çorbaları var?” diye sorarsanız, isimleri öğrenmek için biraz bekleyeceksiniz!

“İşkembe, Tuzlama, Kele Paça, Ayak Paça, Haşlama, Ezogelin, Mercimek, Tavuk Suyu, Balık, Tarhana, Domates ve Yayla Çorbası.”

Çorbalar öyle iki kaşık sallama ile bitecek kâseler de değil, “Karnım doydu” dedirtecek kadar derinliği olan taslarda önünüze geliyor.

KISSADAN HİSSE

İnsanı düzeltirsen, dünya düzelir

Gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritasına gören baba, önce haritayı parçalara ayırdı. Sonra oğluna dönerek, “Eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim” dedi.

Çocuk küçük küçük parçalara ayrılmış haritayı alırken babası, “Oh be kurtuldum. En iyi coğrafya hocası bile bu yırtık, ülkeleri dağılmış dünya haritasını düzeltemez” diye aklından geçirerek tekrar gazetesini okumaya koyuldu.
Çok değil, 10 dakika sonra çocuk koşarak geldi ve “Baba haritayı düzelttim. Artık sinemaya gidebiliriz” dedi.

Babası hayretler içinde kalmıştı. Önce inanmadı ve görmek istedi. Çocuk hepsini yerli yerine koyarak yapıştırdığı haritayı getirip babasının önüne koydu.

Adam, gördüklerine inanamadı. Haritadaki tüm ülkeler yerli yerindeydi.

Baba, çocuğuna bunu nasıl yaptığını sordu:

Çocuk şöyle cevap verdi:

“Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı. İnsanı düzelttiğim zaman, dünya da kendiliğinden düzelmişti.”