Milattan önce 2200’lü yıllarda Çin’de keşfedilen çay, bu topraklara Cumhuriyet’in ilk yıllarında, 1920’lerde Zihni Derin’in öncülüğünde geldi.
O günden bugüne Doğu Karadeniz’in kaderi çay oldu.
Rize’den Trabzon’a, Giresun’dan Artvin’e kadar yüzbinlerce insanın alın teriyle büyüyen bir sektör oluştu.
1984’ten bu yana faaliyet gösteren ÇAYKUR ise bu sektörün amiral gemisidir.
Ama bugün sorulması gereken soru şu;
Bu kurum gerçekten üretici için mi var?
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde hemen her köyde en az üç çay alım yeri var.
Bu alım yerlerini kim yaptı?
ÇAYKUR mu?
Hayır.
Tuğlasını, briketini, çimentosunu köylü koydu.
Arsasını köylü verdi.
Elektrik aboneliği çoğu yerde muhtarın ya da bir vatandaşın üzerinde.
Kaçak olanlar bile olduğu iddia ediliyor.
ÇAYKUR’un hiçbir aboneliği yokmuş.
Yani bina üreticinin, arsa üreticinin, elektrik faturası üreticinin…
Ama o yerlerin sahibi kim?
ÇAYKUR.
Devlet kurumu denilen yapı, bir lambanın elektrik parasını ödemeden ham maddesini topluyor.
Elektrik kesildiğinde üretici para toplayıp yatırıyor.
Böyle bir sistem olabilir mi?
Gelelim kontenjan meselesine…
Üretici çayını toplamış, kamyona yüklemiş, alım yerine getirmiş.
“Kontenjan doldu” deniyor.
Ne yapılıyor?
Emanete bırakılıyor.
Emanette bekleyen yaş çay ne olur?
Kurur.
Sonra “ambar firesi” denir, yüzde 10–15 eksikle alınır.
Bir ton çayda yaklaşık 100 kilo kayıp varmış
Bu ne demektir?
Üreticinin cebinden çıkan para demektir.
Üstelik ÇAYKUR bu süreçte doğal soldurma yaparak enerji tasarrufu sağlıyor.
Yani üreticinin kaybı, kurumun kazancı oluyor.
Bu adalet midir?
ÇAYKUR zarar ediyor deniliyor.
Ama elektrik faturasını ödemeyen, alım yerini yaptırmayan, emanette beklettiği çaydan fire düşen bir kurum nasıl zarar eder?
Zarar ediyorsa da bunun faturası neden hep üreticiye kesilir?
Bir başka mesele;
Sponsorluklar.
Üreticiden kes, sosyal tesis yap.
Üreticiden kes, sponsorluk ver.
Çaykur Rizespor’a aktar, diğer bölge takımlarına yok.
Bu mudur adalet?
ÇAYKUR iç piyasada satışları artırmak için milyonlarca liralık sponsorluk yapacağına, kaçak çayın ülkeye girişini engellemek için mücadele etmelidir.
Kaçak çay neden hâlâ piyasada?
Neden bu konuda kamuoyuna net, şeffaf raporlar sunulmuyor?
Devlet kurumu olmak sorumluluk ister.
Bir diğer yara da şudur
Benzinli motorlarla yapılan vahşi çay toplama yöntemi.
Toprağa, bitkiye, kaliteye zarar verdiği bilindiği halde neden göz yumuluyor?
Sahada denetim yoksa, üretim kalitesi nasıl korunacak?
Sahada yoksan, üreticinin yanında değilsen, sadece genel müdürlük koltuklarında ay sonunu beklersen sonuç budur.
ÇAYKUR bir marka olabilir.
Ama marka olmak yetmez.
Adil olmak zorundasın.
Şeffaf olmak zorundasın.
Üreticiyi korumak zorundasın.
Çünkü çay sadece bir ürün değil;
Bu bölgenin kaderidir.
Ve kimse alın teri üzerinden sistem kuramaz.