JAPON KONSOLOSLUĞU BÖYLE SAYGISIZLIK GÖRMEDİ!
Daha geçen hafta yazdım…” Eylemlerle söylemler birbirini tutmayınca, seçmen Ak Parti’ye kucak açtı.” Diye… Hem görüntüde ilerici olduğunu savunacaksın, hem de “ Kaybetme hırsı ” ile en ilkel gerici davranış
JAPON KONSOLOSLUĞU BÖYLE SAYGISIZLIK GÖRMEDİ!
Daha geçen hafta yazdım…” Eylemlerle söylemler birbirini tutmayınca, seçmen Ak Parti’ye kucak açtı.” Diye… Hem görüntüde ilerici olduğunu savunacaksın, hem de “ Kaybetme hırsı ” ile en ilkel gerici davranışları sergileyeceksin! Yüreğinde, beyninde azıcık saygı duygusu olan bir adam, hiçbir kadına, yabancı insanların yanında bas bas bağırarak ” Emine Hanım, sen hangi sıfatla burada konuşma yapıyorsun” Demez! Bu kadar mı kabasınız? Bu kadar mı ilkelsiniz? Ve bu kadar mı gaddar! Gaddar diyorum, çünkü gönlünde sevgi ve saygı kırıntısı bulunan birinin çıkıp bu hareketi yapması o kadar zordur ki… Orada bulunan hiç kimse prosedürleri bilmiyor da, bir siz mi biliyorsunuz Kamer Genç? Seversiniz, sevmezsiniz ama orada konuşan kendi ülkenizin başbakanının eşi. Üstelik “ Saygının” en temel unsur sayıldığı toplum olan Japon halkının Türkiye’de ki toprağı var sayılan Japonya konsolosluğunda yapılmakta bu resepsiyon. Velev ki herhangi bir toplantı salonunda da olabilirdi… Sizin Türk insanını bu tarz bir üslupla ve mesnetsiz tutumunuzla küçük düşürmeye hakkınız yok! Sizin gibiler yüzünden aldığımız darbeler yetmezmiş gibi imajımız sürekli yara almakta. Biz “ Kadına şiddete hayır! “ diye çırpınırken sizin uyguladığınız bu psikolojik şiddete ne demeli? Ben eminim siz Emine Erdoğan’ı yalnız bulsanız dövmeye de kalkardınız! Çünkü bende bıraktığınız intiba budur. Şimdi size bir soru yöneltmek istiyorum. Aynı görevi Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşine verseydiler ve o konuşmayı Kılıçdaroğlu’nun eşi yapsaydı siz yine kendinizi ortaya atıp kabaca ve saygısızca aynı tepkiye gösterir miydiniz?
Başkan Kim?
Kemal Kılıçdaroğlu demişken, bu aralar gazetelere, televizyonlara baktığımda sadece Mustafa Sarıgül’ü görüyorum. Mustafa Sarıgül partiden ihraç edilerek giden, sonra yeniden partiye dönen bir belediye başkan adayı gibi değil de, sanki yıllardır partinin başkanı gibi davranmakta. Kendisi konvoylar eşliğinde her yerde. Sanırsınız CHP parti başkanı gibi. Hal böyle olunca insan tereddüde düşüyor. Üzerine “ Sarıgül partinin başına geçecek ” dedikoduları da eklenince benim şüphelerim artmakta. Bekleyelim görelim…
İyi polis-Kötü polis
Şüphelerimin beni kemirdiği bir durumda üzerinde şu an sergilenen geç gelen bahar havasının sergilendiği İran. Ambargonun kaldırılıp, imzaların atıldığı toplantıyı izledim gözümü kırpmadan. Sanki 40 yıllık dostmuş gibi can ciğer sarması olan Amerikalı yetkililerle, İranlı yetkililerin attıkları kahkahalar görülmeye değerdi. Ne ara bu kadar kanka ülkeler olduklarına hayret edeceğim sırada, siyaset oyunları geldi aklıma. Bizim ihracat yapmamızı kolaylaştıran ambargo yasağının kalkmasıyla Amerika’nın “ İyi polisi “, İsrail’in ise “ Kötü polisi” oynadığı siyaset arenasında atılan çalımlar çok da bilindik aslında. İçimden bir ses bundan sonra Ortadoğu da İran’ın elini tutacak bu dostlar diyor bana…
Şivan geldi…
Çok yakın bir arkadaşım geçen yaz sonu yazlığını kapatıp istanbul'a dönmüş. Yaz başı yazlığına döndüğünde onu bir sürpriz bekliyordu. Kendisi İstanbul’dayken ödenmemiş faturasından dolayı elektriği kesilmişti. 116 tl.lik o tek fatura vaktiyle ödenmediği için avukatlık olmuş . Borç 800 tl’ ye fırlamıştı. Arkadaşım “ Boynum kıldan ince.” diyerek o fatura bedelini tıkır tıkır ödeyerek elektriğine kavuştu. Geçtiğimiz hafta sonu Başbakanımız Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır ziyareti esnasında haberlerde gösterildi hep. Doğu ve Güneydoğu halkı elektriğin yüzde 80’ni kaçak olarak kullanmakta. O bölgelerde yaşayanlar elektriği kaçak kullanıp, para vermeyelim diye öyle teknikler geliştirmişler ki şaştım kaldım gördüklerim karşısında. Asansör boşluklarına gizlenen kutular mı ararsınız? Yoksa üzeri sıvayla örtülen kutular mı?
Sonuçta orada ödenmeyen bütün elektrik faturalarını biz ödüyoruz! Biz kurallara uyan vatandaşlar...
Geçen yıl bir seminerde büyük bir gazetenin köşe yazarı en ağlak haliyle Güneydoğu’nun içler acısı halini anlatınca dayanamayarak ayağa kalktım. “ Beyefendi daha ne yapalım, yıllardır beleş elektrik kullanıyorsunuz, büyük şehirlerde yaşayan aileler elektrik parası fazla ödememek için kat kat lahana gibi giyinirken, ayaklarının altına su lastiği koyarak ısınırken siz ahırlarınızı bile elektrikle ısıtıyorsunuz! ” deyince, amaaaan görmeyin pek ağrına gitti...
Hem ezilmişlikten, haksızlıktan bahsedeceksin... Hem de gel keyfim gel kaçak elektrik kullanacaksın! Hem hakkım diye kan dökeceksin, ama şehirde yaşayanın hakkını yerken gık etmeyeceksin! Hem de cehaletin arkasına sığınacaksın... İyi de güzel kardeşim; kaçak elektrik kullanacağım diye geliştirdiğin teknolojinin maşallahı var.
O zaman ne yapacaksın? Haksızlığa karşıyım ama hak da yemem diyeceksin!
Zira şehirde yaşayanın hayata tutunacağım diye didinmekten, senin faturanı ödemekten anası ağlıyor!
Neyse artık Kürt Halkının istediği oldu. Şivan bile geldi... Şimdi Şivan’dan bir ricam olacak… Tekrar alsın eline mikrofonunu desin ki" Eyyy Kürt halkım… Benim 37 yıldır yaşadığım Almanya da kaçak elektrik kullandığında öyle 3-5 bin lira verip kurtulamazsın. Hapislerde çürürsün alimallah, ona göre herkes bir zahmet faturasını ödesin!"
Hadi...
(İnci’den Not: Ölümünün üzerinden 10 yıl sonra paylaşılamayanları (Ahmet Kaya gibi) gördükçe daha bir umutlanıyorum. Mesela şimdi ben yaklaşık 80 yaş civarı ölsem(yok artık demeyin ailem hep 90’nı görüyor)öldükten 10-15 yıl sonra değerli olsam… Demek ki 2070’li yıllar benim yıllarım olacak… Geri sayım başlasın…)