Bizim kuşağımız darbelerden çok çekti. Siyasetin inkıtaya uğradığını, hayatın olağan akışının değiştiğini, yüzbinlerce insanın sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandığını, binlerce insanın işlemedikleri suçlarla itham edildiğini, mahkûm olduğunu, ailelerin dağıldığını, ocakların söndüğünü gördü darbeler esnasında…
Ancak darbelerin esas etkileri, yapıldığı an yapılanlarla sınırlı kalmadı. Sosyolojik olarak toplumun değişimi ve dönüşümü konusunda da telafisi mümkün olmayan zararları Türkiye’yi belki de yüz yıl geriye götürmek suretiyle ortaya çıktı.
Hiçbir darbenin şu veya bu şekilde Türkiye’ye fayda getirdiğini, ufuk açtığını söylemek, iddia etmek mümkün değildir. Hiçbir darbenin de meşruiyeti yoktur; darbeleri izah için ortaya konmuş olan tüm tezler, iddialar ise temelsiz, gerçek dışıdır ve zaten çürümüştür.
***
Menderes Hükümeti’ne karşı yapılan 1960 ihtilalinin gerekçesine baktığımız zaman özgürlüklerin sıklıkla zikredildiğini görürüz; sonuçlarına baktığımız zaman ise milli iradenin gaspı, milletin seçtiklerinin idamı, Türkiye’nin yetiştirdiği pek çok devlet ve siyaset adamının, bürokratının sistemden tasfiyesi, yol almakta olan birçok milli teşebbüsün yarıda kalması veya tamamıyla ortadan kaldırılması, kalkınma ve ilerleme anlayışının ikameci bir yaklaşıma yerini devri gibi listeyi alabildiğine uzatabileceğimiz olumsuz etkileri o günden bu güne zikretmemiz mümkündür.
Aynı yanlışlar yirmi yıl sonra 12 Eylül 1980 darbesiyle milletimizce bir kez daha yaşanmıştır. Milletin en deneyimli, birikimli siyasetçileri tasfiye edilmiş; siyasetçilerin tasfiyesi ile birlikte devlet aklı da önemli ölçüde güçsüz hale getirilmiştir.
Milletin değerleri ile çatışan, baskıcı ve dayatmacı politikalara hız verilmiş; bugün hala en büyük problem olarak görülen Anayasa ile ne yazık ki, ülke adeta ebedi bir prangaya vurulmak istenmiştir. Demokratik yapının, hukukun üstünlüğünün, çok sesliliğin, inançlara eşit ve özgürlükçü yaklaşımın üzerine ipotekler konmuştur.
Bu hastalıklı iklimlerdir ki, günümüzde yüzyüze geldiğimiz vahim olayların zeminini oluşturmuştur.
Türkiye, klasik veya postmodern hiçbir darbe ile, müdahale ile, muhtıra ile, balans ayarı ile en ufak bir kazanım elde etmemiştir.
***
Her darbe, her muhtıra gözbebeğimiz, dünyanın en eski ordusu, en köklü kurumu olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne onulmaz yaralar açmıştır. Aziz milletimizle arasına mesafe koymuştur. Yönetim ve yönetilen arasındaki yabancılaşmanın, çatışmanın kaynağını oluşturmuştur.
Darbeler sadece askeri yapılanmayı değil aynı zamanda sivil bürokrasiyi ve kuvvetler ayrılığını da çok rencide etmiştir. Kamu görevlerinde ehliyet ve liyakat prensipleri değişmiş, yarışma ve yeterlilik şartları sürekli olarak farklı farklı kodlanmış, bu kodlar da evrensel ve devlet hayatıyla ilgili kodlar olmaktan çok öznel, arkaik kodlar olarak tanımlanmıştır.
Bir virüs gibi, yargıyı, bürokrasiyi, orduyu, siyaseti saran bugünkü terörist yapılanma, hiç kuşkusuz ki, darbelerin eseridir. Kimse bu yapılanmaların kendiliğinden ortaya çıktığını düşünmesin.
Tarihimizde o  geceyi hiç iyi hatırlamayacağız.10 yaşındaki oğlum başta olmak üzere ,hepimiz hala şoktayız.Silahsız ve sivillere namluların doğrultulduğu, kendi uçaklarımızca TBMM binasının ve milli kurumlarımızın havadan bombardıman edildiği, seçilmiş Cumhurbaşkanı’na suikast girişimlerinin üstüste icra edildiği, emir komuta zincirinin parçalanıp, Genelkurmay Başkanı’nın ve kuvvet komutanlarının rehin alındığı, askerin askere ve polise silah kullandığı 15 Temmuz gecesi hafızalarımızda yerini hep koruyacak…
***
Detaylar ortaya çıktıkça insanın kanını donduran, bu kadar da olur mu diye, artık her seferinde bir başka şaşkınlığı bizlere yaşatan gerçeklerle yüzleşiyoruz. Bir kez daha, Türk milletini ve devletini Yüce Allah’ın koruduğuna kanaat getiriyoruz.
Şoktayız. Tepemizde uçan ve her yana bomba bırakan uçakların şoku değil bu. Özene bezene eğittiğimiz, en yüksek imkânlarla donattığımız, gözbebeğimiz ordumuzu, namusumuz olan yurdumuzu emanet ettiğimiz insanların ihanetinin şokundayız.
Siyaset kurumunun basireti, halkın sağduyusu, komuta kademesinin feraseti, polisimizin cesareti ile bir büyük beladan kurtulduk.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasetin bir bir türlü, çetrefilli yollarından geçmiş olması, olayları hızlı analiz etmesi, karar verirken ve kararlarını icra ederken gözü kara tavrı bu darbeyi en baştan boşa çıkarmıştır. Başarısız kılmıştır.
Milletimize geçmiş olsun. Demokrasimiz bundan sonra inanıyorum ki daha güçlü olacaktır. Çünkü, sabahlara kadar meydanlarda nöbet tutan insanlar, demokrasiye inanan, iradesine sahip çıkan, hiçbir güce teslim olmayacağını ortaya koyan inançlı yiğitlerdir.