Boş zamanlarımda sosyal medyada gezinmeyi severim.

Kimi zaman güldüren, kimi zaman düşündüren videolar çıkar karşıma.

Ama bazı görüntüler vardır ki ekranı kapatsanız bile gözünüzün önünden gitmez.

Kalbinizin bir köşesine yerleşir.

Sessizce oturur.

Ara ara sizi yeniden yoklar.

Dün sabah karşıma çıkan görüntü de işte öyleydi.

Bir üniversitenin mezuniyet töreni.

Binlerce insanın alkışları arasında öğrenciler ellerinde çiçeklerle, keplerini havaya fırlatıyor, aileler gururla çocuklarını izliyor.

Derken gençlerden biri çıktı sahneye.

Elinde çiçek yoktu.

Omzunda tam 12 kilogramlık içi gaz dolu bir mutfak tüpü vardı.

Ağlıyordu...

Sahnedekiler önce şaşırdı.

Sonra öğrendiler.

Babası tam 26 yıldır tüp bayisinde çalışıyordu.

O tüp, babasının yıllardır omzunda taşıdığı ekmek kavgasının simgesiydi.

Whats App Image 2026 07 22 At 13.27

Genç, babasını işaret ederek yalnızca bir cümle mırıldandı;

"Bu senin için baba..."

İşte o an boğazım düğümlendi.

Çünkü o tüpün içinde gaz yoktu.

O tüpün içinde sabahın köründe açılan dükkânlar vardı.

Kışın ayazı, yazın kavurucu sıcağı vardı.

Bel fıtığına dönüşen yükler vardı,

Nasır tutmuş eller,

Geç ödenen faturalar vardı.

Çocuğuna belli edilmeyen yoksulluklar,

"Ben yemem, o yesin." diyen babalar vardı.

Ve belki de geceleri sessizce dua eden bir anne vardı.

Biz çoğu zaman çocukların başarılarını konuşuruz.

"Doktor oldu."

"Mühendis oldu."

"Hâkim oldu."

"Öğretmen oldu."

Peki onları oraya kim taşıdı?

Kim vazgeçti yeni bir ayakkabı almaktan?

Kim yıllarca aynı montu giydi?

Kim kendi hayallerini çocuğunun geleceğine ipotek etti?

Bir annenin uykusuz gecelerini,

Bir babanın çatlamış ellerini,

Hiçbir diploma yazmaz.

Ama aslında her diplomanın altında görünmeyen iki imza vardır.

Bir anne, bir baba.

Hayat bize başarıyı alkışlamayı öğretiyor.

Oysa biraz da emeği alkışlamalıyız.

Çünkü başarı çoğu zaman vitrindedir.

Emek ise mutfaktadır.

Atölyededir.

İnşaattadır.

Tarladadır.

Fabrikadadır.

Direksiyon başındadır.

Ve bazen de bir tüpü omzunda taşıyan babanın sessiz yürüyüşündedir.

Ne acıdır ki günümüzde birçok evlat anne ve babasının yaptığı fedakârlıkları ancak onları kaybettikten sonra fark ediyor.

Oysa vefa, mezar taşına bırakılan çiçek değildir.

Vefa; anne hayattayken elini öpmektir.

Baba yaşarken omzuna dokunmaktır.

Bir "iyi ki varsın" diyebilmek.

Birlikte içilen bir bardak çayın kıymetini bilmektir.

Çünkü anne ve babalar çocuklarından servet istemez.

Onlar gösterişli hediyeler de beklemez.

Onların en büyük zenginliği; "Sizin sayenizde başardım" cümlesidir.

O genç bunu herkese gösterdi.

Babasının yıllarca taşıdığı yükü birkaç dakikalığına omzuna aldı.

Ama aslında hepimize çok daha ağır bir yük bıraktı.

Vicdan yükünü.

Çünkü hepimize şu soruyu sordurdu,

Biz, bizi bugünlere getiren anne ve babamızın yükünü acaba bir gün olsun omuzlamayı denedik mi?

Hayatın en büyük diploması üniversitelerden alınan değildir.

Hayatın en büyük diploması,

Anne ve babasının emeğini unutmayan evlat olabilmektir.

Sağlıcakla kalın.