Devlet adamı olabilmenin esası; devletin menfaatini gözetmek ve devlet terbiyesi almaktan geçer. Devlet adamları; devletleri için çalışırken, siyasetçiler ise kendileri için çalışır.

Devlet adamları; hızar misali çift taraflı kazanım sağlarken, siyasetçiler ise keser gibi sadece kendi taraflarına yontarlar.

Devlet adamlarını siyasetçilerden ayıran en belirgin bir diğer özellik ise; varoluşlarını sadece devlete adadıkları için, aynı bayrak altında ki başka yetenekli ve donanımlı yurttaşları kıskanmak şöyle dursun, aksine devletlerine hizmet etmeleri için ön ayak olmalarıdır.

Tıpkı Gazi Mustafa Kemâl Atatürk ve milli şef ayrımında ki gibi!

Gazi; her daim Adnan Menderes gibi yeni liderleri ve potansiyelleri keşfedecek ve devlete kazandıracak kadar devletçi bir politika gütmüştür.

Buna rağmen İsmet Paşa ise paralara kendi resmini bastırtıp, Atatürk portrelerini heryerden kaldırtacak ve ayağını kendi vatandaşına öptürtecek kadar sadece kendisine çalışan bir siyasetçiydi.

Devlet adamı olmanın yagâne yolu ise bu terbiye ile donatılmaktan geçer. Aslında devlet adamlarının tek politikası; devletine sonuna kadar sadakat esaslı bir hizmet politikasıdır.

Tıpkı rahmetli Adnan Menderes'ten sonra devletlerine hizmet etme duygusuyla politikaya atılan Tonton Özal, Bülent Ecevit, Alparslan Türkeş, Erbakan, Muhsin Yazıcıoğlu, Tansu Hanım, Murat Karayalçın, Deniz Baykal, Adnan Kahveci, Recep Yazıcıoğlu, İsmail Cem, Hikmet Çetin ve günümüze kadar uzanan, önlerini açtıkları diğerleri gibi.

Devlet adamı olmak demek; illâ bir genel başkan olmayı gerektirmez. Burada ki kırmızı çizgi; siyaset yapmaktan ziyade, devletine hizmet etmekten geçer.

Böyle insanlar; söz konusu devlet hizmeti olunca hiçbir görevden kaçmadıkları gibi, devlet hizmetini de bütün siyasi görüşlerin üstünde tutarlar.

Bir milletvekilinin; kibri, enaniyeti ve egosundan yanına dahi yanaşılamazken veya kendisini çok önemli matah birşeymiş gibi sanma gafleti ile ayakları yerden kesilen, bir dünyalı fani olduğunu unutan basit siyasetine karşın; an itibariyle Devletin Cumhurbaşkanımızdan sonra en önemli ismi olan ve her şartta ve durumda sürekli olarak halkının içinde olmaktan bir an bile geri durmayan; aldığı devlet terbiyesi de bunu gerektiren saygıdeğer İçişleri bakanımız Süleyman Soylu Bey'in şahsi olarak bizleri kabulünde ki devlet adamı olmak ve sadece siyasetçi olmak ayrımında olduğu gibi...

Onlar; halktan birileri olmaktan hiç geçmezler. Geldikleri ve tekrar dönecekleri yerin farkındalığında olarak; devletin ihtiyaç duyduğu her platformda sonuna kadar gayretlidirler.

Süleyman Soylu Bey'le olan diyaloğumuz adeta bir abi kardeş sohbeti havasında geçti. Trabzon'dan gelen, adeta buram buram şive dolu olan telefona yine Trabzon şivesi ile cevap verdi.

Geldiği yeri, toprakları ve insanın özünü unutmaması tam olarak bu olsa gerek.

Halka burun kıvıran, merhaba deyip, hatrını sorma kibarlığını gösteremeyecek kadar tepeden bakan, halkın bir talebi olacak diye ödü patlayan siyasetçi milletvekillerinin aksine; "Bize bir emriniz var mıdır Murat Bey? " diyecek kadar babacan, sevecen, sempatik, espirili, güler yüzlü, kendini bilen, mütevazi ve tamamen dost.

"Biz dostuz Murat Bey zaten" diyecek kadar da bizden bir figür!

Sohbet esnasında bolca tebessüm etme fırsatımız da oldu. Validelerinin biraz rahatsız olduğunu öğrendiğimiz değerli İçişleri bakanımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

İşte gerçek hizmet budur! Halkının yanında olmak, inanılmaz yoğun bir programı olmasına rağmen, hemşehrisini unutmamak ve vakit ayırmaktır esas fark; bir devlet adamı ile siyasetçiyi birbirinden belirgin bir şekilde ayıran...

Bizi gülerek karşılayan sevgisini ifade ederek uğurlayan ve onure eden İçişleri bakanımız sevgili Süleyman Soylu Bey gibi; siyasi arenanın hangi kulvarında olursa olsun, halkının yanında olmaktan bir an olsun geri durmayan, kendini bilen, vatandaşına sahip çıkan ve sonuna kadar hizmetkâr olan her devlet adamını sonuna kadar sevdiğimiz ve saygı duyduğumuz doğrudur...

Bu vesile ile bu tiniyette, meşrebte ve fıtratta olan her devlet adamının; yollarının yol, ollarının da ol olması dileklerimizle...

Allah devlete zevâl vermesin...

Zira milletvekili olsan ne olur, olmasan ne olur...

O makam senden gittikten sonra; hafızalarda yer edememiş, halkına temas edememiş, hayır ile yad edilip saygı göremedikten sonra; siyaset yapsan neee, yapmasan ne!!!

Milletvekilliği, belediye başkanlığı, encümen, il genel meclisi veya belediye meclis üyelikleri gibi makamları; halka hizmet ARACI olarak değil de, keser gibi sürekli kendine yontma AMACI olarak güden, bu amaca ulaşmak için her yolu ve söylemi mübah gören, kul hakkına girmekten ve Allah'tan dahi korkmayan, ama kaderleri hep unutulmaya mahkûm olan; siyasetçilik oyunu oynayan siyasetçiklere ithafen itina ile duyurulur.

Anlamazsınız; çünkü işinize gelmez ama neyse!!!

Unutmak sizin; her daim hatırlatmak ise bizim imtihanımız olsun!

Selâm ve muhabbetle sevgiler, saygılar...