Bir çikolata bir ülkenin başbakan yardımcısının siyasi geleceğini bitirir mi?

Bitirir vallahi.

Yıl 1995…

İsveç Sosyal Demokrat Partisi’nin önde gelen isimlerinden, dönemin Başbakan Yardımcısı Mona Sahlin, ülkesinin ilk kadın başbakanı olmaya en yakın adaylardan biriydi.

Siyasi kariyeri yükselişteydi, başbakanlık yolu önünde açılmak üzereyken derken bir haber patladı.

Mona Sahlin’in devletin görev harcamaları için kendisine tahsis ettiği kredi kartını kişisel alışverişlerinde kullandığı ortaya çıktı.

Kıyafetler, araç kiralama ve başka özel harcamalar derken en son harcamasında kredi kartı ekstresinde Toblerone marka çikolata da vardı. Maliyeciler peşine düşmüş.

İşte o çikolata, İsveç siyaset tarihine damga vuran bir skandalın sembolüne dönüştü.

Ancak mesele yalnızca bir çikolata değildi.

Asıl mesele, kamu görevi için tahsis edilen bir imkânın kişisel harcamalarda kullanılması ve bunun doğurduğu güven kriziydi.

Mona Sahlin özür diledi, parti genel başkanlığı yarışından çekildi ve Kasım 1995’te hükümetteki görevinden istifa etti.

Savcılık soruşturması suçsuz bulundu. Sahlin kişisel harcamalarını devlete geri ödedi. Fazladan ödediği 15 bin İsveç kronu da daha sonra kendisine iade edildi.

Ortada bir mahkûmiyet yoktu ama siyasi bedel ağırdı. Sahlin’in başbakanlık hayali o dönem için sona ermişti.

Şimdi soralım;

İsveç’te bir çikolata siyasi güven krizine dönüşürken, Türkiye’de yaşanan fon meselesini nasıl değerlendireceğiz?

Fonların parası ödeniyor peki hesabı sorulacak mı?

17 fon ve 43 bin 543 yatırımcıyı ilgilendiren ödeme sürecinin başlaması önemli bir gelişmedir ama mesele yalnızca paraların iadesinden mi ibaret olacak?

Bu fonlar nasıl bu noktaya geldi?

Yatırımcıların mağduriyetine yol açan işlemler nelerdi?

Denetim mekanizmaları görevlerini gerektiği gibi yerine getirdi mi?

Ve en önemlisi, varsa ihmal ve usulsüzlüklerin hesabı sorulacak mı?

İşte asıl mesele buradadır,

Paranın geri ödenmesi, olayın bütün yönleriyle aydınlatılmasının yerini tutmaz. Mağduriyetlerin giderilmesi başka, varsa sorumluların belirlenmesi başkadır.

Yatırımcı parasını geri aldığında rahatlayabilir ancak kamuoyunun, bu tablonun nasıl ortaya çıktığını ve benzer olayların tekrarlanmaması için hangi tedbirlerin alınacağını bilmeye hakkı vardır.

Bir çikolatanın hesabı varsa fonların da olmalı.

Mona Sahlin örneğiyle Türkiye’deki fon krizinin hukuken aynı olaylar olmadığını biliyoruz ancak her iki olay da kamuoyunun güveni ve hesap verebilirlik konusunda önemli sorular ortaya çıkarıyor.

İsveç’te Sahlin, suçlu bulunmadığı hâlde yaşanan güven krizinin ağır siyasi sonuçlarıyla karşılaştı.

Türkiye’de ise şimdi gözler fon krizinin nasıl meydana geldiğine ve varsa sorumluların hukuki durumuna çevrilmelidir.

Kimseyi peşinen suçlu ilan etmiyoruz

Kamuoyunun isteği açık: Şeffaflık, etkin denetim ve hukukun eşit uygulanmasıdır.

Bir çikolatanın hesabı soruluyorsa, milyonlarca liralık işlemlere ilişkin iddiaların da cevabı aranmalıdır.

Bir kilo baklava üzerinden bile etik sorumluluk tartışılıyorsa, binlerce yatırımcıyı ilgilendiren bir fon krizinde sorulacak sorular elbette cevapsız bırakılmamalı.

Ölçü, paranın miktarı değil; hukukun ve kamu sorumluluğunun gereğidir.

Kimse makamına, siyasi kimliğine veya çevresine güvenerek hesap vermekten kurtulabileceğini düşünmemeli.

Çünkü adalet, kişiye göre değişmez.

İsveç’te bir çikolata, siyasi güven krizinin sembolü olurken Türkiye’deki fon meselesi ise binlerce yatırımcının endişeleri ve cevap bekleyen sorularla hatırlanmamalı; bütün yönleriyle aydınlatılmalıdır.

Ödeme sürecinin başlaması önemlidir fakat varsa ihmal ve usulsüzlükler ortaya çıkarılmalı, hukuki sorumluluğu belirlenenler hesap vermelidir.

Bir çikolatanın hesabı varsa, fonların da hesabı olmalıdır.

Ne bir çikolata için farklı, ne bir kilo baklava için farklı, ne de milyonlarca liralık bir mali olay karşısında farklı bir hukuk uygulanmalı.

Emanete sahip çıkılmadıysa bunun hesabı sorulmalı.

İbret-i âlem olacak olan, birilerinin siyasi hayatının bitmesi değil; hukukun herkese eşit uygulanması ve hiçbir mağdurun hakkının yerde kalmamasıdır.