AK Partinin iktidara gelişiyle Karadeniz bölgesi muhafazakârlaşmaya başladı diyorlar ya... Öncelikle soruyorum muhafazakârlık nedir? Yaşam biçimi mi? Düşünce yapısı mı?
2000 yılına kadar gözlemlediğim Karadeniz bölgesinden küçük örnekler vermem gerekir
AK Partinin iktidara gelişiyle Karadeniz bölgesi muhafazakârlaşmaya başladı diyorlar ya... Öncelikle soruyorum muhafazakârlık nedir? Yaşam biçimi mi? Düşünce yapısı mı?
2000 yılına kadar gözlemlediğim Karadeniz bölgesinden küçük örnekler vermem gerekirse; Neredeyse tüm Karadeniz bölgesi kadınları incecik kumaştan örülen“ Keşan” denilen bir örtüyle örtünmede mi bunca yıl? Yöresel bir kıyafet olduğu için görmezden gelinen, Keşan’ın amacı gizlenmek, örtünmek değil midir? Çarşıya, akrabaya, düğüne, cenazeye gidilirken takılan Keşan’ın “Bu gün ne giysem?” programı şartları altında oluşmadığı muhakkak!
Şehirde yaşayan birçok kadın, yazları Karadeniz’e gittiğinde hep farklı bir bavul oluşturmuştur. O bavulun içinde yaşadıkları yerde giydikleri straplezlerin, şortların ya da askılı bluzların hiç biri yer almamıştır. Çünkü giyemezsiniz. Velhasıl giydiniz... O günün piyangosu size isabet etmiştir... Aydınlık kitleyle dolu olan ilçe kahvesinde konuşulan konu sizsinizdir! Aslında eğer bir kadınsanız yolunuzun üzerinde bulunan o kahvenin önünden de geçemezsiniz. Kendilerini “ Muhafazakâr olmadığına “ inandırmış olan aile büyükleriniz de buna müsaade etmez. Muhtemelen arka yollardan, kenardan kenardan gidersiniz varmak istediğiniz noktaya. O kahvenin önünden geçtiğiniz anda bütün aydınlık kafalar sanki ilk kez yürüyen bir kadın görmüşçesine size doğru çevrilir.
Evine boy boy Atatürk portreleri asan, kendisini ilerici, yenilikçi sanan sözüm ona aydınlar, karılarını ve kızlarını sırf evlerinin balkonları kahveye bakıyor diye çamaşır asmaya bile çıkartmadılar.
Bu gün kızlı-erkekli öğrenci evleri için kapışanlara “ Ne evi! Karadeniz de yan yana yürüyen kız ve erkek gördünüz de olay bitmiştir! “ Diyesim var. O an itibari ile görenin fantezisi doğrultusunda damga yersiniz. Öyle hızlı bir dedikodu ağı vardır ki, bu günün internet hızı bile yetişemez anlatılan dedikodunun süratine… Merkezde konuşulanlar, dakikasına köye ulaşmıştır. Genç bir kız, erkek arkadaşının arabasına binemez. Diyelim ki her şeyi göze aldı ve bindi. İndiği anda yine görenin zihninden geçen hayaller doğrultusunda yaftayı yersiniz.
Bir kadınsınız ve oldu ki denize girdiniz... Mayo ve bikini ile yüzmeye kalktığınız anda jet hızıyla haber civara ulaşır ve etrafınız sarılır. O yüzden mayonuzun üzerine bir elbise giymek zorundasınız. O elbise vücudunuza yapışır ortaya iğrenç görüntü çıkar ama siz bunu yapmaya mecbur kalırsınız. Şimdilerde bu tabu biraz yıkılmaya çalışılıp denize mayo ile giyilmeye çalışılsa da bir önceki nesil hala haşema tarzı eski kıyafetle giymeyi sürdürmekte. Kâh günah, kâh ayıp diye... Kahve demişken, 100 kiloluk çay sepetini sırtlayan kadının, ileri görüşlü eşi de muhtemelen o sırada kahvede pişpirik oynamaktadır, gündüz efendi bir adam rolüne bürünen, gece ise tuvaletleri ve pencereleri dikizleyen röntgenci arkadaşıyla...
Kadının daima gizlendiği, saklandığı bu düşünce yapısının adı nedir?
Tüm bu yaşananların ve yaşatılanların “ Bu gün diretilen kimsenin kimseye müdahale etmediği ” bir yaşam tarzıyla uzaktan yakından alakası yoktur. Hele kendilerini Kemalist diye tanımlayan zihinlerin dün sesini çıkarmayışlarına karşın, bu gün “ Kemalizm elden gidiyor, muhafazakârlık aldı başını gidiyor!” diye çığırtkanlık yapmaları çok enteresan. Dün kadını sırf karşı sokakta kahvehane var diye balkona çıkartmayan zihinlerin, bu gün muhafazakârlık var demeleri de çok saçma. Bu gün ortama sunulan yüksek sesle dile getirilen konular dünde vardı. Sadece o gün hiç konuşulmamıştır. Görmezden gelinmiştir ama yaşanmıştır… Hatta yaşatılırken de hoşa gitmiştir. Kısacası kimse kendini kandırmasın. Dün kendini Kemalist sananların, söylemleriyle eylemleri arasında dağlar kadar fark olduğunu görenler, hiç yadsımadan bu gün muhafazakâr düşünce yapısına kucak açmıştır. Çünkü nihayetinde yaşadığı asıl hayat biçiminin adını koyarak, ona bir kimlik kazandırmıştır.
Kısacası herkes kabul etsin bunu Karadeniz zaten hep muhafazakârdı...
( İnci’den Not: 71 yaşındaki zat-ı muhterem, belediye başkanlığına adaylığını koymuş. Hadi anladık, biz gençlere yer vermeye niyetiniz yok. Peki, ölmeye de mi niyetiniz yok! )