O bir Türk ailenin çocuğu.
Belli ki,
Benin babam gibi vaktiyle ekmek parası için Almanyalara gittiler.
Ne acılar çektiler onlar kim  bilir?
Ve kadar anlatsalar da az gelir.
*
Görgüleri uymaz.
Görenekleri uymaz.
Dini inançları ve değerleri uymaz.
Sofra kültürleri ve adab-ı muaşeretleri,
Kaideleri uymaz.
Fikirler hiç uymaz.
*
Üstelik bu Almanlar çok da kibirlidirler.
Ve de aşırı milliyetçidirler.
Ülkelerine,
Sokaklarına toz kondurmazlar.
İşte o koşullar içerisinde var olmak.
Ayakta durmak.
Onca zorluklara onlarca yıl katlanmak.
O diyarda anne baba olmak ve çocuk büyütmek.
Dilini,
Dinini, diyanetini öğretmek.
Sonra o çocuktan dünya çapında bir sporcu yetiştirmek.
*
Evet,
Mesut Özil'den bahsediyorum.
Bence büyük onur.
*
Almanya'daki Türkler,
Biraz aşırı da olsa bana göre,
Meşhur Kökler Romanındaki köleler gibiydiler.
Efendi ırk Almanlar klas görevlere getirilirken,
En zor işleri bizim Kunta Kinte'ler  yaptı...
*
Kanalizasyonlarda onlar çalıştı.
En kör kuyulardan madenleri onlar çıkarttı.
Yani Türkler..
Sokaklarını Türkler temizledi.
Fabrikalarında en meşakkatli işleri Türkler gördü.
*
Türk olmak Almanlara göre aşağıdakilerden sayılmaktaydı.
O bakımdan sınıf atlamak,
Ben de "Kendimi Alman gibi hissediyorum" demek,
Bunu demeyi gerektiren   sebepleri bilmekle alakalıdır.
Türkiye'de 5 yüz yıl kalan Yahudiler,
İsrail devleti kurulunca,
"Biz Yahudi'yiz" diyerekten çekip İsrail'e gittiler.
*
Hayır!
Zerre kadar şüphem yok ki,
Aradan yüzlerce yıl dahi geçse de  onlar Almanya'da hep Türk kalacaklardır.
Türkiye'ye dönseler de,
Dönmeseler de onlar hiç bir zaman Alman olmayacaklardır.
Zira,
Alman gibi olmak başkadır;
Alman olmak başkadır.
*
O halde Mesut Özil bizim çocuğumuzdur.
Hatta onurumuzdur.
İşte o kadar...

OĞUZ ARAL

1936 doğdu.
68 yıl yaşadı.
Dünyaca ünlü bir karikatüristtir.
Haftada bir milyon satan meşhur "Gırgır" Dergisinin kurucusudur.

Oğuz Aral,
İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin üçüncü sınıfından ayrılmış.
1950'den sonra çeşitli dergi ve gazetelerde karikatür çizmeye başlamıştır.
 *
Karikatürlerini,
Güncel,
Halkın anlayabileceği basitliğe indirgenmiş bir karikatür anlayışına sahipti.
O halk için sanat yapıyordu...
 
Oğuz Aral,
Yani Oğuz Abi,
Yani Huysuz İhtiyar,
Türkiye'de kendi mizahi görüşü doğrultusunda birçok karikatürcü yetiştirmiş,
Karikatürü Türk insanına sevdirmiş,
Mizahla muhalefeti örgütlemiş bir dehadır.
*
Gırgır Mizah Dergisinin kurucusu ve yöneticisi olan Aral,
Daha sonra Gırgır'da yarattığı "Avni" tiplemesini,
O kadar ünlendirdi ki,
Bir süre sonra Avni'yi karikatür ve mizah dergisini olarak çıkardı.
*
Mizah severler,
Oğuz Aral'ı,
 Avanak Avni tiplemesinin yanısıra,
Hayk Mammer,
Köstebek Hüsnü,
Utanmaz Adam ve
Vites Mahmut gibi tiplemeleriyle de tanınırlar...
*
Karikatürleri ve
'Huysuz İhtiyar' başlığı altında yazıları ölümüne kadar Hürriyet gazetesinde yayınlandı.
 Aral,
Ttiyatro,
Müzik ve
Sinema konularında da çok önemli çalışmalarda bulundu.
 *
Anadolu'nun çeşitli yerlerinde pantomim gösterileri sergileyen Aral,
Koca Yusuf,
Direkler Arası,
Bu Şehri İstanbul,
Ağustos Böceği ile Karınca
Adında çizgi filmleriyle de Türk çizgi film sektöründe önemli bir yere sahiptir.
*
26 Temmuz 2004'te Bodrum'da bir kalp krizi sonucu vefat etti.
Ölümünün 1. yıldönümünde anısına,
26 Temmuz 2005 İstanbul Cihangir parkına heykeli dikildi.
*
Oğuz Aral ile tanışmamız,
Kendisi Trabzon'da geldiğinde beni sorar.
Hürriyet Bölge Temsilcisi Merhum Turgay Murtazaoğlu bana haber verir.
Usta Otelde kalıyor,
Trabzon'da Devlet Tiyatrosunda,
'Keşanlı Ali Destanı'nı sahneye hazırlıyordu.
Kısa sürede dost olmuştuk.
*
O oyunun afişine birlikte imza attığımızda sanırım yıl 1997'idi.
Trabzonluları gıyaplarında çok sevdiğini,
Fıkralardaki o Temel'e bayıldığını,
Ancak yakinen tanıdıkça  maalesef,
Kaba ve çirkin konuşan insanlar olduklarını görmekten fena halde üzüldüğünü belirtmişti.
O,
Doğal,
İçten,
Kibirsiz,
Babacan bir dahiydi ...
Beklenmedik ölümü Türk karikatür ve mizah sanatını fena halde sarsmıştır.

FIKRA

Temel arabasıyla yola çıkmış.
Bir gölün kenarından geçerken kırmızı elbiseli bir adam elini kaldırıp,
durmasını işaret etmiş.
Temel arabasını durdurmuş.
Kırmızı elbiseli adam,
"Merhaba, ben ormanın kırmızı elbiselisiyim, karnım çok aç.
Bana yiyecek bir şeyler verir misin?" demiş.
Temel bir parça ekmek vermiş, teşekkürleri kabul edip yola etmiş.
Dağlık bir bölgeden geçerken bu kez karşısına sarılar içinde bir adam çıkıp
"Ben bu dağın sarı elbiselisiyim.
Çok susadım, suyun var mı?" demiş.
Temel bir şişe su verip yola devam etmiş.
Yol asfalta çıkmış.
Bir zaman geçtikten sonra mavi elbiseler içinde bir adam el kaldırıp, durmasını işaret etmiş.
Temel sinirlenmiş:
- Söyle bakalım asfaltın mavi elbiselisi, ne istiyorsun?
- Ehliyet ve ruhsat.