Yaşama sanatını kitapları okuyarak öğrenemezsin. Yaşam kontrol edilemeyen bir akıştır, her emre direnir. Kitapları okuyarak gerçeğe ulaşamazsın. Yazılmış her şey yapaydır. Gerçek, sözcüklere boyun eğmez. Kitapları okuyarak mutlu ya da mutsuz olamazsın. Yine de, tüm bunları anlamak için kitap okumalısın...
 Miro Gavran
 
Yani ne okuduğunuz kitaplardır hayat ne de yazdığınız kitaplar. Çalıştığınız işler de değildir. Konuştuklarınız zaten hiç değildir...
 
Bir insanın yeminler ederek konuşmaya başlaması yalan söyleyeceğinin ilk habercisidir. Doğruyu söyleyecek olsa insanların ona güvenmeyecek olmasını aklına getirmez ve yemin etmek de aklına gelmez zaten.
 
Yemin ederek göreve başlayan insanlar da o yalancıları aratmazlar hiç…
 
Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağına. Anayasaya sadakatten ayrılmayacağına. Hukukun üstünlüğünü koruyacağına. Çalıp çırpıp yandaşlarına dağıtmayacağına. Yolsuzluk ve hırsızlık yapmayacağına...
 
Namusu ve şerefi üzerine yemin ederler üstelik. Tarihten beri devleti soyan bütün hırsızlara baktığınızda hepsinin tek ortak özelliğinin olduğunu göreceksiniz. Hepsi de aynı şeyin üstüne yemin etmişlerdir.  Namus ve şeref...
 
Yaşamak tercih etmektir. Tercihiniz ya sadece hayranlıkla anlatılacak namuslu bir hayat hikayesi bıraktırır arkanızda ya da nefret ve küfürle anılan büyük bir servet...
 
Birgün Ortaköy’den Karaköy’e gitmek için bir taksiye biner Özdemir Asaf. Taksici BUYYUN EFENDİM, NEYEYE diye sorar. NEREYE diye sorabilseydi taksici, KAYAKÖY diyecekti Özdemir Asaf. Ama tercih ettiği hayat dedirtmez işte.Taksici dalga geçtiğini düşünür ve incinir diye korkar. KARAKÖY de diyemez EMİNÖNÜ der yalandan. Ve sonra daha fazla ücret öder ve yürüyerek Karaköy’e geri döner. Yani namuslu insanlar yalanlarını bile başkalarına zarar vermek için söylemezler…
 
İnsan şiir yazarak şair olamaz yani. Şiir okuyarak da. Şiir gibi yaşıyorsa şairdir ancak. Adam gibi yaşıyorsa da adam...
 
Şiir güzelliğinde, türkü tadında hayatlarınız olsun...