Varoluşçular, modern insanın serüvenini şöyle özetliyorlar: Modern insan, bir sağlık kuruluşunda dünyaya geliyor(Sağlık kuruluşunda dünyaya gelmeyen insan modern olamıyor!). Oradan bir kreşe(okulöncesi kuruma) gidiyor. Oradan okula(ilk-orta-lise-üniversite), oradan iş hayatına, büroya gidiyor. Oradan emekli olup, huzurevine gidiyor. Huzurevinden de geldiği yere gidiyor. Dikkat ederseniz, modern insan hiç eve uğramadan, bütün bir ömrünü geçiriyor. Modern insanın aile hayatı hiç oluşmamış gibi duruyor. Son zamanlarda, Türk ailesi için de tehlike çanlarının çaldığını hepimiz duymaya başladık. Yakın zamana kadar sağlamlığı ile övündüğümüz Türk ailesi, artık modernleşmenin sebep olduğu değişimle bozulmaya başladı. Okullaşma oranları artıkça, ailelerin sağlamlığına zarar gelir gibi oldu. Oysa aile insanların huzur bulabilecekleri en önemli toplumsal mekânların başında geliyor. Ailenin ihmali hiçbir şekilde hoş görülemez. Okulöncesini zorunlu yapmak, sanki aileye alternatif üretmek gibi de algılanabilir.

Milli Eğitim Bakanlığı, okulöncesini zorunlu yapmak üzere bir çalışma başlattı. Buna göre okulöncesi eğitimi, 3-6 yaş arasında, zorunlu eğitime eklenecek. Buna göre zorunlu eğitim, 12 yıldan 15 yıla çıkacak. Bu uygulama, varoluşçuları teyit etmek için değil herhalde. Ama sonucu varoluşçuları haklı çıkaracak türden. Okulöncesinin zorunlu olması, şu anda zorunlu olan eğitim kademelerine olan ilgiyi azaltacaktır. Çocuklar, okulöncesine üç yıl gittikten sonra, artık okuldan sıkılmaya başlıyorlar. Bu durum da okullar için dezavantaj sağlıyor.

Modern insanların yaşadığı gelişmiş ülkelerin hiçbirinde, okulöncesi eğitim zorunlu değil. Bizim zorunlu eğitim hevesimiz, bazen bilimselliği görmemeyi normal gösteriyor bize. Eğitimin zorunlu olması, eğitimi sevimsizleştirir. Hele de okulöncesi eğitimi zorunlu yapmak, işi daha da sevimsiz hale getirmek demektir. Okulöncesi eğitimi zorunlu yapmak, aile kurumuna katkı mı yapar, yoksa zarar mı? Unutulmamalı ki, bir çocuğun 4 yıl ailesi ile birlikte yaşaması, 4 yıllık dünyanın en kaliteli anaokulu veya kolejinde eğitim görmesinden çok daha iyidir. Okulöncesinin zorunlu yapılması, çocukların zorla oyun oynamasını istemek gibi bir şeydir. Hiçbir pedagojik dayanağı da yoktur.

Türk Eğitim Sistemi, bugünkü 12 yıllık zorunlu eğitimi kaldırmaya gücü yetmiyor. Okumak istemeyen çocuk ve gençleri, zorla okula alıyoruz ve zorla okutmaya çalışıyoruz; olmuyor! Bu sistem, ülkenin  ara insan gücü ihtiyacını gün geçtikçe artırmaktadır. Berber çırak bulamamaktan, otomotivci usta bulamamaktan şikâyetçi. Çünkü 12 yıl zorunlu eğitime aldığımız gençlerin, yeteneklerini geliştirecek bir düzen kuramadık, maalesef. Gençler 12 yıl zorla okula gitmekten şikâyetçiyken, siz zorunlu eğitimi 3 yaşından başlatmaya çalışırsanız, bu işin altından kalkmanız mümkün olmaz.

Modern insan olmadan önce insan olmak istiyoruz. İnsan olma serüvenimiz aileden başlayıp mezara kadar devam eden bir süreçtir. Evet, bu serüvende okulun önemli bir payı vardır. Ama insan olmak için de bütün ömrümüzün okullarda geçmesi gerekmez. Okulöncesinin zorunlu olması düşüncesinin,  gözden geçirilmesinde büyük faydalar olacaktır. Şu kritik sorunun cevabı acaba olumlu mu? Soru şu: “Zorunlu eğitim süresi 8 yıldan 12 yıla çıktıktan sonra, örneğin ‘kadın cinayetlerinde’ bir azalma meydana geldi mi? Öğrenim süremiz artıkça, hayat kalitemiz daha iyi bir hâle geldi mi?” Maalesef bu soruların cevapları olumlu değildir; değişen bir şey yok!

Bence zorunlu okul süresini artırmak yerine, Türk Eğitim Sisteminin amaçlarını önce masaya yatırmak, çok daha işe yarayacaktır. Zorunlu okulöncesi uygulaması, güle-oynaya okula giden çocuklarımızın, istemeye istemeye okula gitmelerine neden olacaktır. Bu da çocuklarımızın mutsuz olmalarının önünü açacaktır. Okulöncesi,  gelişmiş ülkelerin hiçbirinde zorunlu değildir. O zaman bize ne oluyor? Keşke hiç zorunlu eğitim olmasa, ama herkes gönüllü olarak bütün eğitim kademelerinden yararlanmak için gönüllü olsa…