Sevgili okurlarım,15 Temmuz akşamı, hava çok sıcaktı ve az da olsa serinlemek, bahçedeki sebzeleri sulamak için Ankara-Gölbaşı’ndaki bahçemdeydim.
Ankara’da Beştepe’ye çok yakın(Cumhurbaşkanlığı köşkü) Emek semtinde otuyorum. Evimin terasından, Beştepe’yi çok rahat bir şekilde görülüyor.
Saat gece 10.00 civarında eşim aradı ve ‘evimizin tepesinde, çok alçaktan jetler uçuyor, neler oluyor? dedi. “Korkmayın, 30 Ağustos gösterisidir” dedim.
Çok yakından tanıdığım ve güvendiğim, bir istihbarat mensubuna sordum. ‘Köşke yönelik bir tehdit var, bir önlem uçuşudur” cevabını aldık.. Başka bir dostumu aradım “Evdeyim bilmiyorum” dedi
Önce, terör saldırıları nedeniyle güvenlik önlemleri düşündüm, sonra böyle olmadığını öğrendim.
Bu arada eşim ‘Hemen eve gel, çocuklar ağlıyor, korkunç şeyler oluyor, bombalar atılıyor” dedi.
İlerleyen saatlerde maalesef korktuğum oldu ve askerle polisin yer yer çatıştığı haberleri gelmeye başladı.
Yaşananları endişeyle takip ederken, Dostluğuna çok güvendiğim bir komutanla konuştum. Bana darbe girişiminin paralel yapıya bağlı askerler tarafından yapıldığını, üstü olan generalin başına silah dayandığını, buna karşın teslim olmayıp direneceklerini söyledi.
Önce, komşum olan eski Genelkurmay başkanı Necdet Özel paşayı arayıp, durumu öğrenmeyi düşündüm, sonra vaz geçerek, bahçede birlikte olduğum bir yargıç dostumla Emek’teki evime hareket ettik.
Gölbaşı Polis Akademisi’nde ve Ankara Emniyet Müdürlüğü’ndeki eski öğrencilerimden bazıları aradılar ‘Hocam neler oluyor, askeri helikopterler bize ateş açıyor, binanın içindeyiz” demeye başladılar.
Güçlü bir bombanın sesiyle telefonlar kesildi. Polis Akademisinde 47 vatan evladının şehit edildiğini, 5’i benimde öğrencimin olduğunu sabah öğrendim. Hepsine rahmetdiliyorum. En büyük hayalleri, her şeylerini borçlu oldukları bu ülkeye hizmet etmekti.
Eve geldiğimde 10 yaşındaki oğlum Ata ağlıyor, Hukuk öğrencisi kızı Hande ise büyük bir tedirginlik içinde boynuma sarıldı. Çünkü jetlerin tümü alçak uçuş yapıp, Beştepe’ye dönüşleri tam evimizin üstünden yapılıyordu.
Bir çatışmanın meydana gelmesi halinde hedef bizim apartmandı. Soğukkanlılıkla çocukları ve apartmanda oturan, yaşlıları, kadınları ve çocukları; bodrum katındaki sığınağa indirdim, bütün önlemleri alarak, TBMM’ye giderek, bazı meslektaşlarımızla buluştuk. Sabah  06.00’ya kadar bombalar tepemize yağdı.
Önce kitabın içinden başlayayım. Devletine ve milletin ihanet edenler; bedelini ödeyeceklerdir. Allah ülkemizi, milletimizi, devletimizi korusun. Demokrasi vaz geçilmezliğimizdir. TSK’nın üst kadrosu bu oyuna gelmedi, siyasiler ve vatandaşlarımız dik durdu ve ülkemiz ve insanımız uçurumun kenarından döndü.
Devleti kuran Gazi Meclisi’mizi bombalamak, Atatürk’ün aziz hatırasına saygısızlık, yüce Türk milletine ihanettir.
Bu paralel yapı terör saldırısına boyun eğmeyen canları pahasına dik duranbaşta Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, TBMM Başkanı İsmailKahraman, Başbakan Binali Yıldırım, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM Başkanvekili Akif Hamzaçebi, MHP GenelBaşkanı Devlet Bahçeli, bakanlar, siyasiler ve Melis’te bizimle nöbet tutan bütün milletvekillerine teşekkür etmeyi bir vatan borcu olarak görüyorum.
Bu arada canlarını, gelecek ve çocuklarını feda ederek, terör örgütüne boyun eğmeyen Genelkurmay başkanı orgeneral Hulusi Akar, Kara Kuvvetleri komutanı orgeneral, hemşerimiz Salih Zeki Çolak başta olmak üzere, diğer kuvvet komutanlarına. Evine gelen darbeci terör örgütü mensuplarının silahlı saldırılarına tereddütsüz karşı koyan, direnen, ölümüne Cumhurbaşkanı Erdoğan’a siper olan; Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga ve ailesine, bu ülke onlara minnet ve şükran borçludur.
(Terör örgütü mensupları, Sayın Kasırga’yı Ambulansla kaçırdılar. Evde eşinin ve çocuklarının gözü önünde)
Osmanlı İmparatorluğu dahil, Türk tarihi, askeri darbeler ve ihtilallerle doludur.
Ancak yaşanan olaylar göstermiştir ki, darbeler Türkiye'yi bir huzur ve mutluluk ülkesi haline getirmemiştir!
Yarım yüzyılı aşan süre içinde 6 darbe ve darbe teşebbüsü yaşadık.
– 27 Mayıs İhtilali (1960)
– 22 Şubat Talat Aydemir ayaklanması (1962)
– 20 Mayıs İkinci Talat Aydemir ayaklanması (1963)
– 12 Mart Muhtırası (1971)
– 12 Eylül Kenan Evren Darbesi (1980)
– 28 Şubat Post Modern darbe (1997)
Ben bunların bazılarına tanık oldum
Demokrasinin de kusurları vardır ama bu kusurlar yine demokrasiyle kapatılır.
Demokrasinin olmadığı yerde özgürlük de, mutluluk da olmaz.
Demokrasilerde iktidarlar, silah zoruyla değil, halkın oylarıyla sandıkta değişir.
Türkiye önceki gece heyecan dolu bir deney yaşadı. Deneyler en iyi öğretmenlerdir. Dilerim ülke olarak bundan doğru bir ders çıkarırız!
Kardeşin, kardeşi vurması çok acı oldu!
21'inci Yüzyıl Türkiye’sinde tüm sorunlar hukuk içinde ve demokrasi çerçevesinde aşılmalıdır.
Bu çağda bize sunulana bak: Sen gel Boğaziçi Köprüsü önünü tanklarla tıka… Sen gel hava meydanının kapısını tankla kes… Sen gel TRT binasının duvarına tankları daya(65 Televizyon içinde n sadece TRT’yi beş askerle ele geçirilmesi, bildiri okutulması düşündürücüdür. Tek liste halinde işe alın 2 bin kişi hala TRT’de iş başındadır.)..Sen gel Meclis girişine tankları sırala…
Görüntüsü bile çirkin. Hangi yılda kalmışsın!
Bu tabloya en küçük bir yakınlık, sempati duymak bile mümkün değil. Bu çağda bir ordunun düşeceği en saçma manzara bu olmalı…Milletin parasıyla okumuş, milletin parasıyla altına tank, helikopter, uçak çekmiş. Gidip Karayılan'ı, Cemil Bayık'ı yakalayıp teslim alamıyor. Kendi Genelkurmay Başkanı'nı esir alıyor. Bu halk darbeciyi niçin dinlesin?