Amerika, Yeni Zelanda, İngiltere ve Avusturyadaki  yapı programlarını  izliyorum.
Onlar, duvarda tek bir pencere açmak için bile 2 yıla yakın süre belediye meclislerinden çıkacak onayı sabırla beklerken...
Evin üst katında bulunan iç çatıya dahi izinsiz dokunamazken...
Bodrum kattaki pencereleri kafalarına göre açıp yada tuğla ile kapatamazken...
Bahçede bulunan tek bir ağacı dahi izinsiz kesemezken...
Biz kolon kesiyoruz!
Sonra bizde deprem oluyor, İnönü bile suçlanıyor ama, iktidarımız zerre sorumluluk üstüne almıyor.
Belediyeler zaten pürü pak! Onlara ne haddinize laf etmek!
Müteahhitler deseniz, onlar ortada bile yoklar!
Projeleri denetleyenlerin zaten olaylardan haberi olmuyor.
Rüşvet uğruna her türlü hırsızlığa göz yumanlar deseniz onlar tamamen olayların dışında!
Laikler bile suçlanıyor bizde deprem sonrası!
Hatta Diyanet bir ara hızını alamayarak işi -Kıyamet alıştırması- diyecek kadar ileriye bile götürebiliyor...
Ama “Ben de suçluyum!” Diyen tek bir kimse olmuyor bizde.
Sonra başlıyoruz  ah ahhhh, vah vahhh!
Peki adımız kadar iyi bildiğimiz sorumlular suçlu oluyor da, çürük çarık, bilimsellikten uzak, yükü kaldırmayacağını bile bile kaçak kat çıkan, kolon kesen vatandaşlarımızın hiç mi suçu olmuyor bu durumda?
“ Seçim zamanı gelsin, işi kılıfına uydururum, tapu versinler, imar versinler, af çıkarsınlar da mal sahibi olayım.” Diye bekleşip oy pazarlığı yapan vatandaşımızın sahi hiç mi suçu yok?
Anlayacağınız bir depremi daha, sorumsuz idareci, yanlış zemin, eksik malzeme, kesilmiş kolon, tenekeden demir, deniz kumu, kötü müteahhit, fırsatçı ev sahibi, kurtarma ekipleri, umut, çadır, sokak, gözyaşı, ölü sayısı, cenaze kelimeleri ve çok yakından tanıdığımız o acıklı görüntüler içinde geçirdik.
Peki geçti de bitti mi?
Elbette hayır!
Sadece bir sonrakine kadar sustuk.

Yoo, deprem oldu diye sevgili Koronamızı unutmuş değilim.
Hoş ben unutsam, o kendini her saniye hatırlatmakta.
Dünya bir yandan terörize edilirken, bir yandan da Covid-19 ile yeniden şekillenirken konuya dair farklı bilgileri de inceliyorum.
Nasıl ki bizim ülkemizde Küresel Gücün esiri olmayan doktorlar olduğu gibi, dünyada da var vatansever doktorlardan.
Abd’ de yaşayan ünlü doğum doktoru ve başarılı bir yazar da olan Christiane Northrup da bunlardan biri. Kendisi ile yapılan röportajdan, bana enteresan gelen aşı ile ilgili önemli  kısmı sizlere aktarmak istiyorum.

“Bunun gibi bir aşı daha önce hiç olmadı. Bu bir RNA aşısı.Bu bir genetik madde transferi.Esas olarak insanların DNA’sını değiştirecek.Ve vücudumuzu tam anlamıyla 5G ile bir antene dönüştüren aşılarla bulunan toksik metallerden bile daha fazla sevmediğim şey, bu sefer ki aşının insan dışı bir DNA’ya sahip olması, maymunlar, cenin hücreleri, domuzlar gibi. 
Böylece bizi chimera denen şeye (yaratık) dönüştürmeye başlıyorlar, vücudumuza insan dışı DNA’yı sokarak! Daha kötüsü ise MIT’de (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) yapılmış bir patent var. Bu patentli boyar maddeye lusiferaz  deniyor. Bir ışık altında kim aşı olmuş, kim olmamış görünür olacak.
Asıl olay ise sizin biyometrik bilgilerinizi toplamak. Çünkü bu aşı nano partiküllere, nanokristal partiküllere sahip olacak.
Bunlar aslında küçük robotlar, küçük antenler gibi. Onlar biyometrik bilginizi alarak yalnızca aşı kaydınızı değil, nefes alışınızı, kalp atışınızı, cinsel aktivitenizi, aldığınız ilaçları, nereye seyahat ettiğinizi bilecekler.
Sonra bu bilgileri alıp bir bulut içersinde toplayacaklar.
Daha endişe verici olan ise Bill ve Melinda Gates Vakfı 26 Mart 2020’de numarası 060606 olan bir patent için başvuruda bulundular.
Biyometrik datanızı alıp onlara barkod vererek bizi digital para birimine bağlamak için. Böylece tam olarak sistemin köleleri olabiliriz.
Bu mahremiyetin sonu demektir.
Bu özgürlüğün sonu demektir.”
İnsanların aşkla, heyecanla beklediği Covid aşısına ait bilgileri paylaşmış Dr. Northrup.
Elbette birçoğunuza inandırıcı gelmeyebilir bu açıklamalar.
Fakat, aşıdaki maddenin adına ( Lucifer= Şeytan) ve patent numaralarına (6=Şeytanın rakamı) bakarsanız ve konuya da vakıfsanız anlarsınız olanı biteni.
Hatta şöyle bir iddia daha var. Hadi onu da yazayım.
Şu an yaşayan insanların son normaller olduğu söylentileri dolaşmakta ortalıkta...
Gelecekte çok farklı bir insan türüne dönüşecekmişiz.
Anlayacağınız; Umarım değildir ama, son normal insan jenerasyonuymuşuz.
Düşüncesi bile çok kötü olan bu senaryo gerçekleşmesin diye direnenler var.
Anlayacağınız; şu an dünyanın tepesinde filler tepişmekte. Hem de fena tepişmekteler.
Olan elbette biz çimenlere oluyor.
Ezilmeden, yemyeşil kalabilmek ümidiyle...