İşçi ve işverenlerin haklı nedenle fesih hakkını kullanırken yalnızca olayın niteliğine değil, kanundaki sürelere de dikkat etmesi gerekiyor. SGK Başuzmanı İsa Karakaş, haklı bir nedenin ortaya çıkmasının tek başına yeterli olmadığını; fesih bildiriminin öngörülen zaman içinde yapılmaması halinde hakkın kaybedilebileceğini belirtti. Karakaş'ın Türkiye Gazetesi'ndeki değerlendirmesinde altı iş günlük süre ile olay tarihinden başlayan bir yıllık üst sınırın birlikte ele alınması gerektiği vurgulandı. Sürenin geçirilmesi, tazminat ve feshin niteliği bakımından önemli sonuçlar doğurabiliyor. Hesaplama, olayın öğrenildiği tarihe göre dikkatle yapılmalı ve belgelenmeli.
ALTI İŞ GÜNÜ NASIL HESAPLANIR?
Karakaş'ın aktardığına göre süre, olayın öğrenildiği gün değil, bu günü izleyen ilk iş gününde başlıyor. Öğrenme günü hesaba katılmıyor ve takip eden ilk iş günü birinci gün sayılıyor. Altıncı iş gününün mesai bitimi fesih hakkının kullanılması için son sınır kabul ediliyor. Pazar günleri ile resmi tatiller iş günü hesabına dahil edilmiyor.
BİR YILLIK ÜST SINIR
Haklı fesihte ikinci önemli süre, olayın gerçekleştiği tarihten itibaren bir yıl. Bu sürenin dolması halinde fesih hakkının kullanılması mümkün olmayabiliyor. Altı iş günlük öğrenme süresi ile bir yıllık üst sınırdan herhangi birinin aşılması, haklı fesih iddiasının geçerliliğini etkileyebiliyor.
ŞİRKETLERDE YETKİLİ MAKAM DETAYI
Tüzel kişilerde altı iş günlük sürenin başlaması için olayın şirket içindeki feshe yetkili makam tarafından öğrenilmesi önem taşıyor. Olayı gerçekleştiren kişi başlangıçta bilinmiyorsa, kimliğin tespit edildiği tarih süre hesabında dikkate alınıyor.
TAZMİNAT RİSKİ DOĞABİLİR
Kanundaki süre içinde kullanılmayan fesih hakkı, geçerli bir neden bulunsa bile feshin haksız sayılmasına yol açabiliyor. Bu durumda ihbar tazminatı başta olmak üzere çeşitli hukuki sonuçlar gündeme gelebiliyor; işveren açısından koşullara göre kıdem tazminatı yükümlülüğü de doğabiliyor.




