Biri atıyor, diğeri tutuyor.

Mısır’ın Kralı Mohamed Salah ile Kamerun Şeyhi André Onana, Trabzonspor’un zafer yürüyüşünde başrolü oynuyor.

Bordo-mavililer, önüne geleni deviriyor, eleştirenleri susturuyor, rakiplerine palamut ikram ediyor.

Ula uşağum, ne oluyor böyle?

Trabzonspor geliyor, hem de ne geliş.

Ligin başında yazmıştım “Bu takım çok can yakar”

Kimileri burun kıvırdı, kimileri dudak büktü, kimileri de hamsi üzerinden Trabzonspor’la dalga geçti.

Şimdi soruyorum,

Ula, hamsi mi tuttu sizi, yoksa palamut mu boğazınıza dizildi?

Çünkü biz, hamsiyle dalga geçenlere palamut ikram ettik.

Hem de öyle böyle değil,

Önce Galatasaray denilen Aslan çıktı karşımıza nefessiz boğduk

Ardından Beşiktaş denilen Kartal geldi iki fişekle indirdik, avladık.

Samsunspor karşısında esip gürledik,

Yetmedi, bu galibiyetleri Avrupa zaferiyle taçlandırdık, yarın bir daha.

Şimdi söyleyin bakalım, bu sofrada kime yer var?

Aslan gitti, Kartal gitti.

Sırada sen varsın Kanarya.

Trabzonspor’un bu yürüyüşünde iki isim var ki insanın ağzından ister istemez şu sözler dökülüyor,

Mısır’ın Kralı Mohamed Salah ve Kamerun Şeyhi André Onana.

Biri hücumda rakiplerin kâbusu oluyor, diğeri kalesinde ahtapot gibi yayılıyor.

Biri rakip ağları sarsıyor, diğeri rakibin umutlarını söndürüyor.

Futbol dediğin zaten böyle bir şey değil mi?

Bazen bir gol bütün dengeleri değiştirir, bazen bir kurtarış bütün takımın dengelerini bozar, ayarlarını bozar.

Ama asıl mesele, yıldızların aynı hedefe inanması ve takımın ortak bir ruhla mücadele etmesidir.

Trabzonspor’un ihtiyacı olan da tam olarak budur.

Çünkü bu forma, yalnızca yıldız isimlerle değil; mücadeleyle, inançla, alın teriyle ve Trabzonspor ruhuyla büyür.

Salah’ın hücumdaki etkisi, Onana’nın kalesinde devleşmesi, takımın kazanma arzusuyla birleştiğinde ortaya rakiplerin kolay kolay durduramayacağı bir güç çıkıyor.

Ve bu güç, Trabzonspor taraftarının yıllardır özlediği o büyük heyecanı yeniden alevlendiriyor.

Şimdi sıra Fenerbahçe’de.

Ey Kanarya sana sesleniyorum.

İstersen önce Aslan’ı ara, ardından Kartal’a bir danış.

Sor bakalım, Trabzonspor karşısında neler yaşamışlar?

Belki sana birkaç tavsiye verirler.

Belki de “Aman dikkat et, bu takımın şakası yok. Sana da palamut ikram ederler. Hatta kalkan balığı servisi yaparlar” derler.

Ama nafile ne kadar dinlersen dinle akıbetiniz aynı olacak.

Çünkü Trabzonspor’un derdi yalnızca rakibini yenmek değil; sahada kendi futbolunu kabul ettirmek, zirve yarışında iddiasını ortaya koymak ve şampiyonluk yolunda güçlü bir mesaj vermek.

Elbette futbolun garantisi yok.

Kanarya da sahaya çıkacak, mücadelesini verecek. Ama Trabzonspor’un bugünkü havasına, özgüvenine ve kazanma arzusuna bakınca insanın içinden şu geçiyor,

Aslan’ı boğan, Kartal’ı avlayan Fırtına, Kanarya’nın da tüylerini birbirine katar.

Sezon başında söylediğimiz sözün arkasındayız.

Bu takım çok can yakar.

Galatasaray galibiyeti tesadüf değildi. Beşiktaş galibiyeti de öyle… Samsunspor karşısında alınan sonuç ve Avrupa maçındaki başarı, Trabzonspor’un yalnızca büyük maçların takımı olmak istemediğini gösteriyor.

Ancak asıl mesele, bu çıkışı sürdürebilmek.

Büyük takım olmak, bir hafta kazanıp sonraki hafta kaybolmak değildir. Büyük takım olmak, her maçta aynı ciddiyeti göstermek, rehavete kapılmamak ve kazandıkça daha fazla çalışmaktır.

Trabzonspor bunu başarırsa yalnızca rakiplerini üzmekle kalmaz; sezon sonunda çok daha büyük hedeflerin konuşulduğu bir noktaya ulaşır.

İşte bu yüzden yönetimin, teknik heyetin ve futbolcuların ayakları yere sağlam basmalı. Taraftarın coşkusu korunmalı, takımın birlikteliği güçlendirilmeli ve bu güzel yürüyüşün önü açılmalıdır.

Çünkü Trabzonspor’un meselesi bir maçlık zafer değil, sezonun tamamına damga vurabilmektir.

Gelelim işin en güzel tarafına.

Trabzon’un hamsisiyle dalga geçenler vardı ya şimdi buyursunlar, palamudun tadına baksınlar.

Bizim soframız bereketli.

Misafirimiz eksik olmuyor.

Aslan geldi, ikramımızı yaptı. Kartal geldi, onu da boş göndermedik. Sırada Kanarya var.

Ama baştan söyleyelim. Bu sofrada kimseye bedava zafer yok. Her lokmanın bedeli sahada ödeniyor.

Trabzonspor kazanırken yalnızca üç puan almıyor; şehrin heyecanını, taraftarın inancını ve bordo-mavili sevdanın büyüklüğünü de ayağa kaldırıyor.

Yeter ki bu coşku akılla birleşsin, bu inanç mücadeleyle desteklensin ve bu takım kendi kimliğinden uzaklaşmasın.

Ula uşağum, daha yolun başındayız.

Hamsiyi küçümseyenler palamuda alışsın. Çünkü Karadeniz’in dalgası serttir, Fırtına’nın sesi gürdür.

Aslan’ı boğduk, Kartal’ı avladık. Şimdi gözümüz Kanarya’da.

Bu takım çok can yakar demiştik. Daha durun, Fırtına yeni esmeye başladı.