Kültürümüzde “kıssadan hisse” , hikaye, rivayet, anlatış tarzı anlamına gelen önemli bir öğrenme ve öğretim yöntemi olarak kullanılagelmiştir. Bir fıkra bir hikaye veya olaydan ders ve ibret alma biçiminde kullanılan kıssa, günümüz eğitiminde sıkça “örnek olay yöntemi” adıyla kullanılmaktadır. Bir örnek olay:
 
Genç bir adam, işlediği bir suçtan yargılanmış ve cezaevine gitmek üzereymiş. Hakim, bu adamı çocukluğundan beri tanıyormuş ve ünlü bir yazar olan öğretmeni ile tanışıyormuş.
Hakim;
İlkokul öğretmenini tanıyor musun? diye sormuş.
Adam;
 
Onu oldukça iyi hatırlıyorum, diye karşılık vermiş.
 
Suçlunun vicdanını yoklamaya çalışan hakim, adama dönerek şöyle demiş;
Mahkum edilmek üzereyken ve şu anda mükemmel bir insan olan öğretmenini düşünürken, onun hakkında net olarak ne hatırladığını anlatır mısın?
 
Mahkeme salonunu bir sessizlik kaplamış ve sonra hakim hiç beklemediği şu cevabı almış:
Ben nasihat almak için öğretmenimin yanına gittiğimde, yazmakta olduğu bir kitaptan başını kaldırarak bana baktığını ve “Çok meşgulüm, çek git başımdan, bu kitabı bitirmeliyim, derste görüşelim!” dediğini hatırlıyorum. Hakim Bey, siz öğretmenimi büyük bir öğretmen ve yazar olarak hatırlarsınız, fakat ben onu kaybedilmiş bir arkadaş olarak hatırlıyorum!
Hakim kendi kendine söylenmiş;
 
Yazık! Kitabı bitirmiş, iyi bir öğretmenlik hayatı olmuş ama bu öğrencisini kaybetmiş.
Ailenin bir uzantısı ve devamı sayılan okul, öğretmen marifetiyle, insanın yetişmesinde en önemli etkiye sahiptir. Okulu, bazen aileden daha çok önemseyen öğrencilerin varlığı, okulun dolayısıyla öğretmenin, ne kadar önemli olduğunu açıklamaya yeter. Çocuğunu eğitim alsın ve adam olsun diye okula veren ebeveyn, aslında çocuğunu öğretmene teslim ediyor. Öğretmene teslim edilen çocuğun, öğretmeni ile iletişimi ne kadar kaliteli olursa, çocuğun adam olmasına öğretmenin katkısı o kadar çok olur.
 
Yukarıdaki kıssada, öğretmen, öğrencisiyle gereken iletişimi kuramadığından, öğrenci, öğretmeni için iyi şeyler düşünmemektedir. Öğretmenin öğrencisi ile ilişkisi salt dört duvarla sınırlı kaldığından dolayı, öğrenci büyüdüğü zaman öğretmenini “kaybedilmiş” olarak hatırlayacaktır. Cezaevine gitmek üzere olan bu adam, okuldan dolayısıyla öğretmeninden gerekli katkıyı göremediğinden, öğretmenini ona arkadaş olamamış biri olarak hatırlamaktadır. Öğretmenlerin öğrencilerce hatırlanma sebepleri, hiçbir zaman öğretmenlerin onlara aktardığı bilgiler değildir. Öğrenciler yukarıdaki örnekte olduğu gibi, öğretmenlerini onlara gösterdiği yaklaşım biçimleriyle hatırlamaktadırlar.
 
Bu örnek olaydan alınabilecek ders; öğretmenlerin, öğrencilerin sadece bilgi edinmelerine yardımcı olmak yerine, onları “adam” yerine koymanın, onları önemsemenin, onlarla sağlıklı iletişim kurmaya çalışmanın ne kadar önemli olduğunu unutmamaktır.Öğrencilerin hayattaki başarıları, öğretmenlerin onlara derslerde aktardığı bilgilerin kalitesi ve biçimi ile ilgili değildir. Onlarla kuracağımız sağlıklı iletişim, onların hayatlarının her döneminde rehberlik yapacaktır. İlkokulda bir öğrenciye göstereceğimiz iyi insan ilişkisi biçimi, bu öğrencinin büyüdüğü zaman bile onu yönlendirmeye katkı sağlayacaktır. Öğrencilerin hayatlarında etkili bir iz bırakmak istiyorsak, onları “adam” gibi görmek zorundayız. Çocuklarımızın “adam gibi adam” olmalarını istiyorsak, onları adam yerine koyup, onlara rol model olmaktan başka çare yoktur. Öğretmenler odasına gelen bir öğrencimize karşı göstereceğimiz tutum, onun kişiliğine etki edeceği gibi, hayatını yönlendirmede de etki edecektir. Öğrenci her şeyden önce ebeveynin bize emanetidir. Bu emanet bizim için önemlidir. Emaneti önemseyen öğretmen, öğrencilerini önemsemek zorundadır. Öğrencileri önemsemek, onları adam yerine koymak demektir. Ders dışında öğretmeninden herhangi bir konuda yardım talep eden öğrenci, göreceği tepkiye göre öğretmenini değerlendirir. Öğretmen yardım talebinde bulunan öğrencisine mesai kavramına sığınarak cevap veremez, vermemelidir. Çünkü öğretmenin mesai kavramı olmamalıdır; öğretmenler devlet memuru mantığı ile çalışmamalıdır. Öğretmen, ders dışında, bir soru sormak üzere öğretmenler odasına gelen öğrenciyi ciddiye almalı ve talebine uygun bir iletişim dili ile karşılık vermelidir. Aksine davranan öğretmen, öğrencinin gözünde değersizleşir ve “kaybedilmiş biri” olarak kalır.