Merhaba… İnsan çoğu zaman en sevdiğine küser.. Bende sevdiğim mesleğime küstüm! Ya da küstürdüler...

Ben sosyal demokrat, Atatürkçü bir ailenin evladıyım. Rahmetli annem ve sevgili babam yıllarca Cumhuriyet Halk Partisinde delegelik yapmış, hiçbir karşılık beklemeden emek vermiş insanlardı. Seçim otobüslerinde, mahalle çalışmalarında, halkın içindeinandıkları değerler için hizmet etmiş iki vatansever…

Bende onların bir evladı olarak partili değil; haklının yanında haksızın karşısında duran, doğru bildiği yolda ne pahasına olursa olsun yürüyen, özü sözü bir ve en önemlisi hayat gayesini ‘güvenilir insan olmak’ olarak belirlemiş; ilkeleri, duruşu olan bir İNSAN ve GAZETECİ olmaya çalıştım.

Mesleğe ilk başladığım Etv televizyonunun ardından 1998 yılında Sabah gazetesinde göreve başladığımda gazetenin kurucu sahibi Dinç Bilgin’di. Selam olsun kendisine.. Tanıdığım, duyduğum ve gördüğüm en adaletli, en cömert ve en ilkeli gazete patronuydu.

Dinç Bilgin ile başlayan 11 yıllık Sabah Gazetesi serüvenim, Albayrak ailesinin gazeteyi almasıyla çıkmaz sokağa girdi.

Yani kısacası, ne parayla satıldım ne de ilkelerimden ödün verdim..

Gel gelelim bu güne..

Bu güne kadar ‘duruş’ bana ne kazandırdı?

Açık konuşayım: Maddi olarak hiçbir şey.

Ama vicdanımı kazandırdı.

Çünkü, savunduğumuz şey eşitlik, halkçılık, ülkenin menfaatiydi.

Ailemde benzer bedeller ödedi. CHP’nin de içinde bulunduğu koalisyon hükümeti zamanında il müdürü iken bölge müdürlüğüne verilmeyip hakkı gasp edilen bir amcam, yine şeflikten müdürlüğe hakkı olduğu haldehakkı gasp edilen diğer amcam… Bunlar sineye çekilir çünkü savunduğumuz şey, kişisel çıkar değil; (olmayan)eşitlik ve adaletti.

Bunlar benim sehven kabul edeceğim şeyler.

Yıllardır işsiz yeğenlerim için torpil aramadım, kapı aşındırmadım.

Ama, son yerel seçimlerde değişim olunca bir umut doğdu. Ortahisar Belediyesini CHP’li Ahmet Kaya’nın yanına gittim (benim için zor olanı) ricada bulundum.

Kendisi sağolsun! Açıklıkla anlattı kendi yaşadığı sorunları, Belediyenin ağzına kadar doldurulmuş olduğunu ve ‘kibarca’ elinden bir şey gelmediğini… Üzüldüm.. Ama küsmedim. Anlamaya çalıştım.

Amaa

Tüm bunlara rağmen partiden aileme karşı yapılacak herhangi bir saygısızlığı asla kabul etmiyorum..!

Yıllardır öğretmen ataması bekleyen resim öğretmeni yeğenim; umudu tükenince fırçayı tuvale değil, mobilyaya sürdü. Emek verdi risk aldı kendi işini kurdu. Küçük ama onurlu bir girişim.

Herhangi bir kırgınlık olmadan yine Sayın Kaya’ya bu kez telefon mesajıyla açılışımızı yapmak üzere onurlandırması için ricada bulundum. Sağ olsun kendisinden olumlu cevap aldım ve yer gün ve saati bildirerek teşekkür ettim nezaketi için.

Davetiyeler basıldı..

İnsanlar toplandı

Çelenk geldi

Ama…

Başkan gelmedi !

Siyaset, büyük meydan konuşmalarında değil, küçük anekdotlarla sınav verir.

Verilen söz tutulmadığında, asıl kırılan protokol değil, güvendir.

Söz verip gelmemek bir takvim hatası değil, bir öncelik meselesidir.

Eğer halkın küçük mutluluklarına zaman ayıramıyorsanız, büyük vaatlerinizin de kıymeti yoktur.

Çünkü siyaset, seçildiğiniz gün değil; söz verdiğiniz an başlar.

Vee tutulmadığında biter.

Bir çok partiden il, ilçe başkanlığı teklifleri aldım kabul etmedim. Zamanın en popüler partisinin kadın kolları genel başkanlığı teklifi aldım rahmetli annem ‘kabul edersen hakkımı helal etmem sana’ dedi kabul etmedim.

Açık ve alenen söylüyorum hiçbir partiye mensup değilim. Bu saatten sonra da olmam. Çünkü ilke taşımayan siyaset yorar.

Bizler de halk olarak çok yorulduk..

Her birinden..

Bir tarafta ‘Sizin dininiz buysa ben bu dinden değilim’

Diğer tarafta ‘Sizin ideolojiniz bu ise ben bu ideolojiden değilim’

DEDİRTMEYİN…

Görüşmek üzere…