Hiç uzatmaya, evelemeye gevelemeye gerek yok! İran, Ortadoğu’da ve bu coğrafyada İsrail’in hedef ve emellerine ile Büyük Ortadoğu Projesi’ne amelleri ile gerçek manada karşı duran tek ülke olduğu için hedefe konmuş, saldırılara maruz kalmıştır.
Oysa Din Kardeşliği adına tesis edilen ve İslâm İşbirliği Teşkilatı adı verilen örgüte “Müslüman” diye kayıt olan, ama nerede ise tamamı kayıtlarına ihanet edercesine hareket eden o kadar çok ülke var ki!

Hem de ihaneti taşeron Amerika’ya, topraklarında yer, savaş üssü verecek, İsrail ile ilişkileri öyle veya böyle sürdürecek kadar!
Bu ülkeler kimler mi?
El cevap; İran hariç hemen hemen hepsi…
Ezcümle; literatürde “İslâm” diye tarif edilen ve de “Müslüman” diye geçinenler, taşeronu ABD ile birlikte şimdi de zulme karşı dik durmaya çalışan İran’a saldıran İsrail’e dolaylı olarak destek vermiş olmuyorlar mı?
Ama yine de “Katil İsrail” diye demeç verip, öteye beriye de yazmaktan başka şey de yapmıyor, yapamıyorlar. Artık da yapamazlar!
Neden mi?
Ben diyeyim “Yuları bu denli kaptırırsanız”, siz söyleyin; “Başkalarına her alanda bu kadar teslim olursanız” ve de Cenab-ı Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de buyurduğu “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin.” Ayetini idrak edemez, tefrikaya düşerseniz kılınızı bile kıpırdatamaz, hiçbir şey yapamazsınız.
İRAN ADINA, ACI AMA GERÇEK!
“Bir musibet, bin nasihatten iyidir” denilmesi boşuna değildir!
Ama dersi almasını, tedbirleri oluşturmasına bilene göre…
Geçen yılın 13 Haziran’ın da İran’ın 4 üst düzey komutanı İsrailli ajanlar tarafından elleri ile konulmuş gibi bulunarak Tahran’da öldürülmedi mi?
Aynen!

İyi de aradan 8 ay geçti ve bu kez başta en tepedeki Dini Lider Hamaney olmak üzere “40 üst düzey yetkili” aynı akıbete uğratıldı!
İster istemez akla, “Bunların hepsi bir yerde mi toplanmışlardı da bir seferde, bir günde öldürüldüler?” sorusu gelmiyor değil.
Geliyor gelmesine de işin aslının böyle olmadığını düşünmemek de mümkün mü?
İsrail, ABD ajanları, bu kadar üst düzey yetkilinin tek tek nerelerde olduğunu önceden tespit etmiş ve bu eylemleri gerçekleştirmiş olmaları da muhtemeldir.
Öyle ise buna da istihbarat zaafından başka ne denebilir ki?
Senden olmayanların, senin gibi görünerek içine sızıp, adresleri tek tek katillere vermelerinden başka…
FINDIKTA, TMO NE İÇİN VARDI?
Devlet adına piyasaları regüle ederek, üreticinin mağdur olmasını önlemek, istikrarlı bir alım-satım sistemi oluşturmak, Türkçesi, “Türk fındığının değerini üretimden tüketim aşamasına her bakımdan kadar arttırmak” değil mi idi?
20 yıl önce önceliği üreticiyi korumaya vererek fındık alımına devlet tarafından sokulan TMO, ilk başlarda sektörü ve işi öğreninceye kadar bocamalar yaşamıştı. Özellikle alımlardaki beceriksizlik ve usulsüzlükler de olmuştu. Ancak zaman içinde olabildiği kadar sektörü öğrenmişlerdi.
Ama 2025 ürününde rekoltede ve kalitede yaşanan düşüklüğün iç ve dış piyasada yarattığı sıkıntı yetmezmiş gibi, TMO’nun elindeki 2024 ve öncesine ait fındıkları kavrulmuş olarak satmaya çalışması, bunu da piyasa şartlarına göre düşük fiyattan yapması (hem de daha önceki uygulamaları kenara iterek resmi olarak ilan etmeden) anlaşılır gibi değil.
Hem de üretici temsilcilerinin, fiyatı yükseltip, alım yapmasını önerdikleri bir sırada, tam tersiyle fiyatın daha da düşmesine sebep olabilecek şekilde…
Hem de, piyasada düşük seyreden fiyatını yükselmesine katkı vermesini bekledikleri bir zaman diliminde…
Hem de, iç piyasada fındığı çerez olarak tükettirmeye çalışan ve bunun için de kaliteden ödün vermeyen firmaların maliyetlerinin çok altında satmaya kalkışması…
Hem de, diğer kuruyemişlerin fiyatlarının daha düşük olduğu bir zamanda, eski fındıklarla piyasadaki fındık kalitesi imajına zarar verebilecek bir şekilde…
Ancak TMO, henüz resmi olarak ilan etmediği, ama alıcılarla görüşmeler yaptığı böyle bir yanlışlıktan söz edilirken, fiyatın yükselmesini bekleyen Ziraat Odaları temsilcilerinden Samsun-Ayvacık Başkanı Erdal Avcı’dan başkasından ses çıkmamasını anlamak mümkün değil!
Dahası, TBMM Fındık komisyonu, fındık üreten illerin milletvekilleri, hatta bugün Ordu’da Ocak ayı ihracat rakamlarını açıklayacak Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’ da…
“Henüz haberimiz oldu. Gerekeni yapacağız. Bu yanlışı yaptırmayacağız” diyebilirler de… Bekleyip göreceğiz!
REKABET KURUMUNA ÇAĞRI…
Sekteye uğradığında, ya da uğratıldığında “fındıkta adaleti sağlama” adına icraatlar yapmanın peşine düşen Rekabet Kurumu’nda sektörün beklentisi bunu her alanda yapmasından başka bir şey değildir.

Onun için kamu adına işimizi yapmaya çalışan bir meslek mensubu olarak kurumdan isteğimdir.
Üreticileri, “Fındığınızı satmayın” diyerek yanıltıp, zarara uğratan meslek kurumu yetkilisi ve meclis üyeleri, aynı zamanda üreticiler arasında haksız rekabete sebep olmadılar mı? Olmaya da devam etmiyorlar mı?
DÜNDEN BUGÜNE
İsrail’le aldananlar…
Ocak 2009’da yazmışız. O tarihten onlarca yıl önce yazdığımız gibi.
*
İbret almayanlar için tarih tekerrürden ibarettir.
1967’den beri İsrail’in ne yaptığı ortadadır.
Ne yapacağı da!
İsrail, Siyonizm adına 10 değil, 20 yıl sonra bile ne yapacağını şimdiden belirlemiştir.
O, saldırılarla kan dökerek elde edebilecekleri için önceden hesabını yapar. Ziyaretlerde bulunur. Konuşur. Gülücükler saçar!
Gerekirse “Kurban Pazarlığı” yaparcasına tokalaşır.
Yahudi kafasına koyduğu hesap için toka yapar da, karşısındaki de onun hareket ve sözlerine inanır.
Sonra, karşısındaki İsraillide geçmişe göre hiçbir değişme olmadığını bombalar yağdıktan sonra görür, anlar. Bu nedenle de konuşur konuşur durur. İsrail ise vurur vurur!
Şimdi, İsrail katil, cani, kan dökücü…
Ya karşısında bunları yapmadan önce, tarihe bakmayarak O’na inananlara ne demeli?
KISSADAN HİSSE…
Yetki makamında koltuğa liyakat yerine sadakat tercihi ile oturanlar ne yaparlar?
Odacı, müdürü selamladıktan sonra; “Efendim, memuriyet isteyenler içinde bir de sağır var.” der.
“Yaa… Çok iyi yarın gelip işe başlasın.”
Peki efendim, görevi ne olacak?
“Ne mi olacak? Şikayet kalemine memur!”