Karadeniz’in sisli yaylalarından İstanbul’un kalabalık sokaklarına uzanan müzikal serüveniyle dikkat çeken Sedat Keskin, köklerine bağlılığı ve içten yorumuyla öne çıkan sanatçılar arasında yer alıyor. 1990 yılında Trabzon’un Çaykara ilçesinde dünyaya gelen Keskin, çocukluğunun ilk yıllarını doğayla iç içe bir coğrafyada geçirdi.

Karadeniz’in sisli yaylaların dan İstanbul’un kalabalık sokaklarına uzanan bir müzik yolculuğu… Sedat Keskin, sesinde taşıdığı samimiyet ve köklerine olan sarsılmaz bağlılığıyla, Karadeniz müziğini yalnızca dinlenen değil, hissedilen bir anlatıya dönüştüren isimlerden biri. Onun şarkılarında bazen Çaykara’nın yağmuru, bazen yarım kalmış bir sevdanın sızısı, bazen de Anadolu’nun vakur duruşu yankılanıyor. Her notasında yaşanmışlık, her sözünde içten bir hikâye var. ‘Gelmez Yarumdan Selam’, ‘Aramazsan Arama’ ve ‘Kör Olsun’ gibi eserlerle geniş kitlelerin kalbine dokunan Keskin, müziğinde popüler olanın değil, kalıcı olanın peşinden gitmeyi seçiyor. Yerel ezgileri modern dokunuşlarla harmanlarken, o özden hiç kopmuyor; tam aksine, her yeni çalışmasında bu kökleri daha da sağlamlaştırıyor. Dijital çağın hızlı tüketilen dünyasında, müziğin ruhunu ve ağırlığını korumayı başaran nadir sanatçılardan biri olarak dikkat çekiyor.

TAKA: Merhaba Sedat Bey, öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Nerede doğdunuz, çocukluğunuz nasıl geçti ve müzikle ilk tanışmanız nasıl oldu? Karadeniz ve Anadolu kültürünün çocukluğunuz ve müzik yolculuğunuz üzerindeki etkileri nelerdi?

SEDAT KESKİN: 1990 yılında Trabzon’un Çaykara ilçesinde dünyaya geldim. Çocukluğumun ilk yılları o eşsiz coğrafyada, doğanın kalbinde geçti. İlkokul birinci sınıfı Çaykara’da okuduktan sonra eğitim hayatıma İstanbul’da devam ettim. Müzikle ilk gerçek tanışmam ise henüz 5. sınıftayken, bir 23 Nisan töreninde gerçekleşti. Müzik öğretmenimin teşvikiyle sahnede şarkı söylemem, içimdeki o gizli tutkuyu uyandıran ilk kıvılcımdı. Karadeniz’in hırçın dereleriyle Anadolu’nun vakur duruşu arasında bir köprü kurarak büyüdüm. Bu kültürel çeşitlilik, müzik yolculuğumun en güçlü temeli oldu; bir yanım hep o yeşil yaylalarda, diğer yanım ise metropolün ritmindeydi."

TAKA: Dinleyicilerinizin sizi daha yakından tanımasına vesile olan ‘Gelmez Yarumdan Selam’ ‘Aramazsan Arama’ ve Kör Olsun şarkınız, kariyerinizde nasıl bir dönüm noktası oldu? Bu süreçte sizin için en önemli deneyimler nelerdi?

SEDAT KESKİN: Profesyonel anlamdaki ilk büyük adımımı 2011 yılında, 8 şarkıdan oluşan ilk albümümle attım. Bu albümdeki 'Gelmez Yarumdan Selam' adlı eserimize çektiğimiz klip, dinleyicilerle kurduğum ilk samimi bağın ve profesyonel hayatımın dönüm noktasıydı. Ancak bu sürecin benim için en özel yanı, albüm yönetmenliğimi yapan, üzerimde emeği çok büyük olan kıymetli büyüğüm, kemençe üstadı Tahsin Terzi ile çalışmaktı. O müziğin ruhunu, Karadeniz ezgilerinin o ağır ve asil duruşunu taşımayı öğrendim. Onun tecrübesi benim en büyük okulum oldu. Bu temel üzerine inşa ettiğim ikinci albüm sürecim ise kariyerimi bambaşka bir noktaya taşıdı. Özellikle 'Aramazsan Arama' ve 'Kör Olsun' gibi şarkılar, dinleyiciden beklediğimin de ötesinde bir karşılık buldu. Bu iki eser, beni müzikal yolculuğumda bir basamak daha yukarıya taşıyarak, ismimin daha geniş kitlelerce duyulmasına ve sanatımın olgunlaşmasına vesile oldu."

TAKA: Peki, ‘Aramazsan Arama’nın bu kadar sahiplenilmesini bekliyor muydunuz? Şarkının başarısı sizi nasıl etkiledi, sizi şaşırttı mı?

SEDAT KESKİN: Aslında Tahsin Terzi gibi bir üstadın mutfağından geçmenin verdiği özgüvenle yola çıkmıştım ama 'Aramazsan Arama' ve *'Kör Olsun'*un yarattığı o büyük dalga beni hem çok mutlu etti hem de gururlandırdı. Bir sanatçı için şarkısının sokakta yankılandığını duymak, çıktığı basamakların en anlamlı ödülüdür. Bu başarı beni şaşırtmaktan ziyade, daha iyisini yapmam için motive etti."

TAKA: Bu şarkının ardından müzik yolculuğunuzda neler değişti? Dinleyiciyle kurduğunuz bağ nasıl şekillendi, bu süreç size ne kattı?

SEDAT KESKİN: Aramazsan Arama' ve *'Kör Olsun'*un başarısı, hobiden profesyonelliğe geçişimdeki en güçlü imza oldu. Bu süreçte en büyük değişim, dinleyicimle aramızda kurulan o 'sarsılmaz samimiyet' bağıydı. Artık sadece kendi hislerimi değil, beni dinleyen binlerce insanın ortak duygusunu temsil ettiğimi fark ettim. Bu başarı bana; teknikten ziyade, kalpten gelen sesin her zaman bir karşılığı olduğunu ve kendi özüme sadık kalarak da büyüleyebileceğimi öğretti."

TAKA: Sonraki çalışmalarınızda – örneğin ‘Aşinayım Aşina’, ‘Güz Dumanı’ ve ‘Rüyasına Gireyim’ gibi şarkılarda – müzikal çizginizi daha da oturttuğunuzu görüyoruz. Bu süreç sizin için nasıl ilerledi ve kendi tarzınızı oturturken hangi deneyimler önemliydi?

SEDAT KESKİN: "Bu süreç benim için bir 'ustalık yolculuğu' gibiydi. İlk albümlerdeki o heyecanı; ‘Aşinayım Aşina’, ‘Güz Dumanı’, ‘Al Eline Kalemi Yosma kız’ ve ‘Bilmezdim Gideceksin’ gibi eserlerde daha dingin ve profesyonel bir bakış açısıyla harmanladım. Kendi tarzımı oturturken en önemli deneyimim, Karadeniz’in o yerel ruhunu, modern müziğin imkanlarıyla bozmadan birleştirmek oldu. Artık ne istediğimi ve dinleyicimin benden ne beklediğini çok daha iyi biliyordum. Bu şarkılarla birlikte, sadece popüler olanın değil, kalıcı olanın peşinden gitmeye başladım. Tarzımın oturmasındaki en büyük etken; kendi iç sesimi dinlemek ve her şarkıda kendimden samimi bir parça bırakmak oldu."

TAKA: Şarkılarınızda duygusal bir samimiyet hissediliyor. Bu duygu, yaşanmışlıklardan mı besleniyor yoksa tamamen sanatsal bir anlatım mı? Duygularınızı müziğe aktarırken nelere önem veriyorsunuz?

SEDAT KESKİN: Şarkılarımdaki samimiyet tamamen yaşanmışlıklardan besleniyor. Çaykara'nın yağmurundan İstanbul’un kalabalığına kadar heybemde ne biriktirdiysem, onları Yaşamadığım veya ruhumda karşılığı olmayan hiçbir duyguyu sadece 'sanatsal olsun' diye anlatamam; çünkü ben hissetmezsem dinleyiciye de geçmez. Duygularımı müziğe aktarırken en çok 'sahiciliğe' önem veriyorum. Bir şarkıyı okurken o anı yeniden yaşıyor gibi hissetmek benim için başarının anahtarıdır. Sadelik ve içtenlik, müziğimin en temel rehberi."

TAKA: Karadeniz ve Anadolu ezgileri müziğinizin temel taşlarından biri. Bu kültürel miras sizin müziğinizde nasıl bir anlam taşıyor ve eserlerinize nasıl yansıyor?

SEDAT KESKİN: Karadeniz ve Anadolu ezgileri benim için sadece müzik değil; içtiğim su, soluduğum hava, çocukluğumun geçtiği o dik yamaçlar demek. Karadeniz'in o durulmayan coşkusuyla Anadolu'nun insanı sarıp sarmalayan o dertli ama vakur sesini birbirinden hiç ayırmadım. Müziğimde bu miras; bazen kemençenin tellerindeki hüzün, bazen de bir türküdeki o tanıdık sıcaklık olarak hayat buluyor. Eserlerimde bu kökleri yaşatmak, hem kendime hem de o topraklara olan bir vefa borcum. Dinleyicim şarkılarımı dinlediğinde o samimi, köklü ruhu hissedebiliyorsa ne mutlu bana."

TAKA: Son single çalışmanız ‘Al Eline Kalemi’, önceki şarkılarınıza kıyasla daha içe dönük bir atmosfer sunuyor. Bu şarkı hangi duyguların ve deneyimlerin ürünü?

SEDAT KESKİN: Al Eline Kalemi’ her ne kadar sözleri kıymetli bir dostumun/kalemin kaleminden çıkmış olsa da, ilk okuduğum andan itibaren ruhumda kendi hikayemi bulduğum bir şarkı oldu. Bir yorumcu olarak benim görevim, o sözlerdeki yaşanmışlığı sanki kendi içimden dökülüyormuş gibi samimiyetle dinleyiciye hissettirmekti.

TAKA: Dijital çağda müzik üretmek özellikle yerel dokudan beslenen sanatçılar için nasıl bir süreç? Sizce avantajları ve zorlukları neler?

SEDAT KESKİN: Dijital çağ aslında bizler için iki ucu keskin bir bıçak. En büyük avantajı, Çaykara’nın bir köyünde ya da İstanbul’da kaydettiğiniz bir ezginin, dakikalar içinde dünyanın öbür ucundaki birine ulaşabiliyor olması. Eskiden bu köprüleri kurmak çok daha zordu, şimdi ise bir tık uzağındayız. Ancak zorlukları da bir o kadar fazla. Dijital dünya çok hızlı tüketiyor; her gün binlerce şarkı çıkıyor ve bu kalabalığın içinde yerel dokuyu, o samimiyeti bozmadan koruyabilmek büyük bir çaba gerektiriyor. Bizim müziğimizin bir 'ruhu' ve 'ağırlığı' var. Bu hıza ayak uydurmaya çalışırken o ruhu kaybetmemek, dijitalleşirken 'sıradanlaşmamak' en büyük sınavımız. Kısacası, teknoloji bize kapıları açıyor ama o kapıdan içeri hangi duyguyla gireceğimiz tamamen bizim sanatımıza olan sadakatimize bağlı."

TAKA: Bugünden geleceğe baktığınızda Sedat Keskin’i nasıl bir müzikal yol bekliyor? Dinleyicileriniz yeni dönemde nelerle karşılaşacak, kendinizi hangi yönlerde geliştirmeyi planlıyorsunuz?

SEDAT KESKİN: Bugünden geleceğe baktığımda, kendimi her daim o ilk günkü heyecanını koruyan ama her geçen gün üzerine yeni tuğlalar koyan bir yolcu olarak görüyorum. Benim için müzikal yol, hiçbir zaman sonu gelmeyecek bir gelişim süreci. Dinleyicilerim yeni dönemde; kendi özümüzden kopmadan, daha evrensel tınılarla harmanlanmış ve ruhu olan projelerle karşılaşacaklar. Bir solist olarak, sesimi ve yorumumu daha farklı duygulara nasıl adapte edebilirim, o duyguyu dinleyiciye en saf haliyle nasıl geçirebilirim, bunun üzerine yoğunlaşıyorum. Kendimi vokal teknikleri ve sahne performansım anlamında sürekli yenileyerek, vizyonumu genişletmeyi planlıyorum. En büyük hedefim; yıllar geçse de eskimeyen, insanların hem neşesinde hem de hüznünde yanlarında bulacağı kalıcı bir imza bırakmak. Bizim yolumuz samimiyet yolu, dinleyicilerimle bu yolda yürümeye devam edeceğiz."