ÇAYKUR Genel Müdürü Yusuf Ziya Alim, yaş çay kampanya döneminden mevsimlik işçilerin kadrosuna, kuru çay çatışlarından, yeni projelere kadar bir çok konuyu gündemine aldı
Soğuk Hava şartları çayı geciktirebilir
ÇAYKUR Genel Müdürü Yusuf Ziya Alim, 2026 yaş çay kampanya dönemine her yönüyle hazır olduklarını belirterek , “ÇAYKUR olarak bir önceki yılın kampanyasını kapatırken orada ki atıl kalan süre içerisinde montaj işlemlerine başlıyoruz. Yılsonunda kampanyayı tamamen kapatınca Ocak ayı sonu Şubat başı gibi tekrar sürece başlıyor. Bu sene de Şubat ayında teknik arkadaşlarımızın çoğunu aldık. Bakım onarım işlemleri bitti bitiyor gibi. 15-20 Nisan itibariyle tamamıyla hazır hale geleceğiz. Sadece Fındıklı’da ki fabrikada bir sundurma çalışmamız var. Fabrikanın rahatlığı ve daha iyi çay işleyebilmek için sağlanacak kolaylığa kavuşacak.

25-30 Nisan gibi bitirmiş olacağız. Hava şartları devamlı böyle gitse Mayısın 10’undan önce çay gelebilir ama bu hava şartlarıyla mayısın son haftalarına doğru çayın gelmesini düşünüyoruz. Herhangi bir sıkıntımız şimdilik yok. Kampanyaya hazırız gibi. Geçen sene de söylediğimiz gibi Mayıs ayının birinci sürgününün tamamını almak için yine gün sayıyoruz. Tabii burada önemli olan üreticilerin gerçek üretici anlamında çayı toplayıp satması, çay hasadını ona göre yapması. Çayın hepsini bir gün de hasat edip satayım denirse kapasite ne olursa olsun burada hiç kimsenin dayanabilme şansı olmaz. Çay 24 saatte işlenmesi gerekiyor. O anlamda kırmadan dökmeden bir bayram havası içerisinde hep birlikte bir kampanya geçirebiliriz. Biz her gün üreticilerin yanındayız. Bu yıl da herhangi bir sıkıntı yaşayacağımızı düşünmüyorum”.

GİZLİMİZ SAKLIMIZ YOK. HER ŞEY ORTADA
ÇAYKUR işçilerinin kadro konusuna da değinen Genel Müdür Yusuf Ziya Alim, “İşçilerin kadroya geçirilmesiyle ilgili açıklama herkes yapıyor. Kamuoyuna bunun yansımalarını görüyoruz. Biz isteriz ki yaklaşık 12 bin kişi var hepsi çalışsın. Ama bizim çalışma şartlarımız belli. Her şey ortada gizli saklı bir şeyler yok. Şartlar ne gösteriyorsa ona göre hareket ediyoruz. Böyle bir iş hacminin ve ortamının olmadığı bir yerde nasıl yapılabileceğini farklı yollardan değerlendirmek gerekiyor. Çay bölgemiz için stratejik bir ürün. İnsanlar için değil, ülkemiz için çok önemli bir strateji ürünü. Güvenlik açısından da stratejik bir ürün. Burada yaşayan insanları bu bölgede tutabilmenin en büyük dayanaklarından biri çaydır. İnsanları ekonomik olarak da buraya bağlaması açısından olmazsa olmaz bir üründür. Ama çayın birçok sorunu var ve halen devam ediyor.

Burada 1. Sorun çayın gerçek üretici anlayışının oturmamış olması. Üretici vasfını geri kazandırabilmek gerekiyor. Üreticilik sadece nisan ayında gübre vermek sonra 1,2,3 sürgünlerde çaylığa girmekle üreticilik olmaz. Eski yıllarda bizim çocukluğumuzda bizi bahçeye sokmazlardı. Bahçeye girmeyin, oynamayın… Kırılır, zarar görür anlayışı vardı. Şimdi çocukları bahçeye sokabilme şansımız yok. Sokamıyoruz. Her geçen gün herkes çaylıktan bahçeden uzaklaşıyor. Üreticilik olayı kısmen de olsa yok oldu gibi bir şey var. Çayımızın ne toprağını havalandırmasını yapıyoruz ne gübreyi olması gibi veriyoruz. Biz şubat ve nisan ayları arasında yerel televizyon kanallarında gübrelemeyle ilgili de eğitici programlar veriyoruz ama onun görenler biz bunu zaten biliyoruz deyip önemsemiyor hâlbuki önemli detayları anlatıyoruz ama insanların çoğu kendi bildiği gibi yapmayı tercih ediyor.

Toprağın havalandırması ve gübreleme için çok değerli hocaların bilgilendirmelerinin yer aldığı eğitimler dikkate alınsa üretici için de büyük fayda sağlayacaktır. Üreticilik vasfının tekrar geri kazandırılması gerçekten çok önemli. Gerçekçi anlamda üreticilerin olması gerekiyor. Diğer bir sorunda gençleştirmek için çay budamasında karşımıza çıkıyor. Herkesin kafasında şöyle bir işaret oluyor; çay budanınca ot oluyor bu da bize zorluk oluyor. Evet zorluğu var ama sonuçta kaliteyi arttırmak, gençleştirmek ve tabii ki verimi arttırmak için bu şekilde bu işlemin yapılması gerekiyor. Mesela; işlenen çayın hepsinde bir atık var. Ama bu atıkların bir çoğu zaten atık olarak değerlendirilmiyor. Hepsi çayla karışıp Çay olup bir şekilde piyasaya sürülüyor yüzde 3-4 atık çıkma mecburiyeti var ve bu da normal. Olabilir bir durum. Çıkan bu atıkların resmi bir yere tespit edilip imha edilmesi lazım. Kaliteyi tekrar öne çıkarmak için bunun yapılması lazım. Çay üreticisinin gerçek anlamda geri gelmesi ve özel sektörün biraz daha sağlıklı farklı ürün çıkarabilecek şekilde yenilenmesi ve piyasada farklı alımlar dâhil olmalı. Herkes istediği gibi çay alımı yapamaması lazım. Birisi çay paketi yapabilecek birisi sadece dökme çay yapabilecek gibi bu ayrımların olması gerektiğine inanıyorum. Tüm bu durumlar bu sürecin son durağı yani kanun çalışmalarına geliyor. Artık kanun çalışmaları hazırlanmış, meclise sunulmuş durumda.”
KAR VE ZARAR OLAYI AYRI BİR ŞEY. STOKLARIMIZDA 40 MİLYARLIK ÇAY VAR

Genel müdür Yusuf Ziya Alim, “Çay satışlarında bir terslik yaşamıyoruz. Geçen seneye göre bu sene her bölümde yüzde 5,10, 15 gibi bir artışla devam ediyor. Satışlarda bir sıkıntı yok. Ancak geçen sene 823 bin ton gibi üreticiyi koruma kollama anlamında aldığımız fazlalık çay elimizde fazlalık olarak duruyor. Bunun bir şekilde eritilmesi lazım. Şu an 70-75 bin ton gibi çayımız var. Yaklaşık 15 bin ton da satılsa 50-60 bin ton gibi çayla kampanyaya girmiş olacağız. Fazla değil ama az da değil. Bu satılamadı satış olmadı anlamında düşünmemek lazım. Geçen sene fazla çay almamızdan kaynaklı oldu. Arz talep dengesine göre alınması gererken çayın üzerinde bir alım yaptık ve ister istemez fazlalık oldu. Bunu da bildiğiniz gibi kuru çay satışları 12 ay da geri dönüyor. Ama yaş çay parası mayısta başlıyor Eylülde bitiyor. Bu kısa zaman içerisinde paranın ödenmesi üreticiyi koruma anlamında olduğu için ve peşin verildiği için ister istemez sermaye ona yeterli olmayınca kredi ile bu paralar ödeniyor. Kredi borcu olabiliyor. Ancak şunun altını çizmek gerekiyor. Borç olayı tamamen ayrı bir şey, kar zarar olayı çok ayrı bir şeydir. Sonuçta bizim elimizde ki çayı paraya döktüğünüz zaman yaklaşık 40 milyarlık çayımız var. Diyelim ki15 milyar kredi borcumuz varsa bunun karşılığında 35-40 milyarlık çayımız var. Bugün satabilirsek kuru çayımızı artı 15 milyar karla kapatmış olacağız. Kuru çaya zam konusunda da %10 bir güncelleme yaptık. Bunun geçen sene de yapılması lazımdı. Bir kamu kurumu olarak tüketiciyi üreticiyi koruma anlamında bazı şeyler gecikebiliyor. Depomuzda epeyce bir kuru çay stoku olarak kampanyaya girmemize rağmen birinci sürgünde diyoruz ki çayın tamamını alacağız. Tabii ki bir günde hepsini almayız. 9250 tonluk günlük kapasitemize karşılık, kaldı ki geçen sene 15-16 bin ton yaş çay aldık. Hepsini aldık. Çok acele etmeden toplasak zamana yaysak herkes için daha kolay olacak.”

KAPASİTEMİZİ ARTIRDIK
Göreve geldikten sonra Sümer Çay Fabrikası yapılmıştı ama çay işlemeye henüz başlamadığının altını çizen Yusuf Ziya Alim, “300-350 tonluk artış orada oldu. İkizdere ve Çamlıhemşin Çay Fabrikaları sıfırdan yapıldı. Çamlıhemşin devamlı 150 ton çay işliyor; İkizdere 120-130 tona yakın çay işliyor. 250-280 tona kadar kapasite artışı oldu. Bunun yanında bazı fabrikalarda yenilikler yapılmaya başlandı. Mesela Kemalpaşa’da yeni soldurma yapılarak kapasite artışına gidildi. Bu fabrikanın da gelişmesi sağlandı. Bizim ÇAYKUR olarak kurumumuzda yaptığımız çok şey var. Bize rutin işler gibi gelebiliyor ama normal rutin çalışmalarımızdan AR-GE çalışmalarına kadar durmayan, ilerleyen bir yapıda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Daha önceki yıllarda atıklar devamlı dere kenarlarına dökülüyordu ve ya iyi niyetli olmayan kişilerin eline geçip bir şekilde işlenip çay yapılıyordu. Biz geldiğimizden bugüne hiçbir atığı kurumun dışına çıkarmadık. İlk zamanlarda kurum içerisinde bekletiyorduk. Çürütüp gübre olarak dağıtıyorduk. Hatta bunun bir kısmını da ekonomiye katkı sunması açısından parayla satıyorduk. Daha sonra organize sanayide ekstrat ünitesi yapılınca atıkları orada toplayıp ekstratını aldık geri kalan pelet yaparak yakacak olarak kullanılmasını sağladık.

Şu an çay atıklarından bayağı pelet yapılıp satılıyor. Belediyeye verdiğimiz bir miktar atıktan da Rize Belediyesi mangal kömürü yapıyor. Bunların hepsi ekonomiye kazandırılıyor. Yine atıklardan kokopit denilen, topraksız tarım alanlarında kullanılan ve yurtdışından gelen ve dolar ile alınan bu ürünün üzerine çalışmalar yaptık. Çay araştırmaları enstitüsünde yapılan çalışmalarda da deneyimleyerek çay atıklarından yapılan kokopitin iyi sonuçlar verdiğini gördük. Bu çalışmalar sonunda kokopit yerine Çaykopit diyerek ve isim patentini de alarak farklı bir ürün elde etmiş olduk. Torf yerine geçebilecek ve ondan da daha değerli bir ürün elde ediliyor. Üniversitelerde yapılan araştırmalarda da bu ispatlanmış durumdadır. Buna benzer irili ufaklı pek çok şey var. Paketlemenin üzerinde yer hazırdı ama yapılamamıştı. Güneş enerjisi anlamında 8 bin metre karelik güneş enerjisini finans durumu iyi olmadığı için de yap işlet devret modeliyle hayata geçirmeyi planlıyoruz. Bu olursa 8 bin metrekarelik bir güneş enerjisi santralini kuruma kazandırmış olacağız. Atıl duran çatıyı değerlendirmiş olacağız. Sayın Valimizin arazi konusunda destek vermesiyle Erzurum’da bir yer bulup orada daha büyük bir güneş enerjisi sağlayıp onun da kuruma büyük bir katkısı olacağını düşünüyoruz.”

ÇAYKUR SU SATIŞLARIMIZ ÇOK İYİ GİDİYOR
Yusuf Ziya Alım, “Su konusu da var olan bir tesisti ve farklı bir markada dolum yapılıyordu. Su oldukça kaliteli bir içme suyu. Biz de kurum olarak ÇAYKUR adıyla bu suyu piyasaya çıkaralım dedik. Damacana su ile başladık ve çıkar çıkmaz boş kalmıyor. Yüzde 90’ı İstanbul, Ankara olarak satılıyor. Hem reklam oluyor hem ÇAYKUR markası öne çıkıyor. Hızlı büyüyen bir alan oldu. Geçen sene yıl içinde sattığımız damacana suyu bu yıl Ocak ayı içinde sattık. Şimdi cam şişede su satışı olayı var. İhracata dayalı bir ürün çıkarmayı istiyoruz. Katar ve Dubai’de bayimiz hazırlandı. 15 gün içerisinde ilk sevkiyatımız gidecek. Türkiye içerisinde de dağıtım çalışmalar devam ediyor. Bardak su makinası kuruluyor o da yapılınca daha hızlı dağıtım olacak. Didi bu aralar ortama 100 milyon litre gibi bir satış payında kalıyordu. Geçen sene 150 milyon litreye ulaşmıştı. Bayağı büyüdü. Bu sene hedefimiz 200 milyon litreye çıkarmak. Yurtdışı bayilikleri de arttırdık. Bu sene daha da iyi olacak. Çayı tadı için de kokusu içinde dinlenmek içinde dostluk içinde içenler var… çay çok farklı bir şey. Bugüne kadar hiç bozulmamış herkesin ortak içeceği olmuş ayrıca MÖ 2000’lere giden bir tarihi var. Değişmeyen bir içecek olarak hayatımızda. Çay herkesin ortak içeceği. ÇAYKUR’un 80 ana markası var, onlarında alt kırımlarıyla 120 çıkan bir marka çeşitliliğimiz var. Tabii bunun yanında yeşil çaydan helva üreterek antioksidan açısından zengin olan yeşil çayı içemeyenler için ayrı bir seçenek sunmuş olduk”.

ÇAY MUZESİ PROJEMİÇ İÇİN ÇALIŞIYORUZ
Yusuf Ziya Alım, “Çay rekoltesiyle ilgili olarak genelde her yıl söylediğimiz miktarı tutturabiliyoruz. Her geçen gün yeni yeni çay bahçeleri ilave oluyor ama buna rağmen eksilmelerde olabilir. 1 milyon 300 ile 1 milyon 400 arasında gidip geliyor. Bu sene ki hava şartları böyle gider farklı bir durum olmazsa, terslik olmazsa yine genel ortalama 1 milyon 350 civarında olabileceğini hatta üzerine de çıkabileceğimizi söyleyebilirim. Ülkemizin bölgemizin menfaatleri dikkate alındığı zaman İyidere’de ki paketleme fabrikasının durumu için yani taşınması hususunda biz yok demeyiz. Çünkü bölgenin menfaatinde taşınması gerekiyorsa biz hayır taşınmayız asla buradan çıkmayız diyecek halimiz yok. Bu bir ekonomik durumdur. Geniş açıdan değerlendirmek gerekiyor. Biz uyum sağlanacak konulara karşı gelmeyiz. Normalde kar toprağa yağdığı zaman damla damla düştüğü için toprağı havalandırma özelliği oluyor. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesin desteğiyle Ziraat Bahçesinin arka tarafında orada 5-6 dönümlük alan da Çay Müzesinin yapılması düşünüyoruz. Hazırlıklarımız devam ediyor. İçerisine minik bir uygulama fabrikası da koyalım. Tarihten bugüne kadar süregelecek, sadece Türkiye sınırları içerisinde değil, dünya çapında değerlendirmelerle bir çalışma yapılacak. Türkiye’den ve yurtdışından herkesin gelip görmek isteyeceği bir müze olma fikri bizi çok heyecanlandırıyor. Bunun için acele etmeden gerçekten bunu Rize’nin bir markası yapacak değerde bir müze olmasını istiyoruz. Çayda bakımından satışına kadar eskiye gidilmesi gerekiyor. Çay bizim hepimizin ve gelecek nesillere sağlıklı taşınabilmesi için bugünden ne gerekiyorsa yapılması şart. Yeniliklere açık olup, kuruma zarar veren şeyleri düzelterek bu kurumun bu çay ekonomisini, üreticisini koruyan bir çatı olduğunu bilerek ilelebet yaşaması gerekiyor. bu bölgeyi ayakta tutan ve hala alternatifi olmayan çaydır. Likapa, aronya gibi başka tarımsal ürünler yetiştirilmeye başlansa da yine çay ilk sırada yerini koruyacaktır.”