Mevlana, “Sevgiden acılar tatlılaşır; sevgi yüzünden bakırlar altın olur.” diyor. Ve devam ediyor: Sevgiden ölü dirilir; sevgi yüzünden padişah kul kesilir.
 İnsanın hamurunda sevgi var… Ama bu sevginin yeşertilip, insanın kişiliğinin bir parçası haline getirilmesi gerekir. Ama bu iş zordur. Sevgi öncelikle ailede hayat bulur. Aile sevginin gizemli gücü ile kurulur ve ailenin uzun ömürlü olması sevgi sayesinde olabilir. Sevginin olmadığı ailenin ömrü kısa olur.

Dünyaya yeni gelen insan yavrusunun hayat iksiri sevgidir. Bu iksirin eksik olduğu aile ortamında dünyaya gelen çocuk, gelecekte sevgisiz yaşamayı bir yaşam biçimi haline getirir. Sevgisizliğin olduğu yerde şiddetin olması doğaldır. Büyüdüğünde ailenin yanında okulun da çocuğun hayatında önemli bir yer edindiğini biliyoruz. Yani aileden sonra okulda, çocuk sevgi ile hayatının sürdürmek ister. Yani okul da sevginin yaşandığı bir mekân olmalıdır. Sevginin yaşandığı okul ve sınıf ortamında yetişen bireyler kişilikli insanlar olmaya müsaittirler. Sevgiden yoksun yetişen bireylerin kişilik ve karakter sorunu yaşadıklarını görmek için fazla araştırma yapmaya gerek yok. Gözünü kırpmadan beraber yaşadığı insanları öldüren insanın kişilikli, karakterli olduğunu kimse iddia edemez. Gözünü kırpmadan kendi ile birlikte yüzlerce kişiyi de öldüren kişinin kişilikli ve karakterli, yani “eğitimli” olduğunu söylemek boş bir laftır. Toplumun “eğitimli” olması, tek tek toplumu oluşturan bireylerin eğitimli olmaları ile mümkündür. “Eğitimli insan” olmak da eğitim marifetiyle mümkün olabilir. İnsan yetiştirme ile ilgili bütün sorunların, “insan yetiştirme düzeni” olan eğitim sisteminin iyi işleyip işlememesinden kaynaklandığını söylemek gerçeği ifade etmektir. İyi eğitemediğimiz kişiler, toplumda sevgisizliğin temel kaynağı olmaya adaydırlar. Sevginin içsellenmediği kişiliklerde şiddet, kişiliğin doğal bir parçası haline gelir.

Sevginin olduğu toplumlarda acılar olmaz, olsa da sevgi bu acıları tatlılaştırır. O zaman akla şu soru gelir: “Sevgi öğrenilebilir mi?” Evet sevgi öğrenilebilir. Ailede bir yaşam biçimi haline getirilmiş sevgiden sevgi öğrenilebilir. Aynı şekilde okulda ve sınıfta bir yaşam biçimi haline getirilmiş sevgiden sevgi rahatlıkla öğrenilebilir. Burada bütün sorumluluk yine ebevenler ve öğretmenlere düşüyor. Öğretmenler sorumluluğu aileye, aile okula attığını da biliyoruz. Ama sevginin öğrenilmesi ve öğretilmesi konusunda hepimiz, ana-baba, öğretmen, eğitimci ve akademisyenler, sorumluyuz!.. Hepimizin bu konudaki sorumluluğu paylaşması, yetişmekte olan çocuklarımızın sevgi ile kişilik kazanmalarına katkı yapabilir. Çocuklarımıza sevgiyi öğretmekten başka bir çıkar yolumuz yoktur. Sevgisiz toplumların acılarla yaşamak zorunda olduğunu biliyoruz.
Sevgi öğrenilebilir. Yeter ki çocuklarımıza sevgi dolu eğitim ortamları sunabilelim. Hem ailede hem de okulda sevginin egemen olması, çocukların sevgiyi öğrenmelerine fırsat verir. Böylece sevgiden tatlılaşacak acılar ailede ve okulda artık sorun olmaktan çıkacaktır. Çünkü sevgiden acılar tatlılaşır…

Maddi kalkınma unsurlarının istenilen düzeyde olması güzeldir, ama sevginin öğrenilmediği okulların ve eğitimin yokluğu, geleceğimizin güzelliğine gölge düşürür. Ekonomik kalkınmada elde edilen gelişmeler, ne yazık ki, eğitimde elde edilemedi. Eğitimle sevgiyi ve karakterli insan olmayı öğretmede maalesef sınıfta kaldık. Bu alanda sınıfta kalmak, maddi kalkınma alanında sınıfta kalmaktan çok da vahim sonuçlar doğurur. Öyleyse eğitime yeni bir bakış açısıyla yaklaşmak ve yetişmekte olan çocuk ve gençlerimizin sevgi dolu yetişmeleri için gerekli çareler düşünülmelidir. Yoksa daha çok sınıfta kalmaya mahkum olacağız demektir…