Nurettin Topçu’ya göre; “Bir memlekette ticaret ve alış veriş tarzı bozuksa, bundan öğretmen sorumludur. Siyaset, milli tarihin çizdiği yoldan ayrılmış, milletin tarihi karakterini kaybetmişse, bundan sorumlu olan yine öğretmendir. Gençlik avare ve dâvâsız, aileler otoritesiz ise, bundan da öğretmen sorumludur. Memurlar rüşvetçi, sorumlu makamlar iltimasçı iseler, öğretmenin utanması gerekir. Din hayatı, bir riya veya taklit merasimi haline gelerek vicdanlar sahipsiz ve sultansız kalmışsa, bunun da sorumlusu öğretmendir. Yüreklerin merhametsizliğinden, hislerin bayağılığından ve iradelerin gevşekliğinden bir sorumlu aranırsa o da öğretmendir. Yalnız kaldığımız yerde, yalnızlığımızın sorumlusu o, imanların zayıfladığı devirlerde bu gevşemenin sorumlusu yine öğretmendir(*)”
Bu ifadelerin altına imza atmayacak bir eğitimci olduğunu sanmıyoruz. Bu açıklamalar günümüzde aynen toplumumuzu anlatıyor, maalesef…Ancak bu ifadelere daha başka açıklamalar da eklenmelidir.
Mesela, darbeye kalkışan askerin sorumlusu da öğretmedir. Halkına, halkın silahını doğrultup, insanların ölmesine sebep olanın sorumlusu da öğretmendir. Demokrasiyi kendi çıkarları için “kutsal” kabul edenin de sorumlusu öğretmendir. Toplumu biz ve “ötekiler” biçiminde sınıflandıranın da sorumlusu öğretmendir. Toplumu ötekileştirerek, kendini “beyaz” vatandaş konumuna getirmeye çalışanların da sorumlusu öğretmendir. Toplumun gelmiş olduğu noktada, iyisiyle, kötüsüyle tek sorumlu öğretmendir.
Ama biz öğretmenler, öğretmenliğin ne kadar kutsal(!) olduğunu anlatırken, “Öğretmenlik kutsal bir görevdir, Cumhurbaşkanı’nı bile biz öğretmenler yetiştirmiyor muyuz?” biçiminde konuşmuyor muyuz? Güzel de, darbeci askeri, darbesever vatandaşı da biz öğretmenler yetiştirdiğimizi unutuyoruz.
İskender şöyle demiş: “Babam, beni gökten yere indirdi. Hocam da beni yerden göğe yükseltti.” Demek ki, öğretmen, insanı yerden göğe çıkarma misyonuna sahiptir. Bu misyonun yerine getirilmediği durumlarda, öğretmenin sorumluluğunu ihmal etmiş olur. Bugün ülkemizdeki manzara, bunu çok iyi bir biçimde bu ortaya koymaktadır.
Son olaylar üzerine herkes başını elleri arasına alıp düşünmelidir: “Ben nerede hata yaptım? Kimse kimseyi suçlamadan, herkes kendine düşen payı almalı ve önümüze daha bir sağlam basmak için ne yapabileceğimizi düşünmeliyiz. Bu eyleme en çok da biz öğretmenler yapmalıyız.
“İnsan yetiştirme düzenimiz” olan Türk Eğitim Sistemi, “ülke davası” olarak düşünülmedikçe, yanlış yapmaya devam edeceğimizi söylemek kehanet olmasa gerek… Ülkeyi idare edenlerin eğitimi “ülke davası” olarak yeniden ele almayı milli bir görev kabul etmeleri şarttır.
Halkın demokrasiye sahip çıkışı bizi ne kadar mutlu ettiyse, bu kalkışmayı yapanların, bu kadar cüretçe davranmaları da, bütün bir milleti o kadar üzmüştür.
“Bir musibet, bin nasihatten evlâdır.” atasözü, bugünkü yaşananlarla ilgili olarak değerlendirilirse, bu olumsuzluğu avantaja çevirebiliriz.
Öğretmenler olarak yaptığımız iş üzerinde düşünme fırsatı bulabilirsek, bu olayları avantaja çevirmiş olabiliriz.
Allah bu millete bir daha “darbe” yaşatmasın, demekten başka da söyleyecek söz bulamıyoruz…
(*) Nurettin Topçu. Türkiye’nin Maarif Davası, İstanbul: Dergah yayınları, 7. Baskı, 2011
(*) Nurettin Topçu. Türkiye’nin Maarif Davası, İstanbul: Dergah yayınları, 7. Baskı, 2011