“Türkiye’de Sessiz Ölümler: Kalp krizi mi? Uyuşturucu mu? Son zamanlarda nereye baksak aynı haberle karşılaşıyoruz. Ani kalp krizi.. Genç yaşta ölüm..
Sosyal medyada, haber sitelerinde hatta yakın çevremizde:
“Gencecik insan ani kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.”
Henüz 20’li yaşlarında.. yada daha 30’lu yaşlarındaydı.. Daha dün beraberdik..
Ve ardından gelen o kısa, sorgulanmayan cümle;
“Kalp krizi”
İnsan ister istemez durup düşünüyor:
Gerçekten bu kadar çok mu kalp krizi oluyor?
Yoksa biz bir şeyleri eksik mi görüyoruz?
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Gerçekten kalp mi duruyor…
Yoksa biz gerçeği konuşmaktan mı kaçınıyoruz.?
Çünkü bazı ölümler vardır..
Sebebi yazılmaz ama herkes bilir..
İşte o gerçek konuşulmadıkça sessizce büyümeye devam eder.
Evet, kalp durunca ölüm oluyor; ama kalbin neden durduğu ancak yapılacak otopsiyle belirlenebiliyor.
Peki, kaç kişi kalp krizinin nedeninin araştırılmasını istiyor?
Uyuşturucunun uzun vadedeki zararları bir tarafa maddenin alımından dakikalar-saatler içinde ortaya çıkan akut etkileri var. Yılları beklemiyor, dakikalar içinde hayatları söndürüyor.
Sentetik uyuşturucuların alımıyla birlikte kişide, beyin-bilinç bulanıklığı ve panikle birlikte halüsinasyonlar başlar, kalp kontrolsüzce hızlanır ya da aniden durur, tansiyon fırlar beyin kanaması olur ya da tansiyon çöker, nefes yavaşlar ve kesilir, beden oksijensiz kalır…
Yani uyuşturucu, kısa vadede ölümle yüzleştiren ve çoğu zaman ikinci bir şans bırakmayan bir zehir..
Peki, bilimin söylediği bu etkilerin varlığını bile bile bu ani ölümleri neden normalleştirip, bu büyük toplumsal sorunu görmezden geliyoruz.
Türkiye’nin son yıllık verileri, uyuşturucu kullanımının ölümlerde bariz artışla birlikte genç nüfusu hedef aldığını gösteriyor. Artan ölüm sayıları, çoklu madde vakaları, uyuşturucu olaylarına müdahale sayısı ve tedavi başvuruları, meselenin artık sadece bireysel suç ya da sağlık konusu olmadığını; toplumsal ve sistemik düzeyde derin etkiler yarattığını ortaya koyuyor.
Türkiye Narkotik Dairesinin 198 sayfalık raporuna göre, 2024 yılında Türkiye’de doğrudan uyuşturucu kaynaklı ölüm sayısının 427 olduğu ve bir önceki yıla göre %43 arttı.
Üstelik ölümlerin büyük çoğunluğu 30 yaş altındaki gençleri kapsıyor ve ne yazık ki aralarında 18 yaş altı çocuklar da bulunuyor.
Tabloya bir de asayiş verileriyle bakalım.
Türkiye’de uyuşturucu suçlarına dair tabloya baktığımızda bir artıştan çok sıçrama var.
2016 yılında 81 bin, 2018 yılında 144 bin 2021 yılında 215 bin 2022 yılında 246 bin olay ve 313 bin şüpheli uyuşturucu kapsamında kullanıcı ya da satıcı olarak kayıtlara geçti.
2024 de bu rakam 250 binin üzerine çıkarken sadece Mart ayında 11 bin olay ve 16 bin şüpheli hakkında uyuşturucudan işlem yapıldı.
Bir ülkede bir ayda 11 bin uyuşturucu olayı yaşanıyor ve aynı ayda 16 binden fazla kişi bu suçtan yakalanıyorsa orada mesele sadece uyuşturucu meselesi değil, ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu toplumsal krizidir.
Ani ölüm artışlarıyla asayiş artışlarını yan yana koyduğumuzda bu iki gerçeğin aynı paralelde büyümesi bir tesadüf değil..
Türkiye’de suç haritasının merkezine artık uyuşturucu yerleşmiş durumda. Ve uyuşturucu suçları ülkemizde yüksek seviyede kalıcı hale gelmiştir.
Türkiye coğrafi konumu itibariyle ticarette yüzyıllardır Asya, Avrupa ve Ortadoğu arasındaki köprü konumunda olmasından dolayı AB ve BM Türkiye’yi ana transit ülke olarak tanımlıyor.
Peki, kilit noktadaki Türkiye hala geçiş ülkesi mi diye sorduğumuzda; uyuşturucu kullanımındaki artış ile birlikte ülkemizin artık sadece bir geçiş koridoru değil, uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı ile yerel kullanımın kesiştiği, gençleri ve toplumu doğrudan tehdit eden bir risk bölgesi haline geldiği görülüyor.
Bu noktada yapılan torbacı ve içici operasyonlarını bir başarı hikâyesi olarak anlatmak gerçekle bağı koparmak demektir.
Uyuşturucu artık sokakta, okul önünde, mahalle arasında, gençlerin cebinde bu kadar yaygın bir yapıdaysa bu sadece suç örgütlerinin başarısı olamaz.
Bugün piyasada sentetik uyuşturucular, metamfetaminler ucuz ve ölümcül maddeler hızla yayılıyor.
Bu gün piyasada halk arasında met, kristal yada buz olarak isimlendirilen kimyasal uyuşturucu Metamfetamin, yine halk arasında bonzai olarak bilinen kimyasal uyuşturucular artık daha ucuz, daha erişilebilir ve çok daha ölümcül…
Resmi verilerde kullanım yaşı olarak gösterilse de gerçekte 12-13 yaşlara inen uyuşturucu kullanımı tek başına ulusal bir seferberlik sebebi olmalı.
Bir ülke gençliğini kaybederken geleceğini de kaybediyor demektir ve bu çok büyük bir ‘Beka’ meselesidir.
Sadece yakala, tutukla açıklama yap ile bu sorun çözülmez.
Neden her yıl artıyor? Neden yaş düşüyor? Neden sokak bu kadar erişilebilir?
Bu soruların cevabı verilmeden yapılan her açıklama sadece rutin bilgilendirmedir.
Uyuşturucu artık:
Bir suç başlığı değil..
Bir güvenlik açığı değil…
Bir yönetim krizidir.
Ve eğer bu tablo değişmezse kaybedilen sadece bağımlılar olmayacak.
Bir ülkenin gençliği…
Bir ülkenin toplumsal dengesi…
Vee bir ülkenin geleceği…
Göz göre göre kaybedilecek…
Görüşmek üzere..