22 Mayıs tarihi AK Parti için artık yeni bir tarihin başlangıcı.
Başbakan Davutoğlu milletvekili olarak görevine devam edecek.
Bu gelişmenin ardından muhalefet kanadında ‘emanetçi–atanan başbakan’ algısını daha da güçlendirecektir kuşkusuz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bundan rahatsızlık duyduğunu sanmıyoruz.
Aksine AK Parti’de kuran, büyüten, iktidardan iktidara koşturan, tabuları ezen tek ismin kendisi olduğunu imajını daha güçlü şekilde kabul ettirmek istiyor.
Siyasetin gayet tabi kendine göre kuralları, kaideleri var. Burada, kimin haklı kimin haksız olduğu ikinci derecede önemli.
Önemli olan gemiyi karaya oturtmadan, ileriye, daha ileriye götürebilme sanatı, cesareti ve liderlik karizması.
Erdoğan’ın başarısının önemli unsurlarından bir kaçı bunlar.
Siyasetteki yolculukta eninde sonunda bir kavşak noktası geliyor.
Abdullah Gül, Bülent Arınç hep kavşaklarda ayrıldılar.
Başbakan Davutoğlu MYK toplantısı sonrası “bir muhasebe yapma zarureti hissettim” demişti.
‘Sayın Cumhurbaşkanı ‘Güçlü Cumhurbaşkanı, Güçlü Başbakan dönemi başladı’ dedi. Emanetçi başbakan istemedi. Ben de koltuğun hakkını vermek istedim” ifadeleri, kendisi açısından meseleyi izah ediyor.
İkincisi, şu anda terörle mücadelede, Paralel Devlet Yapılanması ile mücadelede, yeni bir anayasa ve Başkanlık Sistemi’ne geçilmesinde tereddüt oluşturmamak.
Sn. Davutoğlu’nun bizzat şahsı ile ilgili değil ama Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu süreçte bir yol kazası endişesi taşımasaydı Davutoğlu ayrılığı olmazdı.
AK Parti tabanı ve yöneticileri, Erdoğan’ın liderliğine güveniyor.
Dünkü yazımda neden bu aşamaya gelindi bazı başlıklar açmıştım.
Bu konuyla ilgili bir hayli yorumlar yapıldı.
Aslında devamı var şöyle ki:
Erdoğan'ın rızası alınmadan Dolmabahçe açıklamasının yapılması ve ardından gelen Öcalan'la görüşecek İzleme Komitesi girişimi.
Milletvekili aday listeleri hazırlanırken istişareden kaçınılması.
7 Haziran seçimlerine gidilirken Başkanlık sisteminin birkaç cümle hariç hiç savunulmayarak Erdoğan'ın şahsi meselesi gibi gösterilmesi.
Ekonomi yönetiminde 'faizci' anlayışa aykırı bir paradigma geliştirilmesine uzun süre direnilmesi.
AB ile Schengen süreci, sanki Erdoğan'ın Başbakanlığında 2013'te başlamamış gibi 'mültecileri al, Schengen'i ver' şeklinde formüle edilen bir pazarlık görüntüsünün verilmesi.
AB ile yakınlaşırken, Avrupa Parlamentosu Başkanı Schulz'un 'muhatabımız Erdoğan değil, Davutoğlu'dur' açıklamasında olduğu gibi 'arayı açacak' söylemlere hiç itiraz edilmemiş olması.
Valiler Kararnamesi'nin tercih farklılıkları yüzünden aylarca ertelenmesi; bazı bakanların müsteşar atamasına bile izin verilmemesi;
Ankara'ya Emniyet Müdürü atanmasının gecikmesiyle ayyuka çıkan atama krizleri, vb.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu süreçten sonra eli daha rahat.
22 Mayıs’tan sonra Başkanlık sistemi belki hukuken olmasa da fiilen işleme girecek.
Başbakanın daha pasifize olduğu Cumhurbaşkanının kamuoyunu tek başına yönlendirdiği bir sürece tanık edeceğiz diyebiliriz.
Başbakan, liderlik rolünden çalmayacak.
Cumhurbaşkanı ile her konuda uzlaşma içinde olacak.
AK Parti’de bir kırılma olacağını bekleyemeyiz.
Erdoğan’ın liderliği sürdüğü sürece AK Parti’de gidenin yeri her zaman dolacak
Çok Okunanlar
Fındık üreticileri ve tüccarlar, yeni haftaya temkinli bir başlangıç yaptı? Ordu, Giresun, Sakarya Fındık Kaç TL?
Safacan Konuksever’den Fatih Tekke’ye Final Öncesi Çok Sert Eleştiriler
Halil Umut Meler’in Türkiye Kupası Finalindeki Kart Krizi Gündem Oldu
Samsunspor’da Zeki Yavru Krizi Taraftar Yönetimi Sert Şekilde Eleştirmeye Başladı
Trabzonspor’da Kupa Finali Öncesi Olaigbe Krizi! Konyaspor İddiası Gündem Yarattı
Jose Mourinho’nun Benfica Performansı Beşiktaş’a Milyonlar Kaybettirdi