İngiltere Merkez Bankası binasının yaklaşık %40’ı yer altında bulunuyor. 12 ayrı kasadan oluşan bu kompleks, Avrupa’nın en büyük altın depolama tesisi olarak biliniyor. Tesisteki her bir külçe, standart 400 troy ons (yaklaşık 12-13 kg) ağırlığında olup özel seri numaraları ve barkodlarla takip ediliyor. İlginç olan ise, bu devasa miktardaki altının sadece 300 tondan biraz fazlası İngiltere’ye ait. Geri kalan devasa miktar, güvenli liman arayan diğer 60 ülkenin merkez bankalarına ait rezervlerden oluşuyor.

Jeopolitik Krizler ve Altının Güvenli Liman Rolü

Bu kasalar sadece ticari birer depo değil, aynı zamanda diplomatik satranç tahtasının bir parçası. Venezuela’nın altın rezervlerini geri alma mücadelesi veya Rusya-Ukrayna savaşı sonrası G7 ülkelerinin varlıklara el koyma kararları, Londra’nın "güvenli liman" imajını tartışmaya açtı. Ancak İngiltere, hukuki altyapısı ve yüzyıllara dayanan finansal geleneği sayesinde hala küresel ticaretin merkezi konumunda. Birçok ülke, fiziksel altını taşımak yerine sadece mülkiyet kaydını değiştirerek işlemlerini bu kasalar üzerinden yürütmeyi tercih ediyor.

Londra’da Korkutan Tablo: Kızamık Salgını Okulları Teslim Aldı!
Londra’da Korkutan Tablo: Kızamık Salgını Okulları Teslim Aldı!
İçeriği Görüntüle

Gordon Brown’ın Satışı ve Trump Etkisi

İngiltere'nin altın serüveni her zaman kazançlı olmadı. 1990’ların sonunda dönemin Maliye Bakanı Gordon Brown’ın ons başına 275 dolardan yaptığı satış, bugünün 5 bin dolara yaklaşan altın fiyatlarıyla kıyaslandığında yaklaşık 47 milyar dolarlık bir fırsat maliyeti doğurdu. Yakın zamanda ise Donald Trump’ın gümrük vergisi politikaları endişesiyle, Londra’dan ABD’ye büyük bir fiziksel altın akışı yaşandı. Bu yoğun talep, sadece tek bir giriş kapısı olan kasanın lojistik limitlerini zorlayarak tarihe geçen bir sevkiyat trafiğine neden oldu.poli

Kaynak: NTV