Nemrut'u öldüren sinek,

Peygamberi koruyan örümcek

İbrahim’in ateşine bir damla su taşıyan karınca;

Sahip oldukları güce değil,

Umutlarına tutundular.

Yeter ki umudun olsun.

Evet, insan bazen kendini çok zayıf, güçsüz hatta küçük hisseder,
Sesinin duyulmadığını, gücünün yetmediğini, kalabalıklar arasında yok sayıldığını düşünür.
İşte tam o anlarda insanın kalbiyle kavgası başlar.
“Ben kimim ki?” der.
“Benim ne gücüm var?” diye sorar.

Oysa tarih, gücüyle övünenlerin değil, umuduna tutunanların hikâyesiyle doludur.

Evet, Nemrut’u öldüren sadece bir sinekti…
Ne kılıcı vardı ne de ordusu.
Ama zalimin kibriyle birleşen küçücük bir varlık, koskoca saltanatı yerle bir etmeye yetiyor işte.
Çünkü zulüm, en küçük umuda bile dayanamaz.

Peygamberimiz Hz. Muhammed’i (S.A.V) koruyan ise bir örümcekti…
İncecik bir ağ…
Bir rüzgârda savrulacak kadar narin.
Ama o ağ, bir ümmetin kaderini örmeye yetti.
Çünkü Allah, gücü büyük olanda değil, niyeti temiz olanda tecelli eder.

Ya İbrahim aleyhiselamın ateşine su taşıyan o karınca…
Ateşi söndüremeyeceğini biliyordu.
Ama safını biliyordu.
“Tarafım belli olsun yeter” diyordu.
Çünkü mesele sonucu değiştirmek değil, hakikatin yanında durabilmektir.

Bu üç hikâye bize şunu öğretiyor, en azından bana.
Mucizeler kaslarda değil, kalplerde başlar.
İnanç, bedenin büyüklüğüyle değil, yüreğin derinliğiyle ölçülür.

Bugün insanlar çaresizlikten yoruluyor.
Geçim derdi, adaletsizlik, yalnızlık, umutsuzluk…
Herkesin omzunda görünmeyen bir yük var.
Ve herkes, sessizce “dayanamayacağım” dediği bir noktaya geliyor.

Ama tam da orada durup şunu sormalıyız kendimize
Umudunu kaybettin mi, yoksa sadece yoruldun mu?

Çünkü yorulan insan dinlenir.
Ama umudunu kaybeden insan çöker.

Allah, sineği Nemrut’a gönderdi.
Örümceği peygamberine siper etti.
Karıncayı ateşe karşı yürüttü.
Hepsinde ortak olan tek şey vardı;
Umut.

Kimse onlara “başaracaksınız” demedi.
Kimse alkışlamadı.
Kimse görmedi belki…
Ama Allah gördü.

Bugün sen de küçük hissedebilirsin.
Yalnız, çaresiz, güçsüz…
Ama unutma;
Dünya, “benim gücüm yetmez” diyenlerle değil,
“Elimden gelen bu” diyerek yürüyenlerle değişti.

Belki ateşi söndüremezsin,
Ama safını belli edersin.
Belki zalimi deviremezsin,
Ama zulme boyun eğmezsin.
Belki dünyayı kurtaramazsın,
Ama kendini kaybetmezsin.

Ve bazen en büyük zafer budur.

Sahip oldukları güç değildi,
Tutundukları umuttu.

Yeter ki umudun olsun…
Gerisi, vakti gelince yolunu bulur.