Türk futbolunun hafızasında bazı anlar vardır ki üzerinden yıllar geçse de değeri eksilmez, aksine daha da büyür.
İşte 2002 yılı, tam olarak böyle bir milattır.
O günleri yaşayanlar bilir; sadece bir futbol başarısı değil, bir milletin yeniden kendine inanma hikâyesiydi bu.
O başarının mimarı olan Şenol Güneş ise o günlerde sadece rakiplerle değil, kendi içimizdeki güvensizlikle de mücadele ediyordu.
Şenol Güneş, 2002 Dünya Kupası üçüncülüğü sonrası Türk medyasına ve kendisine yönelik eleştirilere sert çıkarak, "Türküm, adamım, Trabzonluyum" diyerek duruşunu vurgulamış, başarının görmezden gelinmesine tepki göstermiş, oyuncularına hakaret edildiğini belirterek "Bizi överken yanlış yola itenlerden korkun" diyerek manidar bir uyarıda bulunmuştu.
“Türküm, adamım, Trabzonluyum” çıkışı, aslında bir teknik direktörün öfkesinden öte, bir karakter beyanıydı.
"Başarıya inanmayan çok insan vardı. Kendi medyamızla uğraştık.3. olduk bazıları bizi yok saydı. Sizi yok sayan insanları bilin, çünkü bunu kasıtlı yapıyorlar" sözleriyle içten gelen eleştirilere dikkat çekti.
Çünkü o günlerde bile bu başarıyı küçümseyenler vardı.
Oysa o bir milattı.
Dünya üçüncüsü olmuş bir takımı görmezden gelenler, eleştiri adı altında değersizleştirmeye çalışanlar…
Güneş’in “Sizi yok sayan insanları bilin” sözü, işte tam da bu zihniyete karşı söylenmişti.
Aradan yıllar geçti.
Ve ne oldu?
Türkiye, o büyük başarının ardından uzun süre FIFA Dünya Kupası sahnesinde yer bulamadı. 48 yıl sonra gidilen turnuvanın ardından, bir daha o seviyeye ulaşmanın ne kadar zor olduğu acı bir şekilde görüldü.
İşte o zaman anlaşıldı 2002’nin kıymeti…
Şenol Güneş’in 2002 yılında söylediği “Bu başarının kıymetini 20 yıl sonra anlayacaklar” sözü, bugün adeta bir kehanet gibi önümüzde duruyor.
Demek ki mesele sadece kazanmak değilmiş.
Mesele, o başarıyı anlayabilmekmiş.
Bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki; o kadro, o ruh, o birliktelik kolay oluşmuyor.
O başarıda sadece teknik değil, karakter vardı.
Saha içinde mücadele eden futbolcular kadar, kenarda dimdik duran bir lider vardı.
Ve bir gerçek daha var,
Türkiye’nin Dünya Kupası’na katıldığı üç dönemde de futbolun başında Trabzonlu isimlerin olması tesadüf değildir.
1954 yılında Hasan Saka
2002 yılında Haluk Ulusoy
2026 yılında da İbrahim Hacıosmanoğlu
2002 yılında Dünya Üçüncüsü Takımın patronu da Şenol Güneş’tir.
Bu şehir futbolu sadece oynamaz, yaşar.
Ruhuna işler.
Bugün 2026 için yeniden umut konuşuluyorsa, bu biraz da 2002’nin bıraktığı miras sayesindedir.
Evet, belki o gün bazıları görmedi,
Belki bazıları görmek istemedi,
Ama gerçek değişmedi.
2002, Türk futbolunun zirvesidir.
Ve o zirvenin adı da nettir.
Şenol Güneş.
Şimdi yeni bir hikâye yazılacaksa, o ruhu yeniden hatırlamak şart.
Çünkü başarı önce inanmakla başlar.
Ve bu millet, inandığında neler yapabileceğini zaten bir kez gösterdi.
Çekemeyenlere kapak olsun.