Trabzon, tarih boyunca yalnızca siyasi, askerî ve ticari kimliğiyle değil, yetiştirdiği sanatçılarla da adından söz ettirmiş bir şehirdir. Bu topraklar, kimi zaman kalemiyle, kimi zaman sesiyle, kimi zaman da sazıyla gönüllerde taht kuran nice sanatkârlar yetiştirmiştir. Özellikle halk müziği alanında Trabzon, adeta tükenmez bir sanatçı membaıdır.
Baba Salim gibi halkın bağrından çıkan kemençenin sesiyle yaylaların coşkusunu, denizin hırçınlığını ve Karadeniz insanının ruhunu notalara döken sanatçılar arasında öyle biri vardır ki, adı ilk duyulduğunda insanı şaşırtır. Ancak hikâyesini öğrendiğinizde yüzünüzde bir tebessüm bırakır: Piçoğlu Osman!
Bir insan düşünün… Adını bir küfürden almış ama o adı Karadeniz'in müzik tarihine altın harflerle yazdırmış!
Asıl adı Osman Gökçe. 1901 yılında Görele'nin Daylı köyünde dünyaya geldi. İlk derslerini ağabeyi Ali’den ve dönemin namlı kemençecisi Tuzcuoğlu’ndan alan Piçoğlu Osman, zamanla kendi köyündeki ve civar köylerdeki düğünlere gitmeye başlamış ve bir süre sonra, düğünlerde çalması için özel davetler alan bir kemençeci haline gelmişti. Çok güzel kemençe çalmasının yanı sıra, birde çok güzel bir sese sahip olması, kendisini dinleyen herkesi etkilemeye yetiyordu.
Osman, 18 yaşlarında iken mükemmel derecede kemençe çalmaya başlamış ve iki gün iki gece süren bir düğünü rahatça idare edebilecek bir duruma gelmişti.
Askerlik döneminden sonra da birçok defa İstanbul ve Zonguldak’a çalışmak için gitmişti. Birinci Dünya Savaşı’nın bütün acımasızlığıyla devam ettiği yıllarda Osman, tanık olduğu dramları destanlara dönüştürüyor, kemençesinin tellerinde âdeta yaşanan acıları dile getiriyordu. Ustası Karaman Halil Ağa’nın ifadesiyle artık sanatının zirvesine ulaşmış bir halk ozanıydı. Ünü de zamanla Görele ve Giresun sınırlarını aşarak bütün Karadeniz’e yayılmıştı.
Peki, neden Piçoğlu Osman?
Rivayete göre ustası Karaman Halil Ağa, bildiği bütün kemençe havalarını çırağı Osman'a öğretmiş, yalnızca çok sevdiği bir havayı kendisine saklamıştı. Ancak Osman, arkadaşlarıyla kurduğu küçük bir oyun sayesinde bu havayı da öğrenmişti.
Bir düğünde ustasının karşısında bu havayı çalmaya başlayınca kıyamet koptu. Öfkelenen Halil Ağa, belindeki tabancayı çekerek çırağına bağırdı:
“Ula, bunu da mı çalacaktın, piç oğlu piç!”
Anlatılanlara göre tabanca tutukluk yaptı veya birileri araya girince mermiler havaya gitti, Osman kurtuldu. Fakat o gün kendisine takılan lakap bir ömür peşini bırakmadı.
Üstelik bu lakap, zamanla onun sanatçı kimliğinin ayrılmaz bir parçasına dönüştü.
1924 yılında Trabzon’u ilk kez ziyaret eden Mustafa Kemal Paşa’nın huzurunda kemençe çalma fırsatı da bulmuştur. Anlatılanlara göre genç sanatçının icrasından oldukça etkilenen Mustafa Kemal, “Bu delikanlıyı iyi saklayın, bu büyük bir sanat dehasıdır.” diyerek takdirini dile getirmiştir. Hatta bu unutulmaz karşılaşmada Piçoğlu Osman’a 500 lira bahşiş verdiği de rivayet edilmektedir.
Daha sonra Ankara Radyosu'na uzanan sanat yolculuğunda türküleriyle büyük takdir topladığı anlatılır. Taş plaklara kaydettiği ezgiler ise bugün bile yaşamaya devam ediyor.
31 Mayıs 1946'da hayata veda ettiğinde henüz 45 yaşındaydı.
Kimi insanlar isimlerini atalarından alır, kimileri ise isimlerine kendileri anlam kazandırır. Piçoğlu Osman ikinci gruptandı.
Bir öfke anında söylenen söz, onun elinde Karadeniz'in müzik tarihine kazınan bir isme dönüşmüştü.