Trabzon, dillere destan güzelliği ile her geleni kendine âşık eden şehir olmuştur. Zira kente gelen seyyah ve gezginler nefis doğası, eşsiz manzarası, bahçelerinde yetişen türlü türlü meyveleri ile doğunun en parlak duraklarından birine geldiklerini anlamaktadırlar.

Tarihi İpek Yolu’nun denize açılan kapısı olan Trabzon, Doğu Anadolu yaylalarında yetiştirilen ürünlerin Karadeniz’e ve nihayet oradan da İstanbul’a sevk edildiği canlı bir transit merkezi olmuştur.

Modern bir limanı olmasa bile her daim hareketli, kıpır kıpır bir kent olan Trabzon’da gün aşırı Avrupa’nın değişik ülkelerinden gelip limana demirleyen yüzlerce yabancı uyruklu gemi olur bunun bir nişanesi olarak şehirde yirmiye yakın konsolosluk bulunurdu.

Osmanlı’nın en zengin vilayetlerinden biri olan Trabzon, sinemaları, tiyatroları, spor etkinlikleri ile her daim hareketli bir yaşamın hüküm sürdüğü cazip bir şehirdir.

Trabzon aynı zamanda Osmanlı’nın Rusya’ya karşı sınır güvenliğini sağladığı stratejik bir nokta olmuştur. Yani Trabzon 19’ncu yüzyılın Anadolu’sunda, siyasi, sosyal ve ekonomik manada öncü bir şehir durumundaydı.

Fakat bu canlılık, Birinci Dünya Savaşı’yla birlikte büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Rus işgalinin yol açtığı acılar, muhacirlik, verilen can kayıpları ve toplum hafızasında derin izler bırakan travmalar; savaş sonrasında ticaret hacminin daralması ve sermayenin şehir dışına yönelmesiyle birleşmiş, bütün bu gelişmeler Trabzon’u eski iktisadî ve sosyal hareketliliğinden uzaklaştırarak giderek yalnızlaşan bir şehir hâline getirmiştir.

Demiryolu hatları ile beslenmeyen ve neticede hayat damarları kesilen Trabzon’da on binlerce insan çaresizlik içinde mutluluğu dışarıda aramış ve gurbete çıkmıştır.

Bu yeni dönemde merkezde güçlü olan fakat merkezi idareden bir türlü istediği yatırımları alamayan bir şehir haline gelen Trabzon, demiryoluna kavuşamamış, plansız, programsız yapılaşmış ve bunun sonucu olarak tarihi kimliğini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır.

Bu arada artık Trabzon’un yerini Samsun almış ve Cumhuriyet döneminde yükselişe geçmiştir. Samsun, tarım arazilerinin bolluğu, demiryolu bağlantıları ve işlek limanı ile Anadolu’nun yükselen yıldızı haline gelmiştir.

Çarşamba ve Bafra ovalarının önemli birer üretim havzasına dönüşmesi, Samsun’un tarım ve hayvancılığa dayalı ekonomik gücünü belirgin biçimde artırmıştır. Bu üretim kapasitesinin ticaretle birleşmesi, şehrin ekonomik gelişimini hızlandırmış; Samsun, zaman içinde sürekli büyüyen, değişen ve dönüşen dinamik bir kent kimliği kazanmıştır. Kentin baştanbaşa uzanan tramvay hattı, gelişen ulaşım altyapısı ve modern şehir dokusuyla Samsun, bugün Karadeniz’in çağdaş kentleşme bakımından öne çıkan merkezlerinden biri hâline gelmiştir.

Osmanlı döneminde bir zamanlar bağlı bulunduğu vilayetin merkezi konumundaki Trabzon’un giderek gerilemesine karşılık, Samsun’un hızlı bir büyüme ve gelişme sürecine girmesi dikkat çekicidir.

Böylece Karadeniz’in iki önemli şehri arasında zamanla belirgin bir yön değişimi ortaya çıkmıştır: bir tarafta eski ağırlığını kaybeden Trabzon, diğer tarafta ekonomik ve kentsel bakımdan yükselişe geçen Samsun. Kısacası, bir şehrin gerileyişine karşılık diğerinin yükselişi söz konusudur.